24 Haziran 2009 Çarşamba

İki Mektebin De-dektörü olmak!

Sevgili defter-i hatırat,

Devrisi günler pek bir telaş içinde geçti. Mektebi görenler "Doksanların pürtelaş sokağına mı geldik yahu?" deyu taaccüb ettiler!

Ama nasıl telaş olmasın? Muhterem Başbaş bendenizi emretmiş! Hay hay, lay lay, lom!
Hemmen bir zepline atladığım gibi Ancyra'da aldım soluğu. Derhal makama yüz sürmek üzere kapıya vardım. Baktım, benim gibi bir kaç başmuallim de kapıda hazırun vaziyette bekliyor. Doğrusu biraz canım sıkıldı. Her ne kaddar en şıkları ben olsam da, Başbaşımla başbaşa görüşme yapmayı tercih eder idim. Heyhat! Kâtib-i hususî buyur etti beni.

Hemmen oturmayı doğru bulmadığım için "MERHABALAR, NASILSINIZ?" diyerek bekleşenlere doğru hamle ettim. Lâkin sesim biraz gür olduğundan olacak, birden sehpalarındaki çaylarına doğru uzandılar. Ellerim boş kaldı, taaccüb ettim!

Kâtib-i hususî bana da bir çay ikram etti. Ben de çayımı sehpaya yerleştirdim, bekledim. İsligenç'in sadrazamlığından biraz daha uzun (yaklaşık bir buçuk saat olmalı) bekledik. Çay buz gibi oldu, ama fırsatı bekliyorum. Derken kâtib "Huzura buyrun, bekleniyorsunuz" der demez, gür sesimden ürkenler fırladılar ayağa, adete bizim Timur- lenk Alp'ten dört tane oldu odada. Hepisi çeketlerinin yenlerini çekiştirmeye başlamasın mı? Ben istifimi bozmadan yerimde kaldım. Derken hepsi bana dönüp, bakmaya başladı. Biri, hadi be adam huzura giriyoruz demesin mi? Hemmen çayıma hamle yaptım. Oh olsun onlara. Baktım ki kâtib-i hususî kıpkırmızı olmuş. Nedenini anlamadım. Amma ben de ayağa kalktım. Bu efendilerin şaşkınlığından istifade, makama önce ben daldım.

Amman, amman. O ne endam, ne şıklık, ne kârazma bir insan, şu yüce Başbaşımız.
Öyle ayran ayran bakıyorum recebime!
Receb: Azametli, heybetli.
"Mekteb" diyor. "Nısfını alalım" diyor. "Talebeleri çoğaltalım" diyor. "De-dektörleri biz seçeriz" diyor. Yüce başbaşım.
Nısf: Yarım, yarı
Bu bekleşenler de başka mekteblerden gelmişler meğer. Birileri itiraz edecek oluyor. Dönüyor başbaşım "Hallederiz" diyor. Böyle konuşurlarken ben dalmışım. Zaman nasıl geçmiş farkına bile varmamışım. Derken bir sessizlik oldu. Gözümü araladım, baktım ki herkes bana nazar ediyor. Başbaşım "sizin bir diyeceğiniz yok mu?" deyu sormuş meğer. Fırladım ayağa dedim ki:
"Ben devlet-i ali'nin memuruyum
Kapınızın kuluyum!"

Pek hoşuna gitti Yüce Başbaşımın. "Talebe mevcudunuzu muntazaman arttırın, iki katına vardırın." buyurdu."Taleberinizin gönlünü hoş, biatlarını sağlam tutun" deyu ekledi.
Biat:1-Bağlılığını, itimadını bildirmek. Birisinin hakemliğini veya hükümdarlığını kabul etmek.Bağlılığını tazelemek.
2-Rey vermek.

"Talebe sayısı artınca ihtiyacınız olur. Sizlere talebe servisi tahsis ettik. Alıp, götüresiniz" deyu şu aşağıdaki muhteşem güzellikdeki aracı da mektebimize bağışlamayı lütfetti. Bakın da görün, Başbaş'ım beni nasıl seviyor.


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

15 Haziran 2009 Pazartesi

Bir sıçrarsın çekirge



Tümleşik cephenin neferlerini bahçeye gönderip teneke çaldırmak da işe yaramadı. O kadar huzursuz ruh bir aradaykene bu kuşlar burada barınamaz demişlerdi oysa. Güvercinler ürküp kaçar, ve yahud da kanat çırmakdan mütevellit helâk olurlar demişlerdi. Kuşlar değil, huzursuz ruhlar helâk olmuşlar!
helâk : 1- Yıkılma, bitme, mahvolma 2- Harislik, düşkünlük 3- Korku

Tebligatın içinden bir de yukarıdaki ilan çıktı. Atalarımın Yeni Dünya namıyla bilinen kıtaya göç etmiş kolunun üyelerinden birinin resmi üzerinde. Resim pek kötü çekilmiş. Nasıl oldu ise pek anlayamadım, resmin arabını düşüren aletin deliğinden (vizör denmek isteniyor herhalde) bakınca görülen yuvarlaklar resmin arabına, oradan da resme geçmiş gibi. Ne demek istendiğini anlayamadım. Karabaar'ı çağırttım. Birlikte baktık. Yahu bunlar bizi kasdediyorlar dedi. Birlikte indihâş ettik! Mündehiş olduk!


Mündehiş: İndihâş etmiş.
İndihâş: Mündehiş olmuş.
İndihâş etmek: Çok korkmak, dehşete düşmek.

Şimdi toplantıları da bitti. Şu süreyi uzatmak için bir araya gelip DÜŞÜN DÜŞÜN DÜŞÜNürüz. Elbet bir hinlik buluruz. Türümüz bu bizim. Lakin bir yandan da düşünmekteyim. Son kuşlar gelip konduğunda, son ulak karşımıza acı haberi koyduğunda yanımızda kimler olacak. Daha ne kadar sıçrayacağız?




Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

11 Haziran 2009 Perşembe

Tek olsa iyi, ÇOKZİB


Bu tefnid hayat memat mes'elesidir:

Turgut bey biraderim,

Muhtemeldir ki bir hata neticesinde, kurtlar vadisi namı ile bilinen bir neşriyaddan bahis olunmuş. Bir takım tababet mektebi muallimi, mecaz-ı mürsel varmış gibi "Mamet, kurtlar vadisinin Memati'si" deyu kîl u kal eder imiş. Memat ölümse, Mamet hayatdır canım efendim. Memati ile yegane benzerliğimiz, hayat gailem olarak ifade edebileceğim aşağıdaki cümleleri söylemiş olmasından ibarettir. Tekzib ve tefnid ederim!
Mamet Hüzün
mecaz-ı mürsel : Kelimenin asıl anlamıyla, mecazî anlamı arasında benzerlik olması
kîl u kal : Dedikodu

Memati horoza sormuşlar: Yumurta mı tavuktan, tavuk mu yumurtadan çıkar? diye. Horoz, "Bana ne?" demiş. "Ben işime bakarım, öter geçerim!" Memati - Kurtlar Vadisi unutulmayan diyaloglar



Ruznamede gezmeyi çok sevdiğim için, adımın Seyyare olduğu yazılmış. Ay, fenalıklar geliyor! Bunu muhakkak o bizi kovalayan nihai zevcemidir, her neyse o söylemiştir. Dur bak ben ona neler edeceğim! Gezegen isimli kadınım, korksun artık benden! Gezmelerimizi kıskananlar çatlasın.
Ayol kocan seviyor gezmeyi! Şimdi sen evde pinakliyorken, biz hep beraber geziyoruz hanım!
Bize bu lafları edenler, muavinliğimizi çekemiyorlar. Neymiş efendim:
"Benim kadar çok gezene Seyyare,
benim gibi güçlü insanların etrafında dolananlar teyyare denir"miş!
Hıh! Çatlasınlar!
Hem atama günü mektebe vardığımıda sabah ezanı çoktan okunmuş, güneşte yeni doğmuştu. Saat en az beşbuçuk olmuştu. Tekzib ederim!
Seyyare-baar




Hanım ne derse doğrudur.
Kara-baar



Punto'da mekteb idare merkezi önünde, Sayın de-dektörle yollarımızın kesişmesinden bahsedilirken, güvenlik görevlisi emekçi arkadaşlarımızın şahsıma karşı kötü muamelede bulunduğu ima edilerek yapılan açık emek sömürüsünü ve düşmanlığı beni ve benim gibi Ashâb-üş-şimâl görüşünde olanları son derece üzmüştür. Bu açıklamayı şiddetle protesto ediyorum.
Dikiş Tutmaz (Sizler için Parule oolan)



Reyleriniz itina ile devrolunur.
Tüyübitmez aalil





Devir teslim gününde De-dektör beyle ilk kez karşılaşmış olduğumuz intibaı verilen yazınız hatalıdır. Daha önce, Ancyra'da defaatle karşılaşmışlığımız tanışmışlığımız vardır. Muhtemelen, sayın De-dektör o günün heyecanıyla bu karşılaşmaları hatırlamamıştır.
Amcazade Soyak









Kooperatif başkanlığını kimselere bırakmam. Tecrübem var.
Mezunlar derneğinin başkanlığını da kimselere bırakmam.
Mektebin idari muallimliğini Tutkulu yeğenime devredecek idik. Onu da Kalfa'ya kaptırdık. Kooperatifimi kimslere kaptırmam.
Tutkulu yeğene bir yer buluruz helbet. Ceketimin kolları düzgün di mi?

Timur-lenk Alp









Gül gibi latif ablam,
Valla ben eklemedim o parşömeni e-posta güvercininin ayağına. Evraklar karışmış. Hem onun senin kızın olduğunu kim nereden bilecek?

İş bilmez muhami Bânû





Kesme değil, kristal.
Tekzib ederim!
Mahdum-u Satırcı







Hem devahanede muavin, hemi de V. General Secretariat olmam, tamamen yetenekli, zarif olmamdan ve fedakarca çalışmamdan kaynaklıdır. Bütünüyle duygusal!
Plascan Maral





Kim uyduruyor bunları? Güya bir günlük Sadrazamlık yapmışım. Cumartesi Pazarı takiben koltuğu Plascan'a kaptırdım azizim. Sayın bakalım. Tam üç gün ediyor, üççç!

Hendese mektebinden İsligenç






Her türlü baskı - nakış işleri itina ile yapılır.

Saçlarınız toplanır, at kuyruğu yapılır.

Baskıcı üsooo







Neden Hikmet-i Bedai' mektebine başmuallim olamaz mışım? Kırkbirinci maddeyle gider, yine olurum. Orada cins-i latif pek bol! Allem ederim, kallem ederim yine giderim. Öptüm şekerim!
Makas-el Baytar






Ben de tebabet muaviniyim. Kimse farkıma varmıyor!

Irsi Ari




Hatun kontenjanından muavin olduğum iddiası doğru değildir. Ben de hem Tümleşik Cephe, hemi de huzursuz ruhlar üyesiyim.
Hılkıd Hatun



Valla ben her hafta Asdaf'cığımı arıyorum.

Barba Rosa




Hep söylerim. Karda yürüyeceksin, izini belli etmeyeceksin! Uydurmatik departımanından, koskoca Efnan ve Belagat mektebi muaallimliğine nasıl yükseldim?
Dardar Hırt



Toplantıda kalkıp konuştum. "Benim Hatun Hendese mektebinde. Biliyorum da söylüyorum, onlar ayrılmak isterler" dedim. Dedim amma, hanım işi biliyor, işe gitmiyormuş birader. Ben bilmem dedi!
Harman Cohmar




Leblebi diyor işte çocuk. Desene Hercüüü. Dedi sayılır!

Hercümerç (adına Tüysüz beğ)






Selçuk abi bizimle. Ama Suat abi dergide çizmiyor.

Penguen




Mor menekşe isimli bir gurubun üyesi ve yazarı olduğum iddiaları asılsızdır.

