20 Mayıs 2009 Çarşamba

Pamfilya* merkezden hürmetler


* Mametçe konusundaki uzmanlarımız yukarıdaki başlıktan Mamet'in bu mektubunu bir seyahatten yazmış olduğu sonucunu çıkartmıştır. Haritalar üzerinde yapılan araştırmalar sonucunda, bölgenin günümüz Türkiye'sinin önemli turizm merkezlerinden Antalya civarı olabileceği kararına varılmıştır. Mamet'in mektubundaki ifadeler nedeniyle mektubun yazıldığı yerin Antalya merkez olduğu kanaatine varılmıştır.





Mamet hakkında daha fazla bilgi için lütfen 2008 günlüklerine göz atınız: http://mametgunluk.blogspot.com/search?updated-min=2008-01-01T00%3A00%3A00-08%3A00&updated-max=2009-01-01T00%3A00%3A00-08%3A00&max-results=11

Muhterem biraderim,

Dikiş Tutmaz oğlan ile hukukumuzu anlatırken, parşömenin tükenmesi hasebiyle yazamamış olduğum hususu merak ettiğini yazmışsın. Hani De-dektörlüğüm sabahı, mektebi işgale gittiğimizde karşılaşmamız hikayesi. Uzun süredir, cevap beklediğini merakta kaldığını yazıyorsun. Sitemlerinde haklısın. Lakin, işlere yetişemez olduk. Devlet-i Aliye hizmet için çırpınıp duruyoruz. Para istiyos, kadro istiyos, cici-bici giyinos... amma yine de tebaamıza yaranamıyosss...

Daha önceki mektubumda bahsettiğim gibi, YMK (Yüksek Mekteb Kanunu) dahilinde yapılması lüzümlu ve de farz olan işlere daşr tababet okulunda yaptığımız toplantı beni çok kederlere gark etti. O kadar çok taaccüb ettim ki, şaşkınlıktan gözlerim pırtlamış! Açık kalmaktan gözlerim, DÜŞÜN DÜŞÜN DÜŞÜN mekten dimağım harâb olmuş.
Mecnun misali derbeder oldum derken, Karnabaar beg bir de söylentiyle gelmesin mi konağıma! Tebaam tababet mektebindeki toplantının ardından dermiş ki:
Şimdi belli olacak ak koyun, kara koyun!
De-dektör atanmakla korunmuyor ki kurum.
Basiretli olmak gerek, budur kuruma özen,
Basir'in anlamı çifttir: biri, kalp gözüyle gören!

Hangi yüzle gelir de, ben bir memurum dersin?
Afra tafra çalımla, kurum kurum gezersin.
Devlet-i Aliye memursun, hangi kapıya kulsun?
Çektirdiğin eziyeti sonra sana kim sorsun?

Kırkbir kere maaşallah, mektebi böldürmeyiz!
Sen mektebden gidersin, biz bir yere gitmeyiz!
Bütün bu zulüm elbet size rücu' edilir,
"Sahibin sesini herîr, acep buna ne denir?"


dememişler mi? Taacüb ettim! Hatır-aşüfte oldum azizim!

Karabaar bey konağa gelirken yalnız kalmasın deyu zevcelerini de almışlar. Zaten Karabaar hanım gezmeyi pek severmiş: "Adının seyyare adı olmasından zaar, bizim hatun pek düşkündür gezmeye" deyu anlatır Karabaar. Neyse, günü değerlendirdik, biraz da demlendik. Mahdum-u satırcı, yeni kristal bardaklar göndermiş. Biraz açıldım. Açıldım, amma sonrası mühim. Devrisi gün, zevceyn yine kapımızda! Yine hoş beş. Devresi gün yine... ..!

Derken, nihai zevcem patladı: "Ne buuu! Hayat-ı hususiyye kalmadı aramızda. Her gün dışarıda, her gece Karabaarlar burda. İstemem böyle de-dektörrrr!" Amman dediler, seyyare hatun ile Karabaar bey. Yıldırım hızıyla sırra kadem bastılar.

Bilirsin, hatun kısmı çenesini açtı mı pek zor susar. Gerçi, Mamet'in hatun kısmının gönlünü alma hususunda pek mahir olduğunu da duymuşsundur. Neyse, nihai zevcemin gönlünü aldım sonunda. Lakin biraz hamlamışım. Fıkarât-ı kataniye harab oldu. Belime bir korse taktılar. İki gün yataktan çıkamadımİşte bu arada, dediler ki Pamfilya'da toplantı var. Önce yook dedim. Dediler, zat-ı şahaneleri rahat eder. Cepleri rahat eder. Toplantı çok filimsel. Bu nedenle, kurumu temsil edecek güzel resim veren muhterem birinin gitmesi gerek. Üstelik zevcenizi de götürebilirsiniz. Hah, şimdi oldu dedim. Hatunu çağırttım. Dedim ki:" Gönlümün en SON sultanı. Hazırlan. İşi gücü bırakıyorum. Tam bir hafta, Pamfilya'da başbaşayız!" Yüzü ışıdı, koştu sarıldı. AMMAN BELİM!

İşte geldik, şimdi buradayız. Hikayeyi de artık yarın yazayım. Böylece iyice tefrika gibi olur. Şimdi de sen taaccüb ettin sanırım!

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder