Evvel emir sana biraz dargın olduğumu bilesin.
Beni terkedip giden Dikiş Tutmaz'ın açıklamalarını günlüklerim arasında yayımlamışsın. Günlüğe göz atmaya çalıştıkça karşılaştığım o Nisan (1) yazısı kötü bir şaka gibi, her defasında azaplara gark ediyor şu naçiz ve narin bedenimi.
Daha evvelki sohbetlerimizde, sana bu Dikiş Tutmaz ile General secretariat münasebetimizden bahsetmiş idim. Belki hatırlamadıkların vardır. Biraz hatırlatayım:
Hazan mevsimi evvelindeki son sıcak ayda, Kocabaşbaş'ın sesini işidib "Mamet seni mektebe Başmuaalim atadım. Artık sana de-dektör desunlar. Gavur şehrinde, sesimiz, sözümüz, de-dektörümüz olasun!" dediğini duyduğumda donup kalmıştım, yazlığımın bahçesinde.
Derken, duvarın oradaki çalının dibinden Mahdum-u satırcı fırlayıp:
-"En büyük de-dektör, biziz Mamet abi! Müjdemi isteyemedim, hissemi isterim!" diye zıp zıp zıplamaya başladığında kendimde değilken:
- "Dile benden ne dilersen!" demişdim.
- "Şifahane'ye Başbaş olem. Ört ki ölem!" demez mi.
Mecburen verdim. Halbuki o makamı en çok ben istiyordum. Ofisim bile hazırdı. Hem de mektebin dışında. Şehrin en müstesna semtinde.
Meğerse, o makamın talibi ne çok imiş! Al işte Bizim Dikiş Tutmaz da aynı makamın arzusu ile yanıp tutuşur imiş. Sonra o iş olmayınca "Tababet mektebi başmuallimliği kime yakışır? Elbet bana yakışır!.. Beni o makamda görmeye kim inanır? Kadir İnanır!.." diyerek dolaşmaya başladı, sakalını çekiştire çekiştiree... Bu da ayrı bir hikaye. Ara uzayınca, laf birikiyor, dolanıp duruyor işte...
Muallimlik yarışmaları başladığında, huzursuz ruhlar kumpanyasında bir arada olduğumuz meşrebimize uygun arkadaşlarla kafa kafaya verip DÜŞÜN DÜŞÜN toplantıları yaptık. Nihayetinde çok sayıda arkadaşımızla birlikte, TÜMLEŞİK CEPHE namıyla maruf bir ekip oluşturduk. Bir önceki hezimete birlikte iştirak ettiğimiz Tüyübitmez beğ ve dahi çetesini de aramıza katmak istedik. Lakin gelmediler. Hikayenin sonrasını biliyorsun, sonunda onu mağlub edince aldığı reyleri bana devretti. Neyse, laf yine çok uzadı (Laf aramızda, icraat olamayınca mecburiyetten biraz da).
Sonra, bir de Ferman hazırladık: Tümleşik Cephe Fermanı". Gerçi bu ferman sonra baş ağrısı oluşturdu. Bak unutmuştum! Fermanı ortadan kaldırıp, unutturana kadar çok uğraştık. Ama heyhat! bazılarının eline geçmiş. "Böyle demişlerdi, bak neler yapıyorlar?" diye habire yüzümüze çarpıyorlar. Bir şeyler yaptığımıza şükr edip, şahsen, ben, kendim olan zat-ı şahaneleri de-dektörleri ile övüneceklerine...
Efendim, ismini anmak istemiyorum -zaten beni kadıya şikayet etti- bu ENBİRİNCİ olan rakibem (topu topu da benim aldığım reyin üç katının biraz fazlasını almış yani)tarafında yer alanlar demişler ki: Tembeller, huysuzlar kümesi oluştu."
Dikiş Tutmaz cevabı yapıştırdı: "Haaayıııır biz tembel değiliz! Sadece onlar çok çalışıyorlar!.. Zaten Birinci Dünya savaşında da böyle olmuştu. Almanlar yenilince biz de yenik sayılmıştık!.."
O zaman daha bir sevmiştim oğlanı. Gerçi niyeti sonradan anlaşıldı. "Hazır cevabım, kalemim kuvvetli, saçım uzun, sakalım da var! Benden iyisi, Şam'da kayısı" deyu, Tümleşik Cephe liderliğine layık görüyormuş kendini.
Yahu biz kaçın kurrasıyız? Benim için "yere bakan, yürek yakan, çapkınlıkta çağ atlatan Mamet" denmesinin bir sebebi var herhalde! Bu kalabalıktan (neredeyse 50-60 kişi kadar olmu idik) lider çıkmak kolay mı?
Birden Karapınar gurubunun yanında kalakaldı yavrucak! Ayran içtik, ayrı düştük!
De-dektörlüğüm sabahı, mektebi işgale gittiğimizde bir karşılaşmamız vardır ki. Anlatmaya kıyamam şimdi. Zaten kağıdım bitti! Sonra unutturma anlatayım e mi?
Aslında bu Dikiş Tutmaz oğlan ile hukukumuz epey eskidir. Kendisi benim de-dektörlüğümden epey evvel tıfıl bir Umumi Kesici tabbib olarak Şub'emize gelmiş idi. Pek afacan bir oğlan olup, geldiği Payitahtın namlı mektebinde de muhtelif haşerelikler yapmış deyu bilinir idi.
Efendim, bilirsiniz bizim meslekte ameli işler gerçekleştirildiğinden sıkı bir dayanışma vardı. Bu oğlanı da koruduk, kolladık. Sözü, kalemi de kuvvetli dediler. Aldık yanımıza yetiştirdik.
Hızlıca da yükselttik, amma yükseldikçe sanırsın ki yerden de yükseliyor. Kimseleri beğenmez oldu oğlan... Neyse lafı çok uzatmayayım... On yıl olmuş birlikte yiyos, içiyos, kesiyos, biçiyos, ... derken işte, bir Nisan günü ADİOSSS...



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder