12 Mayıs 2009 Salı

Yeni yeni toplantılar!

Bu mektebi bir türlü anlayamıyorum. De-dektör (Başmuallim) olarak atanalı beri çok güzel işler yaptım. Daha da yapmaya çalışmaktayım. Bakınız, dokuz ayda neler yaptık:

Hakkaten neler yaptık? Herhalde o kadar çok ki, ondan hatırlayamıyorum. Taaccüb ettim!

Evet, şey yaptık. Yapmadık. Yok, toplantılar yaptık. Kantin kuntin diye bir şeyler vardı. Onları anlattık. Sonra kooperatif kurduk. Kurmadık da, kuruyoruz gibi bir şey.
Bu kooperatif meselesi çok önemli. İlk okulda da, orta kısımda da bir öğretmen takmıştı bana. Bir türlü kooperatif başkanı olamadım. Zaten, babam da dükkanda kasayı vermiyordu. Fena halde ukte kaldı içimde. "Bir kooperatif başkanı olamadım" diye hayıflanır dururum, yakındır olacağım inşallah!

Bu arada, yüksek mektebi pek güzel temsil ettik! Çıtı pıtı giyindik, süslendik. Zavallı Timuralp'in bütün çeketlerinin, gömleklerinin kolları uzadı çekiştirmekden! Karabaar (Karnabaar) en açık gri takım elbiselerini çıkartıp giymeye başladı (ten rengini daha koyu gösteriyormuş. Taaccüb ettim!). Amcazade Soyak beyi pek aramıza almadık. Mahdum-u astar kesme fiski bardaklarını yanından ayırmaz oldu. General Secrateriat Dikiş Tutmaz saçlarını daha sık yıkamaya başladı, biraz daha dayansa sakalını da tarayacak idi. Hep birlikte arabalara doluşup gezdik, tozduk, itiştik, kakışdık, eğlendik. Tebaamın yaşadığı bütün mekteblere gittik. Cümlesini salonlara doldurduk, saatler boyu toplantılar yaptık. Beni kadıya veren, (ismini zikretmek istemiyorum) rakibemi herkeslere şikayet ettik. İttiham ettik.
Velhasılı mektebin içinde her şeyi hal ettik!

Şimdi, yüksek mektebimizi yurd sathına yayma fırsatı bulduk. YMK (Yüksek Mekteb Kanunu) dahilinde tababet okulunda , tam hatırlayamıyorum ya 41. fıkra ile her birimden iki kişiyi, ya da 2. fıkra ile her birimden 41 kişiyi yurd sathına gönderme mutluluğuna erişmek üzereyiz. Ama, engel olmaya çalışıyorlar. YMK (Yüksek Mekteb Kurulu) diyor ki, ikna ediniz, gönderiniz. Efendim, benim atanmama rağmen ikna olmuyor, gitmek istemiyorsa daha ne yapılabilir ki? Taaccüb ederim!

Bir muhteşem tasavvurumuz daha var! Mektebimizi ikiye çıkarıyoruz. Böylece Mekteb-1 ve Mekteb-2 adını alan iki mektebde birden de-dektörlük görevi yapacağım. Bakınız, değerli muallimler ve dahi cins-i latif muallimler, dokuz ayda bir insan yavrusu ancak oluşurken, biz koskoca mektebi çift yapmayı beceriyoruz, daha ne istiyorsunuz? diyoruz.
El cevap: Biz bölünmek istemiyoruz! Amip değiliz ki bölünerek çoğalalım!

Değerli tebaam, bu Yüce Başbaşlara isyan olmaz mı? Tepeden "bölünün!" emri geldiyse, uymak gerekmez mi? İki mektebe birden de-dektör olunmaz mı? :Hendeseciler, Tıknaztepeliler sizden ayrı kalmak isterler.
El cevab: Biz istemiyoruz! Başbaş'ın özel tabibi dahi "amip deyiliz, bölünmeyiz!" deyu mektebini korudu. Sen de, de-dektör ol, mektebini koru!
Taaccüb ettim! Çook taaccüb ettim! Bööle kalmışım!..





Bu halaluş içinde bir de büyük kusur etmişim. Kendisine doğrudan bir name yazdım:

Muhterem Meclis-i Ayan Reisim,

Dün Tababet mektebi yüksek mekteb kurulu sırasında söz istediğinizde "Buyurunuz Sayın Köksal" dediğimde salondan yükselen Kutsal, Kutsal sesleri için affınızı dilerim. Yüce Meclis-i Ayan albette hepimiz için kutsaldır. Bu nedenle, isminizi anarken başına Kutsal kelimesini yerleştirmek ihtiyacı hissetmemiş idim.

Sizin gibi yüce bir makamda görev ifa ederken, böyle bir içtimaya dahil olmaya gönül indirmiş olmak ne yüce bir lütufdur. Gönül yüceliğiniz için şükranlarımı sunuyorum efendim.

Ancak, içtimadaki müşevveşiyet hasebiyle, cümlenin devamında size "Buyurunuz sayın Köksal Toptan" diyerek söz vermiş bulundum. Maruzatımı tensiblerinize arz ederim efendim.

Vaziyetten ötürü çok Hüzün-lü Mamet



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder