30 Aralık 2009 Çarşamba

Mes'ud ve bahtiyar bir sene niyaz ederim

Değerli kardeşim,

Nihayed şu meş'um seneden kurtuluyoruz. Çok meşakkatli bir sene idi. Ne zimmet, ne evrakta sahtecilik, ne görevi kötüye kullanma, ne ihaleye fesat karıştırma, ne tecavüz kaldı. Karantina 1-2-3 der iken bir de terekemi elimden aldılar. Filhakika, halen dimdik görev başındayım.





Malum adettendir. Her sene-i cedid, ciddi-cedidi hükümler verilir. Ben de hüküm verdim: Yeni rehnümalar ediniyorum.
Cedid: Yeni
Rehnüma: Yol gösteren. Kılavuz


Devrisi senede biliyorsun çok başım ağrımış idi. Bu sebeble evrakı biraz daha düzeltmek icab etti. Bir aralık bu işi hallettik. İnkılâb-ı Şitevî olmazdan altı gün evvel, resm-i neşriyatta ta'limat-name değişikliğini neşrettirdik. Böylelikle, artık Şifahane'ye baştabib atanırken Tababet mektebi başmualliminin fikrini almak gereksizliğinden kurtulmuş olacağım. Bu değişikliği yapmış iken, tabib başı vekili olarak da Tababet ilmi almış olmak zaruretini kaldırıverdik. Artık, gönlüm kimi çeker ise ister hekim, ister baytar tabib başı vekili yapacağım. Bu pek güzel oldu! Şimdiye kadar neden akıl etmediğime taaccüb ettim!
İnkılâb-ı Şitevî: Sonbaharın bitip, kış mevsiminin başlayışı. (Aralık ayının 21'ine rastlar.)

Bizim mühalif zındıklar, Tabibbaşı ve dahi Makas-el Baytar tayininin usulsüz yapıldığını fark edememişler! Tekeyyüf ettim!
Tekeyyüf:  Bir keyfiyet kabul etmek. Eksiltmek veya noksan etmek. Keyiflenmek.

De-dektörlük makamıma hedayeler geliyor. Bir kısmının ne olduğunu anlamak çün dahi epeyce müşgül yaşadık.




Muhalif zindiklardan biri de, "de-dektörüm evde oynarsınız" deyu not düşüp bir oyun göndermiş. Sanki, eylenmeye gitmeyecekmişiz gibi! Taaccüb ettim!




George Orwell isimli bir zat da, Savaş barıştır, özgürlük köleliktir, cehalet güçtür. yazan bir notla birlikte aşağıdaki kitapları göndermiş. Bu George Orwell'de kim tebaama mı dahil? deyu sordum bilen çıkmadı.

Baktım, kitaplar gavurca. Attım kenara. Kim okuyacak?




Sene-i cedide deggin son hüküm şudur: Cedid-i sende daha ciddi olmalıyım. Lö imajımı değiştirme kararındayım. Zaten yeni moda olan kemmik çerçeveli bir gözlük aldım. Nasıııl?


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

25 Aralık 2009 Cuma

Zayii olmasın



Değerli günlük okurları,

Israrla belirttiğimiz gibi: Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Mamet'in günlükleri  binlerce yıl önce yazılmıştır. Artık ölü olduğu sanılan bir dilden çevrilen, Oxford üniversitesi dilbilimcilerine göre yazılı tarih bilgimizi değiştirebilecek nitelikte belgelerdir. Buna rağmen, (kaderin garip cilvesi) günümüzle ilginç benzerlikler olabilmektedir. Bildiğiniz gibi, bizleri de çok şaşırtan bu benzerlikleri siz değerli okurlarımızla paylaşıyoruz.


Ne derler bilirsiniz : Tarih tekerrürden ibarettir!

Tümüyle hayal ürünü olan günlükteki olaylar hakkında olumlu olumsuz çeşitli tepkiler aldık. Ancak son aldığımzı bir yorum hepimizi çok şaşırttı. Yoruma ilişkin çeşitli seçeneklerden hangisini seçeceğimize bir türlü karar veremedik. Sonunda, yorumu size bırakmaya karar verdik. Hiç dokunmadan aynen yayınlıyor ve uyarıyoruz:





Adsız "Bed-düş gördüm, hayrola?" kaydınıza yeni bir yorum yaptı:


sen embesilce yazacağına kim olduğunu söyle de ben senle yüzyüze konuşayım bazı şeyleri.o zaman daha iyi yaptırabilirim sana dalga geçmeyi,geçtirmeyi.


Bu yorumu yayınla .               Bu yorumu reddet.                         Bu yorumu kaydet.  

Bu yorumu yapanı affet.        Bu yorumu ibret olsun diye muhafaza et.

Yorum sahibi kimliğini belirtmediğinden "kim olduğunu söyle de, yüzyüze konuşalım" efelenmesinin muhatabını anlayabilmiş değiliz. Siz okurlarımız için potansiyel beş adayı aşağıya sıraladık.

A) Magnesialı Enbehun    B) Karabaar beg   C) Mahdum-u Satırcı   D) Baskıcı Hüso   E) Makas-el Baytar

Doğru yanıt verenlere törenle BRAVOO denecektir.

Okurlarımız bilmeyor olabilir, tekrar belirtelim: Kimlik soranın, kimliğini göstermesi adettendir. Yorum sahiplerinin de gayet iyi bildiğini sanıyoruz. Polis bile operasyona geldiğinde (Karantina-1, Karantina-2, ...)  kimliğini, arama iznini gösterir.

Sözün özü, isim isteyen önce ismini vermek zorunda. Halkımız bu gerçeğin farkında!

Yayın Kurulu



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

24 Aralık 2009 Perşembe

Matbuat çün Beyan-ı İfhamiye

Beyan-ı İfhamiye: Bildirmek ve anlatabilmek için yapılan açıklama.


Oğuz Aral'ı saygıyla anıyor, benzerlik nedeniyle bu resmi kullandığımız için "Utanmaz Adam - Şeref"in yaratıcısı Oğuz Aral'dan af diliyoruz.
Yayın Kurulu


Alem-i Cihan muhaberat Ajansı - Nehr-üs Sema Neşriyatı tarafından bildirilmiştir
Nehr-üs Sema: Samanyolu. Kehkeşan.

Smyrna namlı şehrimizin, güzide kurumlarından olan Yüksek Mektebin tepesine cebren baş-muaalim olarak atanan Mamet Hüzün'lü bir beyanda bulundu.

Milli ve dahi Mıntaka-i neşriyatta hakkında yer alan "Şizofren yakınına 'akıllı' raporu alıp, kendi lehine vasiyet düzenlemiş" suretindeki neşriyatla şahsi mes'elelerinin ifşa-yi raz edildiğinin bildiren de-dektör, "Matbuatımızın güzide temsilcilerini tenzih ederim. Lâkin, şahsımı hedef alan bu tür neşriyatı esefle karşıladım. Taaccüb ettim!" dedi.
İfşa-yi Raz: Sırrı açıklama.

De-dektör tertib ettiği bir cemiyyet ile şahsen davet ettiği muhabirlere, "Yapılan bu neşriyat, bayıltıcı, aşağılayıcı ve şahsi hayatıyla mensubu olduğu mektebi ve temsil ettiği makamı bereleyici keyfiyet ihtiva etmektedir" şeklinde maglata eyledi. Bu haberlerde, maksadın ne olduğunu bilmediğini söyleyen de-dektör, "Maksad nedir bilemiyorum amma mektebim hakkında Menfî bir durum hasıl olmuşdur." dedi.
Maglata: Mugalata. Boş ve mânasız söz. Zihin yanıltmak için söylenen saçma sapan söz. Doğruya benzer yanlış sözler. Safsata. Hatalı ve yanlış söz. Demagoji.



Mektebin başmuallimlik mevkiini gasbetmiş bulunan de-dektör Mamet milli bir neşriyatta bahsi geçen merhum psikiyatri hastası yakınına, akıllı raporu alarak vasiyeti kendi lehine düzenlediği haberine deggin mugalata yaptı. Hüzün'lü konuşmasına mugalatayı neden mektebin Punto'daki Binası'nda yapma ihtiyacı hissettiğini ifade ederek başladı:  "Bu neşriyata deggin ifşaatları mektebimizin de-dektörlük binasında yapmayı münasip buldum. Çünkü bu mühîn saldırı sadece şahsıma değil, memleketimizin en muteber mekteblerinden biri olan Yüksek Mektebimize yapılan bir saldırıdır. Çetuk, Atık, ve dahi Katık bulmuyorum" buyurdular.
Mühîn:  1- İhanet eden. Tahkir ve tezlil eden. 2- Hor, hakir, alçak. Hâin.



"Rahmetli halamla ilgili haberin maksatlı yapıldığı kanaatini taşıyorum"

"Benim halam, daha doğrusu babamın halasının kızı, iki yıl evvel vefat etti. Filhakika, vefatını kimselere duyurmadığımız, hakkında ölüm ilanı vermediğimiz, kendi aramızda düzenlediğimiz sessiz sedasız sade bir törenle defnettiğimiz muhterem halamızla ilgili böyle bir haberin maksatlı olduğu kanaatindeyim."

"Benim halam hiç evlenmemişti. Zaten benim halam yoktu. Halam olduğu söylenen kişiyi tanımam. Zaten benim babamın halasının kızı vardı. Beni o büyüttü, okuttu sayılır. Filhakika, aramızda akrabalık ilişkisi olmasa da kişisel olarak en yakını bendim. Yıllarca hizmetinde bulundum. Rahmetliyi pek severdim. Bu sevgimin, muhabbetimin karşılığında bana mal varlığını devretmek istemişti. Zaten çocukluğumu bilir. Çocukken hayvanları da pek severdim."

"Malum bu durumda, belli bir yaşın üzerinde olduğundan  'Her türlü tasarrufa ehildir' şeklinde bir heyyet raporu icab etmekte imiş. Biz de hekim dostlarımız vasıtasıyla bu raporu aldık. Notere giderek, mal varlığını öldükten sonra bana bırakan vasiyette bulundu.  Doğal olarak da böyle bir yazı ve rapor olduğu için biz de veraset ilamını mahkemeye götürdük. Mahkeme, bu kararı vermezden önce başka mirasçılar var mı yok mu diye araştırıyormuş nereden bilelim. Bugün öğreniyorum! Taaccüb ettim!"

"Bir sürü mirasçı daha çıkmış. Bunların bir kısmını tanıyorum ancak bir kısmını tanımıyorum. Meğer benim de iki erkek kardeşim varmış. De-dektör olarak atandığımda da hökömet partisinin üyesi olduğunu öğrendiğim iki erkek kardeşim çıkmıştı. Böylece, tabii işin uzmanları daha iyi hesaplayacaktır demek toplam olarak beş erkek kardeş oluyoruz. Ohoo miras bana yetmez derken iyice bölünüyor.''

"Akli dengesi yerindeydi"

Ortaya çıkan mirasçıların, halası Öktem'in psikolojik rahatsızlığının bulunduğunu ve vasiyet yapamayacağını, kendisinin haksız şekilde rapor düzenlettiğini iddia ettiklerini anlatan de-dektör halasının şizofren hastası olduğunu belirterek, "Ancak, bizim aldığımız raporlara göre akli dengesi yerindeydi" dedi.

"Yahu, Klozemenai'deki hastaneden aklı başında raporu veren hekimi tanımam. Kocası mektebde Profesör Enbehun Magnesialı. Onu tanırım. Şimdi bizde onu Darüşşifada baştabib muavini yaptık. Aslında biz de acaba halamızın akli dengesi yerinde mi deyu merak içindeydik. Ondan götürmüşdük. Vallahi rapor gelinceye kadar biz de akli dengesinin yerinde olduğunu bilmiyorduk. Aldığımız raporlara göre akli dengesi yerindeydi. Taaccüb ederim!" dedi.
Enbahun: Metin, sağlam, muhkem, tahkim edilmiş yer.
Magnesia: Manisa

"Mektebde İntihabata giren grubumuz Huzursuz Ruhlar Kumpanyası"

"Bildiğim kadarıyla her şizofren, akli dengesi bozuk olmaz. Bunu konunun uzmanları gayet iyi bilir. Bakın bizim idaremizde yönetimde bir sürü deli-bozuk bulunmakta. De-dektör daniş-mendlerini biraz araştırın, bakın ne huzursuz ruhlar bulacaksınız".
 
"Yargıya intikal etmiş bu konuda son kararı Adli Tıp Kurumu ve değerli yargıçlarımız verecektir"
 
"Halam yaklaşık 20-30 yıldır şizofren tedavisi görüyordu. Zaten vefat etti. Olan olmuş, ölen ölmüş. Ölüm hak, miras helal. Dolayısıyla böyle bir haberi hiç düdük bulmuyorum."  diyen de-dektör şööle devam etti.

"Bir de evrakta sahtecilik iddiası var. Beni nitelikli dolandırıcılık yapmakla suçluyorlar. Çok saçma. Ben nasıl olurda nitelikli olarak addedilebilirim? Afedersiniz dolandırıcı diyecektim. Ben nasıl olurda dolandırıcı olarak addedilebilirim?  Bu konuda son kararı Adli Tıp Kurumu ve değerli yargıçlarımız verecektir. Bu arada hukuka, Adli Tıp Kurumu ve değerli yargıçlarımıza her türlü baskının yapılacağına güveniyorum, bu yüzden mahkemenin kararına da saygım var. Dimdik görevimizin başındayız"
Alem-i Cihan muhaberat Ajansı - Nehr-üs Sema Neşriyatı tarafından bildirilmiştir

Nehr-üs Sema: Samanyolu. Kehkeşan.





" Basına saldırı"

Toplantının ardından terini silerken etrafını saran şürekasıyla sıkıntılı biçimde konuştuğu dikkat çekti. Guruptan birinin "Abiciim, iyi ki biri çıkıp da: Neden 10 dakika ötede senin de çalıştığın koskoca tam teşekküllü Darüşşifa dururken, memleketinizin Darüşşifasından rapor aldınız? Pekii, Adli Tıp kurumu halanızın sağ tek akrabası olduğunuza da karar verebilir mi? diye sormadı" dediğini duyan muhabirimiz salona geri dönmek istediğinde de-dektörlük şahsi kolluk kuvvetleri tarafından engellendi. Bu arada, küçük bir arbede yaşandı. Çıkan arbedede fotograf makinalarımızı kırdılar (F.M.K.).

Serkan Yılmaz (Penguen)

Uzman görüşü
 
Hırsızlık, tecavüz, görevi kötüye kullanma, evrakta sahtecilik, nitelikli/niteliksiz dolandırıcılık, yalancılık, iftira gibi aklınıza gelebilecek tüm ADİ ve YÜZ KIZARTICI SUÇLARDA sanık davranışları
inkâr, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenme
olmak üzere beş aşamada tanımlamıştır.

İlk aşamada verilen en yaygın tepki şok ve inkârdır. Bu dönemde suçun inkâr edilmesi, sık görülen tepkidir. İnkâr, suçlunun suçun işlediğinin bilinmesinin önemini küçümsemesi ya da suçu yok saymasıdır. Suçlu olduğunu inkâr edilmesi, katlanılması güç olan gerçeğin yarattığı kaygı ve çaresizlik duygularına karşı bir savunma mekanizmasıdır.

Zamanla reddetme ve panik hali geçer ve kişi karşılaştığı durumu daha net algılamaya başlar. Daha sonra öfke dönemi olarak tanımlanan “neden ben yakalndım” duygusunun yaşandığı ikinci dönem gelir. Kişi bu dönemde suçun niteliğine veya kendisinin önemine ilişkin gerekçeler bulmaya çalışır. Bu dönemde yaşanan öfke başkalarına veya kişinin kendisine yönelebilir.

Bu dönemi takiben suçlu pazarlık dönemine girer. Kendisinin affedilmesi gerektiği, zaten kendisini çekemeyenlerce iftiraya uğradığı, aslında toplum için nasıl değerli olduğu, insanları çok sevdiği, kimlere ne iyiliklerde bulunduğu gibi gerekçeler ileri sürer. Serbest bırakılması halinde her türlü işbirliğine gireceği, her şeyi itiraf edeceği, çok pişman olduğu, pişmanlık yasasından yararlandırılması gerektiğini söyleyecektir.

Bunun dönemin ardından anksiyete, depresyon, kızgınlık, uyku, iştah ve konsantrasyon bozukluğu, günlük aktiviteleri başaramama ve gelecek korkusu gelişebilir. Bu dönem anksiyete ve depresyonun giderek artmasıyla, haftalar hatta aylar boyunca sürebilir.

Zamanla suçlu gerçeği kabul edip, enerjisini ve ruhsal gücünü yeni yaşamına yöneltmesiyle de uyum süreci başlar. Bu dönemde hücre komşularıyla tekrar ilişkiye girmesi beklenmelidir. Suç işlediği dönemlerden kişilerle daha uyumlu bir arkadaşlık gerçekleştireceği düşünülerek, zimmet, evrakta sahtecilik, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma, tecavüz ve benzeri suçlardan hükümlü arkadaşlarıyla aynı ildeki hapishanelerde bulundurulması suçlu açısıdan yararlı olacaktır. Kamu görevlerinden men edilmeleri ise toplum açısından faydalı görülmektedir.

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

23 Aralık 2009 Çarşamba

Bir Yüksek Mekteb Nasıl Olmalıdır?

Yüce ve muhterem Başbaşım,

Yüksek müsaadelerinizle bir nebze olsun Bir Yüksek Mekteb Nasıl Olmalıdır? konusuna temas etmek arzusundayım, arz ederim efendim.

Bir Yüksek Mekteb nasıl olmalıdır? Bu soru uzun senelerdir zihnimi meşgul etmektedir. Zat-ı şahanelerinin çok isabetle buyurduğu üzere, bu yüksek mektebler her daim mühim mes'eleler çıkartmaktadır. Aslında, yüce devletlumuz benim gibi de-dektörler tayin etmek suretiyle bu mes'eleleri kökünden çözebilecek bir görevi ifa etmiş bulunmaktadır. Filhakika, tayin edilen de-dektörler afsunlanmaya ve iktisadi desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bu afsunlanma mes'elesi inhimale gelmez. İcab ederse Tertibât- ı Kanuni ile, kadıların koltuğu elimden almalarına engel teşkil etmek zaruridir. Ben de-dektör olarak bu hususda üzerime düşen vazifeyi yaparak uygun bir makam koltuğu yaptırtmış bulunmaktayım.
İfa : Ödemek. Yerine getirmek. Söz verdiğini veya vazife bildiğini yerine getirmek. Kılmak. Yapmak
İnhimal : 1- İhmal etme, önem vermeme. 2- Mühlet alma. 3-Göz yaşı dökme. 4- Ciddi bir şekilde çalışma, uğraşma.



İktisadi açıdan da biliyorsunuz bir de-dektör olarak müşgül vaziyetteyim. Hakketten çeşm-i istikbal-bini hatun kişinin kadıya şikayeti hasebiyle şöyle ferah ferah kesip biçip paraları desteleyemiyoruz. İlave olarak biliyorsunuz bu amcamgillerin kadıya olan şikayeti neticesinde, Klazomenai ilçesinde tek akrabası olduğum rahmetli pederimin müteveffa halasının mülkünü de elimden aldılar. Üstelik de binbir iftira ile!
Klazomenai : İzmir'in Urla ilçesinin eski adı.


Neler söylemişler kadıya!



Yok efendim, rahmetli pederimin müteveffa halasının mirasının üzerine oturmak için türlü oyunlar yapmışım. Akli muvazenesinin yerinde olmadığını biliyormuşum, amma önce nihai zevcemin vazife ifa ettiği şifahaneden aklı selim olduğuna dair yek hekim raporu temin etmişim.

Bilahere memleketim olan Thyateira Darüş şifahanesinden "halacığım pek yaşlı, zaten evden çıkamıyor" deyu bu rapora istinaden hemşehrilik ilişkilerim vasıtasıyla sapasağlam deyu heyyet raporu almışım.


 Sonra da noterde vasiyetnamesini düzenleyip sağ kalan tek akbabası benim deyu, malı mülkü üzerime geçirmişim. Ben hiç böyle şeyler yapar miyim? Söyleyiniz Yücce Başbaşım.


Hiç olur mu Yüce Başbaşım? Bir kadı böyle ifadelere kulak verüb de, kooossskoca Yüksek Mekteb de-dektörünün elinden terekeyi alabilir mi?

Maal-esef oldu. Demişler ki,

"Mamet bey, müteveffa halamızın salimîn tek akrabası olduğu iddiasındadır. Velev ki tüm akrabalarının meyyit olduğu zannındadır. Veyahut da hiçbirimizi hatırlamamaktadır, sağ olduğumuzu bilmemektedir. Bre insaf, kendisinin sıhhatli iki biraderi bulunmaktadır. Onları da mı hatırlamamaktadır?"
Sâlimîn : Sağ, sağlam ve sıhhatta olanlar. Sâlimler.
Meyyit : Ölü. Cansız. Ölmüş.

Yahu ben bütün akrubalarımı hatırlamak zorundamıyım? Hem rahmetli pederimin sevgili halası benim hastam olmuş, sonra akli muvazenesinin yerinde olmadığını farketmiş olabiliriz. Peki bütün hastalarımı hatırlayablir miyim? Hatta rahmetli pederimin, müteveffa halası benim halam dahi olabilir. Peki, bütün halalarımı hatırlayabilir miyim? Mümkün mü böyle bir şey? Benim mevkiimde biri bütün akrubalarını nasıl hatırlayabilir? Taaccüb ettim!Vallahi ettim! Bizahiti esef duydum!
Esef : 1-Hüzün, gam, nedamet, pişmanlık. 2- Elden çıkan bir şey için hâsıl olan üzüntü.



Mühüm olan bu mes'elelerle vicah etmek ve dahi hedef-i âmâle varmaktır. Yüce idarecilerimiz Yüksek Mekteblerden sadakat, itidal ve idarenin dümen suyunda gitmelerini beklemektedir. De-dektörlerin yegane görevi bu hususta üzerine düşenleri yerine getirmektir. Yüksek mekteblerimizin bu evriminin anlaşılması, hükümetimizin benzeri mes'elelerin hakkından gelmek çün yeni metodlar geliştirmesine faide sağlayabilir.
Vicah : Yüz yüze gelmek. Yüzleşmek.
Hedef-i Âmâl : Gaye-i hayâl. Ulaşmak istenilen hedef.


Lâkin az önce ifade etmeye gayret ettiğim iktisadi mes'elelerin halli şarttır. Evvel ve ibtida ihhalelerden aldığımız komisyonların miktarının arttırılması gerekmektedir. Beşlik bir komisyon oranının tam vakitli olarak günün tüm öğlenden sonrasını geçirdiğimiz bir de-dektörlük işi için kifayetsiz olduğu çok açıktır. Üstelik de, Mahdum-u Satırcının kifayetsizliği mi, yoksa başka sebeblerden mi bilinmez, Darüş-şifadan akçe gelmediğinden mütevellit yeni ihhaleler yapıp da komisyon oranımızı yükseltmek mümkün olamamaktadır.


Yüksek mekteb tarihçesiyle ilgili bir şeyler yazmışlar biraz da onları okuyayım diyordum. Lâkin bunlar da pek sıkıcı imiş. Müsaadelerinizle buraları atlayıp hizmet sunma, a'ni Bıdaa ticareti konularında biraz daha durmak arzusundayım.
Bıdaa : 1- Bilgi. 2- Sermaye.

Bu vesileyle biraz da, yeni hizmet alımlarını münakaşa etmek arzusu duyuyorum. Mesela yorgan nakli konusunda nereye gizlendiği bilinmeyen bir el-aman noksanımız oluştu. Bu konuda kendisine de yardımı dokunsun diyerekten, emani-i mahsusa hizmet alınamaz mı? Nihayetinde mahpusluk cezası hayat-ı hususiyye değil midir? Maksat kervan yürüsün. Yorgan nakli hususunda hizmet satın alabilir miyiz ?
Emani-i Mahsusa: Hususi arzular, özel maksatlar.
Hayat-ı Hususiyye: Hususi hayat, özel hayat. Şahsa ait hayat.


Sonra kordelya kıyılarında dolaşırken birden aklıma düştü. Hususi bir tababet müessesesinden neden hizmet alınmasın? Tabii hizmetin hepsini almak da şart değil. Mesela tersimî hizmeti alabiliriz.

Bu tersimî hizmetleri pek pahalı imiş. Bakın şimdi düşündüm MR Ters Imî hizmeti de satın alınabilemez mi?
Tersimî: Resimle alâkalı ve resme dair. Grafik.


Ma'lum bu tababet işlerini teşebbüs-ü hususiyeye devr etmek pek faideli. Hazır saydele ve dahi daru-hanelere ilişkin dükkân-ı müteselsile teşekkül gayreti içine girilmiş iken, bu fikriyatımızın da nazari itibara alınmasını arz ediyorum, Yücce Başbaşım.
Saydele: Eczahane.
Daru-hane: İlâç satılan yer, eczahane.
Dükkân-ı Müteselsile: Zincir gibi birbirine bağlı dükkanlar.


Mektebim ve Tümleşik Goygoycular Ekibi adına bu naçizane şilti size takdim etmek için ölüp geberiyoruz. Buyrunuz!..





Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

21 Aralık 2009 Pazartesi

Yine falda dert çıktı

Değerli biraderim,

Bir kaç hefte evvel bir beddüş gördüm çün, fikriyatını sormak hasebiyle yazmış olduğum nameyi hatırlarsın.
Hefte:  Yedi günlük müddet olan hafta
http://mametgunluk.blogspot.com/2009/12/bed-dus-gordum-hayrola.html

Başmuallim olmak zor zenaat. Ben böyle karabasanlar içine düşmüş iken, tebaam halîme anlayış gösterip, beni seveceğine, bağırına basacağına, hali pür melalim hakkında ardımdan konuşuyormuş.

Karabasan halî, uykumdan etti.
Garibin hali, bilinmez gari.
Neyse hali'm, çıksın falim.

deyip bir fal açtırdım geçen gün. Fala bakan da bizim Karabaar beglen, Mahdum-u Satırcı (Tabibbaşı olan).
Hali : Tenhâ. Boş. Sahipsiz. Issız. İçinde bir şey olmama.
Halî : 1- Hâl ile, vaziyet ile. 2-Gamsız, kedersiz, gailesiz, dertsiz. 3- Evlenmemiş erkek, bekâr adam.
Hali' : 1-Boşanmış erkek, zevcesini terketmiş adam. 2- İtaatsız, isyan eden, utanmaz, kayıtsız, hayasız. 3- Kovulmuş. 4- Soyulmuş.

Falımda (hayırlara vesile olur inşallah) farz-ı muhal, Tababet mektebinde intihabat yapacak olur isek, intihabat neticesinde Tababet mektebi başmuallimliğini kazanmamızın gayr-ı kabil ve dahi gayr-ı mümkin olduğu zâhir oldu. Bir de benim yüregim kabarmış zâhir oldu.
Farz-ı Muhal : Olması imkânsız olup, var gibi kabul edilen. Olmayacak şeyi, olmuş gibi düşünmek.
Gayr-ı Kabil: Mümkün ve kabil değil, imkânsız. Mümkün olmayan, olamaz.
Gayr-ı Mümkin: Mümkün olmayan, imkânsız.

Yahu dedim. Mektebe başmuaalim oldum. Bir de tababet mektebine muallimlik çıksa olmaz mı? Hey yüce rabbim, şu fala uygun bir işaret koysan olmaz mıydı?


Epey uzun uzun baktık. Karabaar beg bilemezse deyu Satırcı baktı. Onunla da iktifa etmedik. Bahçeden bir falcı kadın bulduk getirdik. Uzun uzun baktı, neleri bildi inanamadık. Lâkin o da falda Tababet mektebi başmuallimliğini göremedi. Hep birlikte hayıflandık halimize. Hüzünlendik! Benim hüzzam şarkımı söyledik.



Mamet'in Şarkısı (Hüzzam)


Neydelan içinde geçti geceler,
İmlayı yitirdi benim heceler.
Sarışın-ı afik rolü benimdi,
Ab-endam hatunlar bu rolü sevdi.
...
Afik: Çok aptal.

Şu hüzünlü şarkımla dahi eglenip, yahu adam sarışın değil, düpedüz ermed. Mektebin heryerine astırdığı resimlerde saçında beyaz dışı renk kalmamış neredeyse deyu, kîl u kâl eylemişler.
Ermed: kül rengi, gri. Boz renkli nesne.
Kîl U Kal:  Dedikodu.

Eee, kocadık biz de biraz tabii. Amma el insaf yahu. Hep de böyle değildik ya! Gençlik günlerimizde gerçek sarışındık elbet.


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

15 Aralık 2009 Salı

Binlerce yıl sonra, bu ne benzerlik?

Değerli izleyiciler,

Günlük yayınının kesilmesinden dolayı affınızı diliyoruz. Fakat binlerce yıl sonra ortaya çıkan bir benzerliğe dikkatinizi çekmeden duramazdık, duramadık.

Bildiğiniz gibi, insanlık tarihinin en önemli buluşu yazı olarak tanımlanır. Bu nedenle tarih yazının bulunuşuyla başlamış kabul edilir. Hatta aynı nedenle, yazı öncesi dönemler tarih öncesi (Prehistory) olarak adlandırılmaktadır.  Yazının bulunmadığı bu dönemler sözlü (oral) tarih dönemleri olarak bilinmektedir. Bu dönemlerde Mamet'lerin etkin olduğunu, hatta yazı kullanabildiğini günlüğün deşifre edilmesi için kulanndığımız elimizdeki kaynaklardan biliyoruz. Deşifre edebildiğimiz bölümleri siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.



Çivi yazısı (Cuneiform) olarak bilinen ilk yazı biçimi kil tabletler üzerine yazılmaktadır. Bu yazı biçiminin, ilk olarak M.Ö. 4. binyılda Sümer rahipleri tarafından kullanıldığı sanılmaktadır. Aynı dönemlere ait Mamet iskeletlerinden hareketle elde edilmiş temsili resimlere göre (yukarıdaki resme bakınız) elimizdeki günlüğe esas olan yazı biçimini Mamet-dişi yazısı (Mamedic-Knurlform) olarak tanımlayabileceğimizi düşündük. Oxford üniversitesi tarafından bu düşüncemiz büyük beğeni topladı.




Yazılı tarih öncesi dönemde de okullar bulunmakta. Maalesef elimizdeki kaynaklardan çok iyi biliyoruz ki, Mametlerin okullarda başmuallim olma yönünde vahşi bir arzuları taa bu dönemlere dayanmakta.

Bu nedenle olsa gerek, Geç Roma dönemi sonlarına kadar Mamet - soylular "Savage Atrocious Truculent Ferocious" olarak tanımlanmışlar.





Karanlık dönem olarak da bilinen ortaçağda salgın hastalıklar ve olumsuz hava koşullarına bağlı açlık, yoksulluk nedeniyle cehalet hızla artmıştır. Aynı dönemde, okuma yazma bilip de hakkını aramaya kalkanlar, doğru söylemeye kalkanlar büyücü-cadı diye suçlanıp, cahil halkı galeyana getirerek CADI AVI düzenlenerek ortadan kaldırılmıştır.

Karanlık dönem sonrasında Latinceden İngilizce'ye de aktarılan  "Savage Atrocious Truculent Ferocious" cümlesini duyanlar Mamet-soyluları insan sanmaya başlamışlardır (Bilindiği gibi Savage Atrocious Truculent Ferocious, "vahşinin önde gideni, kan içici, arlanmaz uslanmaz" olarak çevrilebilmektedir).


Oxford üniversitesinin bir önceki kaydımızda belirttiğimiz yazılı metinler üzerinde yaptığı araştrma sonrasında, Arkaik dönem İngilizce kayıtlarda gerçekleştirdiği çalışmalar bu ifadenin ortaçağda kısaltıldığını ortaya çıkarmıştır. Individualisim (Birey-cilik) kavramının gelişmeye başlamasıyla "I am a free individual, uleyn!" söylemini geliştirmeye çalışan Mamet'ler için kullanılan "Savage Atrocious Truculent Ferocious" sıfat tamlaması yerini Barbarian kelimesine bırakmıştır. Victorian dönem sonrası iyice kibarlaşan İngilizler bu kelimeyi de Barbarian bulmuş, diplomatik dili geliştirirken Uncivilized kelimesiyle değiştirmişlerdir. Böylece Mametlere ilişkin farkındalık sürdürülmüş, uygarlık üzerindeki Mamedyen etkiler (Mamedian Effect) azaltılabilmiştir.

Dolayısıyla, uygarlığın gelişimiyle Mamedyen etki arasında tümüyle ters yönde bir etkileşim olduğu görülmüştür. Nitekim, Mametler (Hyena-Sırtlan) Amerika'da dahil olmak üzere yayıldıkları tüm kıtalarda varlıklarını sürdürmek için kargaşa, savaş, karışıklık, gerilim gibi ortamlar yaratmak için var güçleriyle çalışmışlardır. Bu çabalar, Sırtlan soylular, İstemem yan cebime koycular ve dahi Goygoycular tarafından desteklenmiştir.

Bu uzuun tarih girişinden sonra, bir önceki kayıtta oricilanili de verdiğimiz 02 Cucumber (Hıyar ayı) M.Ö 4209, Beter bir gün tarihli  ÇOK ESKİ ZAMAN - İSTANBUL tabletinde yayınlanan metne çok benzer bir metnin günümüzde yayınlanan bir gazetede yer aldığını görünce küçük dillerimizi yuttuk! Bu ne benzerlikti?

Yoksa tarih gerçekten tekerrürden mi ibaretti? Altıbinikiyüzonyedi yıl + üçyüzaltmışüç gün + onbir saat + yiürmiüç dakika önce yazılanlara bu kadar benzerlik olabilir miydi? Bir Mamet türküsü eşliğinde takdirlerinize bırakıyoruz.

Yayın Kurulu

Mamet türküsü

Koperatifden kesesi,
yandaş medyadan gelir sesi.
Mekteble oyun oynar,
ah sehabinin, ah sehabinin se-sesi.


Aman yallah, puntoyada yolla,
haydi yallah, puntoyada yolla,
yolla yolla yar yolla.


Kooperatif yastığım yok,
karantinadan bastığım yok.
Kitabsız bir mamedim,
Başbaştan başka, aman başbaştan başka dostum yok.


Aman yallah, puntoyada yolla,
haydi yallah, puntoyada yolla,
yolla yolla yar yolla.


Kooperatiften yeleğim,
seni sevdim mektebim.
Biraz da sen beni sev,
rahat etsin, aman rahat etsin yüreğim.

Aman yallah, puntoyada yolla,
haydi yallah, puntoyada yolla,
yolla yolla yar yolla

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Tevhid Haber ne demiş: (ALINTIDIR)
Rektörler Danıştay'a tepkili


"Öğrencinin hangi liseden geldiği değil başarısı önemli." Danıştay'ın katsayı uygulamasını geri getiren kararı üniversitelerin de tepkisini çekti. 


'Bizim için öğrencinin hangi liseden geldiği değil, başarısı önemli' noktasında birleşen rektörler, meslekî eğitimin engellenmesi yerine önünün sonuna kadar açılması gerektiğini vurguladı. Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Serdar Bedii Omay, Danıştay kararını anlamakta zorlandığını belirtirken, Hakkari Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Belenli, sınava giren herkesin performansına göre üniversiteye yerleştirilmesi gerektiğini kaydetti. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fazıl Tekin, "Meslekî eğitimin önü kesilmemeli. Aksine teşvik edilmesi için ne gerekiyorsa yapılmalı." görüşünü dile getirdi. Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Füzün, katsayı uygulamasının 'eşitliğe aykırı' olduğunu söyledi. Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan ise meslek liselerine, meslekî ve teknik eğitim fakültelerine giderken daha fazla puan verilmesi gerektiğini belirtti.

Rektörler, öğrencinin hangi liseden geldiğinin değil başarısının önemli olduğunun altını çiziyor. Üniversite camiası, mesleki eğitimin önünün açılması gerektiği konusunda hemfikir. Rektörlerin konuyla ilgili görüşleri şöyle:
Prof. Dr. İbrahim Belenli (Hakkari Üniversitesi Rektörü): 
Prof. Dr. Rıza Ayhan (Gazi Üniversitesi Rektörü):
Prof. Dr. Fazıl Tekin (Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Rektörü):


Prof. Dr. Mehmet Füzün (Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü):
Prof. Dr. Serdar Bedii Omay (Mardin Artuklu Üniversitesi Rektörü):
Yalçın Topçu (BBP Genel Başkanı)


Muzaffer Gülyurt (AK Parti Erzurum Milletvekili)


Öğrenciler, Facebook'ta dertleşiyor: Bu ülke asla kalkınamaz.

ZAMAN


10 Aralık 2009 Perşembe

I said what what ...

Yayın Kurulu notu:

Geçtiğimiz hafta çözümü devam eden günlük içinde, orijinal metnin sayfaları arasında papirüs üzerine yazılmış bir notla karşılaştık. Bu notun bir dergi veya gazete kupürü olduğunu düşündük.

Uzmanlarımız metnin eski dönemlerde kullanılan (arkaik) İngilizce (English) olabileceğini belirttiler. Bunun üzerine metni İngiltere'ye gönderdik .
Yok artık diyenlere soruyoruz: Burda Oxford vardı da mı göndermedik yani?.
Neyse dağıtmayalım. Metnin günümüz İngilizcesine çevrilmiş hali gelince heyecanlandık.

Çünkü elimizdeki metnin Mamet ile ilgili olduğu ortaya çıktı. Orijinal metni aşağıda veriyoruz.


The coefficient is also an obstacle in the way of equal opportunity in education, The Conversant De-dector Mamet Hüzün said.

“Of course, we should respect the decisions of the judiciary. But as a free individual and a half timer professor, I deeply feel that the coefficient system and bringing it back now is wrong. The Pi coefficient is a violation of equality. What I said what I said.”

02 Cucumber  BC 4209, Bed-nam- day

VERY VERY OLD TIME - CHALCEDON (KADIKÖY )
Mealen şöyle çevirdik:

Müteaddit defa ifade ettiğim üzere*, kadılarımızın verdiği her türlü hükme hürmet ediyoruz.  Netekim, şer-i atın kestiği parmak acımaz. Filhakika, beni bu makama atayan Yüce ve dahi Ulu Başbaşlarıma göbeğimden bağlı bir vetentaş ve baş-muallim olarak sistemdeki lehimde kullanılan 3.14'lük Pİ katsayısının benim gibiler için elzem olduğunu biliyorum. Bu sebeple, bu değişikliğin ben ve benim gibiler için çok yanlış olduğunu çook derinden hissediyorum. I said what what...

02 Cucumber (Hıyar ayı) M.Ö 4209, Beter bir gün
ÇOK ESKİ ZAMAN - İSTANBUL


 * http://mametgunluk.blogspot.com/2008/12/nemli-bir-haber-iin-gnlk-yaynna-ksa-bir.html

 *  http://mametgunluk.blogspot.com/2008/12/aklamalar-ardarda-gelmeye-devam-ediyor.html

 *  http://mametgunluk.blogspot.com/2008/12/yeni-yldan-nceki-son-aklama.html


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

9 Aralık 2009 Çarşamba

Karabasanlar tuttu beni - Duttu da unuttu beni

Muhterem biraderim,

Karabasanlar berdevam olunca Mahdum-u Satırcıylan bu hususta görüşmem icab etti. Yahu cüdam nihayetinde hekim başı. Belki bir derde derman olur deyu düşündüm. Son cüsamda kendimi bir takım fezalılara vecahi feylesof ünvanı takdim ederken görünce haykırarak uyanmışım. Nihai zevcem: "Mamedim bu iş böyle olmayacak! Bir hekimle görüşmelisin." dedi. Koskoca de-dektör laalettayin bir hekime gidecek değil a! Hekim-başıylan müasene ettik, helbette!
Vecahet: 1- Güzellik, güzel yüzlülük, gösterişlilik. 2-Haysiyet, şeref, onur, itibar
Laalettayin: Gelişigüzel. Ayırd etmeksizin. Rastgele.,
Müanese: Dostane görmek, görüşmek. Karşılıklı ünsiyet etmek

Gittim Darüş-şifaya. Girdim Mahdumun odasına. Baktım Makas-el Baytar da orada.
Oturttum bunları karşıma. Dedim ki:
Bonjorno principessa, karabasano dutti bene!
Böyleyken bööle.
Uyku uyumaya korkaar oldum!

Meğer bunlar da ziyadesiyle tefeccu' çündeymiş! Mütevecciâne dert yanmaya başlamasınlar mı?
Tefeccu': 1- Canı yanma, acıma. Kaygılı olma, dertli olma. 2- Belâ ânında hüzünlü olma.
Mütevecciâne: 1- Sıkıntı ile. Dertli olarak. 2- Ağrı duyarak.

Susun bre mel'unlar dedim. Koskoca de-dektör ayağınıza gelmiş, derdine derman aramakta. Siz ona dert yanıyorsunuz! Tagzin, terazün ve dahi teraggum çünde bıraktınız beni. Behem-ber-âmeden ve dahi behemâmeden oldum!
Tagzin: 1-Hışım etmek, kızmak. 2- Buruşturmak.
Tegazün:  Hışmetmek, kızmak.
Teraggum: Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak.
Behem-ber-âmeden: Mc: Kızmak, sinirlenmek, asabileşmek, müteessir olmak. ("Behemâmeden" de denir.)
 





Makas El-Baytar:

Haşmetmaab dedi. Lütfen sükûn ediniz. Kecfehm içindesiniz.
Mâmeden olmayınız!
Fakir kullarınız olarak biz de, etrafımızda a~normal bir vaziyyet olduğu kanaatimizi arz etmek gayretkeşliği içersindeydik.
Kecfehm: Yanlış anlayan.



Megerimse,  önce big brothere
Quarantina-Tuu,
sonra küçük biradere
"önce ünvan, sonra yakalanmadan vıııın"
operasyonları ertesinde başımızda bir takım sıkıntılar mı dolanıyo ne? demişler. Bunun üzerine, Darüşşifa dahilinde bir netice alamayacaklarını düşünüp nefesi kuvvetli bir hoca aramışlar. Karabaar begin yardımlarıyla pek güçlü bir hocca bulup, nazar duası ettirmişler.

Off, of! Ne geliyorsa başımıza zaten hukuktu, guguktu diye tutturanlardan geliyor. Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun köşesine çekilip, örgüsünü örse olmaz mı? Ne şaane olur! Lâkin bir türlü durmuyor. İdareyi muhakemeyi hal ettik derken, yüksek kadıların bulunduğu Şurâ-yı Devlet'e gidince işler eyice karıştı. Ne sebatkâr imiş!


Halbuysa, biraz dursun durulsun deyu allem kallem binbir soruşturma açmış idik kendisine. Hüç değilse eziyyet olsun, başka işlere vakti kalmasun deyu. Tınlamadı yahu!
Serbaz, ser-endaz yolundan şaşmıyor.
Taaccüb ettim!
Ser-endaz:  Çekinmez, pervasız, korkusuz.
Serbaz (Serbâzân):  Korkusuz, cesur, cesâretli. Yiğit.

 
   
 
Halbuki her şey ne kaddar güzel başlamış idiydi. Bando - mızıka takımımızı kurmuş idik.

Başmuallimlikte Ben, Karabaar, Dikiş Tutmaz ve dahi dört mevsim Mahdum-u Astar!

Darüş-Şifa'da Ben, Karabaar, Dikiş Tutmaz ve dahi tabii ki Mahdum-u Astar!

Werder - Bremen mızıkacıları gibi, mutlu ve mes'ud idik. Mütehassir oldum!





 
 
 

 
 
 
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

7 Aralık 2009 Pazartesi

Bed-düş gördüm, hayrola?

Değerli kardeşim,

Akser-i Eyyam vakitlerini pek sevmem bilirsin. Geceler uzadıkça, uyku zamanları da uzar. Uyku zamanları uzadıkça da görülen düşler artar. Hâl böyle olunca yine "Dön baba dönelim, nerelere gidelim?" gecelerine vasıl olmuş bulunmaktayım. Malum, ilkgençlik günlerimden i'tibaren bir türlü bir güzel düş göremiyorum.
Lâkin bu durumun sebeplerini de bir türlü keşfedebilmiş değiliz. Ne muskalar, ne kurşun dökmeler, ne dahi dular, hatim indirmeler kâr etmedi. Bir türlü güzel düş göremedim. Hep karabasan, hep cüsam, neydalan!..
Akser-i Eyyam: En kısa gün, günlerin en kısası.
Cüsam: Uykuda gelen ağırlık, kâbus.
Neydelan: Kâbus denilen ağırlık ki uyku arasında olur.

Smyrna namlı kentte leyli meccani talebelik yaptığım dönemimizden hatırlarsın, dide-bân muallimler müdîrimize şikayetçi olurlardı karabasanlarımdan. Onların teşvikiyle gitmiş olduğum şifahaneden pek istifade ettim diyemem. Lâkin, benim feryadlarım, muallimlerin şikayetleri epeyce azalmış idi. Son zamanlarda, aynı şifahaneye tekrar mı gitsem deyu düşünmekteyim. Zir'a düşler sadece gece değil, gündüzleri de ziyaretime gelmeye başlıyor gibi. Sürekli bir takım fısıltılar işitiyor gibiyim. Ne dersin, gitsem mi?
Dide-bân: Gözcü, bekçi, nöbetçi.




Allem edip, kallem edip bed-âmuz kadromuzla mektebi gasbettiğimizden beri, cüsamsız geçen hepi-topu az bir gün vardır. Hani ilk günlerin serhoşluğu ile gemiye atlayıp mekteb parasiyle üryan adasına  (Mikanos) gittiğimiz günleri de saymazsan geriye ne kalır? Ya daru alup karanlıklara dalıyorum, ya kafayı buluyorum, ve yahut da kabuslarda buluyorum kendimi!..
Bed-âmuz: 1-Kötülük, fenalık öğrenmiş. 2- Fenalık, kötülük öğreten.
Daru: İlâç, deva, tiryak.


Kafayı bulmak iyi de, bir de bunun sabahı var tabii. Geçenlerde ünvan verib yükselttiğimiz birader Mahdum-u Satırcı'nın kutlama merasiminde biraz fazla kaçırmışız. İçimizi döktük, döktük açıldık!


Sonra ayılınca ben hüzünlere gark oldum yine. Neden bunlar benim başıma geliyor diye.

Pek severek, iade-i itibar ettiğimiz değerli dostumuz, Hekimbaşı olduğum dönemlerden yakın çalışma arkadaşım Sihirli lamba sahibi Alaaddin ortalardan kayboldu. Üniformalı bir takım şahıslar biraz hasta Quarantinaya alalım deyu götürdüler gidiş o gidiş!.. Tehekkür içindeyim!

Görevimizi yapıp, mektebimizin tarihine Başbaş'ımızın hitab ettiği  günü nakşederken kendisinden Klozemenai ilçemizin Qurantina aylınd adasını taleb ettik. Devrisi gün, yine bir takım üniformalı adamlar gelip Hekimbaşımızı Quarantinaya alalım deyu götürdüler!.. İki günde zor aldık ellerinden. Başbaşıma istirham ettim, Bana "İstigrab etmedim Mamet agabey" dedi. Taaccüb ettim!
Tehekkür: Taaccüb etmek, hayrette kalmak, şaşırmak.
İstigrab: Şaşırmak, garib bulmak, taaccüb etmek, tahayyür.

Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun'un kadıya olan şikayeti neticesinde, bir ara karar vererek aleyhimizde Yürütmeyi durdurun deyu rey kullanan kadıları oraya buraya sürdürdürdük. Nihai karar bizim lehimizde çıkrı. Helbet böyle olacak, yahu daha yürütme yeni başlamış, siz durun diyorsunuz! İşte buna istigrab ettim!

Bilirim. Şİmdi içinden "Ee, daha ne istiyorsun. Yatağında rahat uyu!" deyu geçirmektesindir.
Lâkin, ördek (kaz mıydı yoksa yahu?) ayağı perdelidir!
Bu ismi artık HİÇ LAZIM DEĞİL Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun durmuyor ki! Tutmuş beni yüksek kadıların bulunduğu Şurâ-yı Devlet'e şikayet etmiş bu kerre de! Üstelik de bu kerre herkese müdahale, itham, töhmet, iftira müessesini de işletmem mümkün olamıyormuş. Müdahil almıyorlarmış! Afaroz oldum!

Şurâ-yı Devlet: Danıştay
İtham: Kabahatli görmek. Suç isnad etmek. Töhmetlendirmek. Kabahatli görünmek. Töhmetli olmak.

Karabasanlarım birden yüksek kadılarla dolmasın mı? Mündehiş oldum!



Zaten kadılar beni sıklıkla hüsrana gark ediyorlar! Hüsran bir tarafa, bir de ânâ-ül-leyl karabasanlarım oluyorlar. Hasb-el kader olamadık, Hasb-el câbir de-dektör olduk. Ziyadesiyle mes'ud olacağız derken asreman perişan olduk!
Ânâ-ül-leyl: Gece yarıları, gecenin geç vakitleri.
Câbir : 1- Cebredici, zorla yaptıran. 2-Galib gelen. 3-Şefkatsiz, merhametsiz. 4-Tekebbür ve taazzüm eden.
Asreman:  Gece, gündüz
Yayın Kurulu notu: Derler ki, "Tekebbür ve taazzüm etme Padişahım, senden büyük Allah var!"



Mamet'in Şarkısı (Hüzzam)

Neydelan içinde geçti geceler,
İmlayı yitirdi benim heceler.

Sarışın-ı afik rolü benimdi,
Ab-endam hatunlar bu rolü sevdi.

Ahaff bir ömür sürdüm,
Kâr-âgâh geçti gönlüm.

Sarışın-ı afik rolü benimdi,
Ab-endam hatunlar bu rolü sevdi.

Na-dan, nâzik ve Küfran,
Ardımdan kimse etmez figân.

Afik: Çok aptal.
Ab-endam: Güzellik. Güzel endam.
Ahaff: 1- Pek hafif, çok hafif. 2 -Düşüncesiz.
Kâr-âgâh: İşbilir, uyanık.
Na-dan: Cahil, bilmez, haddini bilmez.
Küfran: Nankör
Figân: Ağlayıp sızlama, bağırıp çağırma.


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

3 Aralık 2009 Perşembe

İmla Engelliler Günü Kutlu Olsun!..

Yedi emir üzerine kurdular devrimi:

1. İki ayak üstünde yürüyen herkesi düşman bileceksin.

2. Dört ayak üstünde yürüyen ya da kanatları olan herkesi dost bileceksin.

3. Hiçbir hayvan giysi giymeyecek.

4. Hiçbir hayvan yatakta yatmayacak.

5. Hiçbir hayvan içki içmeyecek.

6. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmeyecek.

7. Bütün hayvanlar eşittir.
Başbaş ve dahi Kocabaşbaş önderliğinde başkaldıran hayvanlar iki ayaklıları kovup, Çiftliğin adını Hayvan Çiftliği olarak değiştirdiler.

Öyle yüce bir devrimdi ki bu yaptıkları,
Dikiş tutmaz, Mahdum-u Satırcı, Karnabaar gibi Ashâb-ı Şimalciler (sol taraf insanları)
Amcazade Soyak, Tüysüz beg, Ceritci Gülendamn gibi Ashâb-ı meymeneciler (sağ taraf insanları)
Karı-koca Kocakafalar,  Dardar Hırtlar gibi Cedidi -Dih enstitücüler (Köy enstitüsü insanları)
Hasılı kelam bir kısmı daha önce de anılan cümle GOYGOYCULAR
destek için koşuştular.

Bundan sonra kendi cepleri için çalışacaklardı.

Bu yedi emir sayesinde insanlardan ve onların tuzaklarından uzak tutacaklardı çiftliklerini.
Komşu çiftliklere örnek olacaklardı.
Çalışma saatleri yeniden düzenlenecek; sağılan sütler aralarında eşit pay edilecekti.
Öyle çok fazla çalışmak yoktu artık, arka tarafta azgın hayvanlar için özel bir alan tahsis edilecekti.
Mutlu yaşayacaklardı hayvanlar. Hayvanca mutlu, kaygısız, huzurlu.
Taa ki 7. Madde değişinceye kadar.


7. Bütün hayvanlar eşittir fakat bazı hayvanlar diğerlerinden daha fazla eşittir.


Hayvan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin değiştirilmiş 7. maddesinde ifade edilen bu güzel sözlere olan inancımla, bir takım engellerle sınırlananların tıpkı diğerleri gibi toplum yaşamına tam ve daha fazla eşit olarak katılmalarını yürekten dilerim. 

İmla Engelliler Günü vesilesi ile yayımladığım bu mesajımdaki imla hatalarını düzeltmek amacıyla çalışan tüm hayvan, insan, kurum ve kuruluşlara şükranlarımı sunarım.

Uzm.Kesici Tabib Mamet HÜZÜN
   De-Dektör




Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

2 Aralık 2009 Çarşamba

Ahbar-i Mekteb-i Hendese

Ahbar: (Haber. C.) Haberler.

Yahu azizim,

Bir süredir mektubumu okumaya çalıştığında güvercinin ayağındaki mesaj-ı  parşömen üzerinde

deyu bir yazı gördüğünden bahsetmişsin. Taaccüb ettim!

