
Aziz dostum,
Dün resimdeki gibi afitabı batırırken hep bir ağızdan
"Bahr-i Sefid akşamları bir başka oluyor
Hele bir de aylardan Temmuz ise bambaşka"
şarkısını terennüm ettik. Yine hüzünlenmişim. Bu aralar öyle sık hüznün girdabına kapılır oldum ki, kongre cemaati bana bir lakab bile takmış. Ardımdan söylemekle kalmıyorlar, neredeyse yüzüme söyleyecekler. Dün şarkıyı terennüm ettikten hemen sonra, otelin garsonlarından biri gelip masamıza bir kadeh içki bıraktı, yanında kırmızı bir karanfil. "Bu nedir?" deyince,
"Bir takım beyefendiler Mamet Hüzün beye teslim etmemi istediler" demesin mi?
İşte böyle azizim. Artık adım Mamet, lakabım Hüzün! Mamet Hüzün!
Seni fazlaca merakta bırakmadan, şu bizim Dikiş Tutmaz haytasıyla karşılaşma hikayemizi tamamlayayım. Neredeyse, sekiz kamer boyunca mektebin General Secretariat görevini yaptı. Ama bu tabii işin görünen yüzü. Aslında özellikle bu -ismini zikretmek istemiyorum, hani beni kadıya şikayet etti rakibem- mahkemenin ara kararından sonra, hatırlarsan mekteb içindeki tebaamın yatıştırılması için yapılan açıklamalarda epey katkısı olmuş idi.
http://mametgunluk.blogspot.com/2008/12/nemli-bir-haber-iin-gnlk-yaynna-ksa-bir.html
http://mametgunluk.blogspot.com/2008/12/aklamalar-ardarda-gelmeye-devam-ediyor.html
Tabii hizmetleri sadece bu kadarla kalmadı. Birlikte zepline atlayıp Ancyra'ya gittik. Dikiş Tutmaz'ın giremediği Devlet kapılarına bendeniz girdim. Benim giremediğim münafık muhalif enteldantel kısmısına Dikiş Tutmaz girdim. Sonunda, malumunuz olduğu üzre, Ancyra'nın altından girdik, üstünden çıktık. Nihayetinde hatırlayacağın gibi, ordan baskı, buradan piston, tatlı sözler, boş vaatler, al takke ver külah derken kararı bozdurmayı başardık. O zamandan beri de, "bozdur bozdur harca" şiarıyla devam edip gidiyoruz. Ne demiş büyüklerimiz: "Durmak yok yola devam!"
Filhakika, dalıp dalıp hüzünlere Dikiş Tutmaz ile mutlu zamanlarımızın hatıratıyla avunuyorum. Huzursuz Ruhlar Kumpanyası'nda BİZ, Tümleşik Cephe'de BİZ,Punto'daki (Red-Flag) mektebin idari binasında BİZ, Ancyra'da BİZ, Mikanos adasında BİZ...
Mektebin idari binasını işgal üzre vardığımız o mes'ut Eyyam-ı bahur* sabahı Huzursuz Ruhlar kumpanyasının neredeyse tamamı Punto'daki de-dektörlük makam binasının kapısında hazurun durumda idi.
(* Eyyam-ı bahur: Ağustos ayının ilk yedi günü için kullanılmaktadır. 2008 yılında yayımlanmış olan eski kayıtlardan edindiğimiz bilgilerle bu tarihin tam olarak 7 Ağustos sabahı olduğunu söyleyebiliyoruz)
Zaten gece boyu uyumamışız. Bizim Mahdum-u Astar İbo ile birlikte. Hatırlarsan, de-dektör atandın Mamet! deyu ulak ulaşdığı vakitde, İbo bir çalı dibinden fırladıydı. Sonra dibimden ayrılmadı. Gerçi iyi de olmuş. Akşam henüz inmişti ki, çok atlı bir araba peydah oldu ufukta. Alacakaranlıkta ortalığı toza dumana boğarak geldi, tam kapını önünde durdu. Biz bu arada, evin iç kısımlarına ricat etmiş idik. Araba orada durdukça ürktük. Ürktükçe de araba durdu. Meğer ne bilelim, makam aracı imiş. Sari de yememiş, içmemiş arabaya atları koşup, yazlığın önüne gelmiş. İri yarı bir herif! Biz de ürktük tabii.
Sabah durum aydınlanınca keyfimiz yerine geldi. Neş'e içinde koştuk arabaya. Sari kapıyı açtı, derken İbo fırladı Sari'nin yerin kaptı! Arabayı kullanacak! Çok canım sıkıldı. Ben kullanacaktım!!! Üstelik ön tarafa da oturamadım.
Sari- cheuffeur de İbo'nun yanına geçti, ben arkada kalakaldım. Neyse ki, koltuklar rahatmış. Ama arabanın biraz eskimiş olduğunu keskin bakışımla hemen anladım. Nasıl diyeceksin? Azizim araba "Yıldız" markalı bir araba. Ama bilirsin yıldız beş köşeli olur. Bunun iki köşesi eskimiş, kaybolmuş. Bak şöyle bir şey. Eee, dikkat tabii. Boşuna mı bu makamlara layık görüldük! Bu özelliğimi bir kerre daha farkedince, dedim ki bu düşünceleri not alacak, uygun bir sekretere ihtiyacım var. Adayları düşünmeye dalmışım. Şöyle uygun fizikli, endamlı... derken, makama varmışız bile. İbo hızlı imiş!
Daha davranmaya kalmadı, kapılar açıldı. Amann bu ne kalabalık! Ben diyeyim kırk, siz deyin kırküç huzursuz ruhlar kumpanyası mensubu karşımda. Yıldızlı arabadan dışarıya ayağımı uzatmamla bir gümbürtü koptu. Kaçtım içeriye! Meğer alkış, ıslık kıyamet. Baktım ki bizim oğlanlar. Kesici tabiblerin Şeffaf Serdar hariç cümlesi, yarı mekteblilerin hepisi, Makas-el Baytar, adının anlamının tersi İsmet, Timuralp'in yeğeni neydi o duvarcı oğlan, hani sonra makam sahibi olan Hınçal Kalfa (bu adam da bir usta olamadı yahu, hep kalfa) ... Baktım, arada bilmediğim hatunlar da var! Hayrolsun derken durum anlaşıldı. Meğer mektebin idari personeli imiş. İş bilmez muhami Bânû feryad figan hepisini kapıp getirmiş.
Uzatmayayım velhasılı tümleşik cephe yarılmadan önce bildiklerinden bir kısımı dahi oradaydı, bütün huzursuz ruhlar! Hemen hepisini bilirsin. Tümü makam mevkii sahibi şimdi. Tabii ki benim maiyetimde. Bir Ali Cengiz yapıp gene oyununu kendini daha yağlı bir kapıya atıverdi, mahalli idareler intihabatını takiben. Gerisinin tümünü idareci eyledim. Makam yetmez dediler, bir çoğunu Danişmend eyledim. Diyeceksin ki ne danışılır ki bu güruha. Canım efendim, haklısın. Amma, ben ne eyledim. Bu huzursuz ruhlara bir de oda tahsis ettim, yakınımda. Bir de masa, sandalye verdim ki, makam mevki sahibi hissetsinler kendilerini. Yakınımda olsunlar, zinhar gözden ırak kalmasınlar.
İşte böyle, alkış kıyamet makam aracımdan çıktım. Güruhun arasında yürüyorum. Birden bir gümbürtü koptu, koşarak gelen biri çarpıp beni yere yıkmasın, üzerime çıkmasın mı? "Amman, Alıcı kuşların gazabına uğradım. Ruhumu teslim ediyorum, ya rabbim. Ben ettim sen etme, Me'mun ağabeyim.." derken ne göreyim. Böyle, dizlerimin bağı çözülmüş, yere çöküvermişim. Üstümde bizim Dikiş Tutmaz. Taaccüb ettim!
Hemmen bizi yerden kaldırdılar. Üniformalı bir takım adamlar koştu yetişti. Meğer bir de özel muhafuz bölüğüm var imiş. Aslında benden önce mektebin muhafız bölüğüymüş. Ama şimdi, mekteb bana, ben mektebe yaraşır. Değil mi? Dikiş Tutmaz'ı kaldırdılar. Neredeyse hırpalayacaklardı. Atıldım, "DURUN!" dedim. Alem durdu, dünya durdu, herkes durdu. Baktım, yarılmadan bu yana pek görüşmediğimiz Dikiş Tutmaz'a "Hayrola Jam?" dedim. Küçük adıyla seslenerek. "Artık bu kadar ayrı mıyız? Beni ..." derken atıldı. "Affınızı dilerim, sevgili ağabeyim" dedi. "Hiç istemeden canınızı yakmış, bir yerinizi incitmiş olabilir miyim? Biliyorsunuz (nerden bileceğim?) ben makamınıza çok yakın oturuyorum. (Yahu, Punto semti çok pahalı değil mi? Nereden geliyor bu değirmenin suyu?) İşe giderken, her emekçi gibi umumi vasıtaları kullanıyorum. Lakin, vasıtalar pek fasılalı. Geç kalmamak için koşarken, karşıki durakta vasıtayı gördüm. Yetişeyim diye çabalarken, kalabalığı görmemişim, telaşla size çarpıvermişim!"
"Yahu, Dikiş Tutmaz" dedim. "Anlattığın bu hikayeye kim inanır?"
Ne dese beğenirsin?

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder