Devrisi günler pek bir telaş içinde geçti. Mektebi görenler "Doksanların pürtelaş sokağına mı geldik yahu?" deyu taaccüb ettiler!

Ama nasıl telaş olmasın? Muhterem Başbaş bendenizi emretmiş! Hay hay, lay lay, lom!
Hemmen bir zepline atladığım gibi Ancyra'da aldım soluğu. Derhal makama yüz sürmek üzere kapıya vardım. Baktım, benim gibi bir kaç başmuallim de kapıda hazırun vaziyette bekliyor. Doğrusu biraz canım sıkıldı. Her ne kaddar en şıkları ben olsam da, Başbaşımla başbaşa görüşme yapmayı tercih eder idim. Heyhat! Kâtib-i hususî buyur etti beni.
Hemmen oturmayı doğru bulmadığım için "MERHABALAR, NASILSINIZ?" diyerek bekleşenlere doğru hamle ettim. Lâkin sesim biraz gür olduğundan olacak, birden sehpalarındaki çaylarına doğru uzandılar.
Ellerim boş kaldı, taaccüb ettim! Kâtib-i hususî bana da bir çay ikram etti. Ben de çayımı sehpaya yerleştirdim, bekledim. İsligenç'in sadrazamlığından biraz daha uzun (yaklaşık bir buçuk saat olmalı) bekledik. Çay buz gibi oldu, ama fırsatı bekliyorum. Derken kâtib "Huzura buyrun, bekleniyorsunuz" der demez, gür sesimden ürkenler fırladılar ayağa, adete bizim Timur- lenk Alp'ten dört tane oldu odada. Hepisi çeketlerinin yenlerini çekiştirmeye başlamasın mı? Ben istifimi bozmadan yerimde kaldım. Derken hepsi bana dönüp, bakmaya başladı. Biri, hadi be adam huzura giriyoruz demesin mi? Hemmen çayıma hamle yaptım. Oh olsun onlara. Baktım ki kâtib-i hususî kıpkırmızı olmuş. Nedenini anlamadım. Amma ben de ayağa kalktım. Bu efendilerin şaşkınlığından istifade, makama önce ben daldım.
Amman, amman. O ne endam, ne şıklık, ne kârazma bir insan, şu yüce Başbaşımız.
Öyle ayran ayran bakıyorum recebime!
Receb: Azametli, heybetli.
"Mekteb" diyor. "Nısfını alalım" diyor. "Talebeleri çoğaltalım" diyor. "De-dektörleri biz seçeriz" diyor. Yüce başbaşım.
Nısf: Yarım, yarı
Bu bekleşenler de başka mekteblerden gelmişler meğer. Birileri itiraz edecek oluyor. Dönüyor başbaşım "Hallederiz" diyor. Böyle konuşurlarken ben dalmışım. Zaman nasıl geçmiş farkına bile varmamışım. Derken bir sessizlik oldu. Gözümü araladım, baktım ki herkes bana nazar ediyor. Başbaşım "sizin bir diyeceğiniz yok mu?" deyu sormuş meğer. Fırladım ayağa dedim ki:
"Ben devlet-i ali'nin memuruyum
Kapınızın kuluyum!"
Pek hoşuna gitti Yüce Başbaşımın. "Talebe mevcudunuzu muntazaman arttırın, iki katına vardırın." buyurdu."Taleberinizin gönlünü hoş, biatlarını sağlam tutun" deyu ekledi.
Biat:1-Bağlılığını, itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek.Bağlılığını tazelemek.
2-Rey vermek.
"Talebe sayısı artınca ihtiyacınız olur. Sizlere talebe servisi tahsis ettik. Alıp, götüresiniz" deyu şu aşağıdaki muhteşem güzellikdeki aracı da mektebimize bağışlamayı lütfetti. Bakın da görün, Başbaş'ım beni nasıl seviyor.

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.










