Ümniyye ederim ki, sana gönderdiğim mektublarda hastalık taşıyan kötü ruhların olduğunu düşünmemişsindir. Böyle bir parşömenden hiç haberim yoktu. Kim yapmış aceba? Vallahi taaccüb ettim!
Ümniyye: 1-Umut, ümid. 2- Arzu, istek, talep. 3- Niyet, kuruntu.




Son zamanlarda ziyadesiyle meşgulüm azizim. Şu Hendese mektebi beni tahaddüş eyledi. Bir yandan Tüysüz beg, diğer yandan İsligenç ortalığa velval edip durdular.

Tüysüz begin derdi malum. Hani ismi lazım değil, beni kadıya şikayet etti Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun muhakemeyi kesb edecek olur ise, kendisini başmuallim yapsalarmış mış. Breh be birader! Yani bu kadarı bana bile fazla geliyor. Bu ne ileri görüştür!.. Böylece, ben de iktidarı kaybetmemiş olurum deyu düşündüm.
Tahaddüş: 1-Tırmalanma. 2- Üzüntü duyma.
Velval: Üzüntü ile ağlama. Ağlayıp inleme.
Kesb: Kazanç. Çalışmak. Sa'y ve amel ile kazanmak. Elde etmek. Edinmek






Lakin, YMK'da (Yüksek Mekteb Kurulu) buna pek de yüz vermemişler. Demişler ki:

Yahu bunca vakit geçtikten sonra olur mu?
Daha önceleri aklınız neredeydi?
Keşkesi biraz daha aklınız ereydi!
Çekilmiş alinin davası olmaz!









Mızıl mızıl, vızıl vızıl geldi Tüysüz beg.
Bu iş olmuyor dedi.
Hiç değilse sırtımızı muhkem tutalım.
Bizim mektebi aldık, Hercümerç'i oraya diktik. Lakin yetmez. A'lâ-yı İlmi-Fen mektebinin başındaki El-cimr-i Helvayî begi  oradan al. Yerine benim adamlardan birini dikelim.
Muhkem: Sağlam. Metin. Sıkı sıkıya. Kuvvetli. Tahkim edilmiş. Sağlamlaştırılmış.

Helvayî: Helva satan. Helvacı

Bu İsligenç'e de fazla yüz verme. Arâzi-i Hâliye bulunca zır zır, vır vır konuşup duruyor. Sizin de fark etmiş olacağınız üzere Bâd-ı Hevâ içinde olsa dahi, Bad-peyma ve dahi Ahtal bir kardeşimizdir. Biz bunu başa bela olsun için koz niyetine kullanır idik. Sen buna fazla yüz verdin, çok güvendin Ale-l-gafle düştü herhal dedik sustuk. Lakin bu adam çoştukça çoşuyor, azdıkça azıyor, canımızı sıkıyor. Bilesin!..
Arâzi-i Hâliye: Boş, sahipsiz bırakılmış topraklar.
Bâd-ı Hevâ: Hevâ ve heves. Eğlence. Bedava. Boş.

Bad-peyma: Başıboş, boş gezen, âvâre, serseri.
Ahtal: 1- Çabuk yürüyen. 2- Boşboğaz, çok konuşan kimse. Çenesi düşük.
Ale-l-gafle: Dalgınlığa getirerek. Dalgınlığa gelerek, boş bulunarak.
 
 
 
Daha Tüysüz begin iç sıkıntısı dinmeden İsligenç peydah olmasın mı kapımda?
Önce tutturdu bizim ahbablarımızı bir yerlere getiremeyeceksek ne anladık biz bu Danişmendlik işinden deyu.

İnsafın kurusun be adam dedim. Zevcen çün de bir kadroya tayin işi ayar etmedik mi?

Kendisini de alıp, mediko-dediko başına getirmeye uğraşmıyormuyuz? Ne ilgisi, ne de bilgisi var dediler amma yine de Zelzele tekkesine seni zerzevat aza kaydedmedik mi?

Ama Muhterem de-dektörüm dedi. Köpürteç Mustaa arkadaşımızı Hendese mektebi başı yapamadık. Bari A'lâ-yı İlmi-Fen mektebinin başına getirelim. Zaten El-cimr-i Helvayî begden hiç hazzetmem. Bir taşla iki kuş olur. Ondan da kurtulurum deyu.

Yahu dur bir düşünelim dedim. Sayyın de-dektörrüm dedi. Amma bangırdayan sesi va adamın. Bir de dedikleri incir çekirdeğini doldursa...
Sayyın de-dektörüm. Düşünecek bir şey yok. Vallahi bizim Köpürteç Mustaa adı gibi cengaverdir. A'lâ-yı İlmi-Fen mektebini köpürtür alimallah!..

Bakın birlikte bir de hendese kitabı neşredeceğiz:

Vallaha begendim yahu! Ne cevhermiş bizim İsligenç! Taaccüb ettim billahi!

Lakin bitmiyor harifin istedikleri!..
Harif : 1- Meslekdaş, san'at arkadaşı. Teklifsiz dost. 2-Herif, âdi insan.

Bir de Departumanunda (öyle diyor) bir Çaylak muallim tayin işi varmış da. Onu halledebilirmiymişim. Yahu dedim bu işleri ilanla felan yapmıyormuyuz. Meğer ilan işini halletmişiz. Lakin hem onun departumanı, hemi curi azaları, hemi de Hendese mektebi başmuallimi Hercümerç ve dahi İdare Heyyeti azaları kifayetsiz bulmuşlar İsligenç'in olsun deyu tutturduğu çaylak muallim namzedini.
Diyor ki: Bakma sen onlara. Tayinini yapıver şu benim kankanın.
Yahu dedim. İsligenç hiç olur mu? Bir sürü mevkii olmaz demiş. İtiraz ederler. İsyan ederler. İstifa ederler.

Yahu dedi. Sen ne bakıyorsun onlara. Hepimiz kolpacıyız. Hiç birinin sesi çıkmaz. Sesini çıkaracak olanlardan bir ikisini de ibret olsun diye sallandırıverirsin olur biter!
Kolpo: Bir amaca ulaşmak için olağandışı davranma, rol yapma
Kolpa: Büyük yalancı
Kolpacılar: Yalana koşanlar

Ama, vallahi de billahi de tallahi de taaccübbb ettimmmm!!!

Yahu dedim, İsligenç. Sen üstelik de Ashab-ı şimalci (solcu) değil miydin? Hak hukuk guguk, seçim kurul murul deyip durmuyormuydun?

Dedi ki:
Abicimmm,  Beeen ne sağcıyım, ne solcu! Goygoycuyum, goygoycu!

Goygoyculuk: Her koşulda, her zamanda ve her yerde iktidarın yanında bulunma ve nimetlerinden yararlanma sanatı, daha doğrusu hastalığıdır.

Filhakika, İsligenç haklı çıktı azizim. Yaptık çaylak muallimin tayinini tısssssssssss!..Ses seda yok.

Tevekkeli, Hercümerç için çok halim selim bir oğlan diyorlardı. Hiç sesi çıkmadı. Hendese mektebi İdare Heyyeti de tısss!

Şimdi sıra Köpürteç Mustaayı  A'lâ-yı İlmi-Fen mektebinin tepesine konduralım. Bu arada fazla üzülmesin deyu, Hendese mektebinin Yamuk Mustaasını da Danışmend atayalım. Nasıl olsa o da İsligenç gibi, çenesi bol işi az olanlardan. Etliye sütlüye karışmaz. Sessiz kaldı deyu sevinir.Makam mevkii sahibi oldum deyu gerinir. Lakin bu tayin mes'elesinde bu kadder sessizliğe ben bile pek hüzünlendim azizim!..


 
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.