“Ülkemiz büyük bir oyun yeridir. Her sabah uyanınca, biraz isteksiz de olsak, hepimiz sahnenin bir yerinde, bizi çevreleyen büyük ve uzak dünyanın sevimli bir benzerini kurmak için toplanırız. Küçük topluluklar olarak, birbirimizden bağımsız davranarak ve birbirimizi seyrederek günlük oyunlarımıza başlarız. Ben Hikmet IV zamanında -yani Hikmet I olduğum sıralarda- bu oyunu ciddiye almış ve bütün oyunları heyecanla seyretmiştim. Sonunda, kendi oyunumu bütün bu oyunların dışından ve gerçek olarak yaşamaya karar verdim. İnsanlarımız, aynı piyesi yıllardır ayni biçimde oynamanın yorgunluğu ve gerçeğe bir türlü benzetememenin bezginliği içindeyken ben, bizlere bugüne kadar hiç bir yararı dokunmamış aklın -daha doğrusu akıl olduğunu sandığımız akıl taklidinin- zincirlerinden kurtularak, bütün ülkeleri ve onların gerçek kişilerini içine alan büyük oyunun heyecanı içinde bulunuyorum” (Tehlikeli Oyunlar -Oğuz Atay)
Kendiyle hesaplaşmaları bitmeyen hikmet benolun hikayesini okuyanlar bilirler, Atay'ın bu yapıtı da dönüp dönüp okunmalıdır...
'' bu düzmece oyun sona ermeli... kendi benliğimizi bulmalıyız. yol verip, yakarmaktan vazgeçmeliyiz. rüyalarımızı gerçekleştirmeye çalışmamalıyız, gerçekleri rüya yapmalıyız. çelişiksiz, dikensiz ve düzgün rüyalarımızı yaşamalıyız. sözümüzün eri olmalıyız: kırılacak kafaları kırmalıyız. bize acınmadığı için acımamalıyız ''
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.
5 Ocak 2009 Pazartesi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