Turgut Benöz




Yazılarına yorumları adımı kullanarak Turgut Benöz'ün yaptığı iddiaları asılsızdır.
Siz de yorum yazabilirsiniz!

Selim Yeşilışık





Grubumuzun adı Mor Menekşe ya da Siyah Lale değildir.

Kırmızı Karanfil



Ama hakketten Mor menekşe değil!







Yazılarınızı merakla bekliyoruz.
Okurlar

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

10 Haziran 2009 Çarşamba

Üf'ulede ikinci gün


Üf'ule: Vazife, görev

Akşam matbuat temsilcileri ile yemekteyken fazla kaçırmış olmalıyım. Mest-i harab olmuşum, güç bela kalkabildim yataktan. Önce görev deyu düşünüp, bekleşen hastalarımı görmek için işyerime gittim. İşlerimi halledip, mektebin yolunu tuttum.
Yolda giderken kaftan alayım da, kaftanımla gideyim ikinci gün göreve deyu DÜŞÜNdüm.
Mektebin kapısında beni böyle görünce pek şaşırdılar. Eee, kaftanın, bu kadar, yakışacağı, adamı, bulmuşlar ki, bu göreve, atamışlar azizim, değil mi?

Hamiş: Bu gün bol bol müfriz kullanasım var. Bilirsin bu işareti pek sever, becâ nâ-becâ kullanırım.
müfriz : virgül işareti
becâ nâ-becâ : yerli yersiz

Aslında perenduşu oldukça eziyetli ikmal ettim. Durmadan güvercinler uçuşup durdu düşlerimde. Adeta bir karabasan. Hayırlara vesile olsun dedim. Herhalde sen de bu dileğime gönülden katılırsın.
perenduş: dün gece

Böyle azamet içinde makama doğru ilerledikçe kaftanımı savurarak hayret nidaları koptu önümden ardımdan. Karşımdan gelenlerin yüzleri güldü. İdareci dediğin böyle olmalı deyu herhalde, gülüşlerini elleriyle saklayarak güya gizli gizli nazarlarla baktılar. Unutmayayım da iç çamaşırıma yeni nazarlıklar ekleyeyim, muskamdaki nazar duasını yenileyeyim.

Makama varınca ilk iş, mutemeti çağırın huzura dedim. Geldi, perenduşun hesap pusulasını uzattım. "Şunu bir adamla Kordelya Han'a gönderin. Yüklüce bir bahşişi de ilave edin" emrini verdim.
- Nasıl öderiz efendim. Böyle bir fasıl yok! demesin mi. Taaccüb ettim!

- Sen ne dersin efendiii! Ne demek ödeyemem. Sen nasıl bir mutasarrıfsın? Koskoca başmuallim, namı değer dedektör! Şu kaftana hürmet et! Ayrıca kaftanın parasını da ödemek gerek. Matbuat aleyhimizde atıp tutmasun deyu almış götürmüşüz. Kordelya'da hep beraber yemiş, içmişiz. İmdi belge deyu tutturular demişler, aha mektebe fatura da ettirmişiz. Ne demek böyle bir fasıl yok? Fasıl var. Yani dün gece vardı. Hep beraber eşlik edip, ne şarkılar söyledik. Dansöz bile çıktı yahu!
Ödeyemem de ne demek? Ben koskoca de-dektörüm yahu. Teessüf ettim! Vallahi ettim!


Sesimin perdesi yükseldiğinden midir bilinmez, Muaviye takımı ve dahi nereden çıktı bilinmez Mahdum-u Satırcı dalmasın mı içeri? Dizdim bunları karşıma:

Yahu dedim. Hep birlikte teşrik-i mesaî yapacağız. Bu tür harcamalarımız pek bol olur. Zaten önümüz bayram. Her birimiz bir yere gideriz. Adalar, Modalar gezip tozarız. Nasıl olacak bu harcamalar. Bir de cepten mi harcayacağız. Sabah işyerime giderken mırıl mırıl bir şeyler geveledi şu iri adam. İşyerinden buraya gelirken kaftan almak çün durunca döküldü. Yok efendim atların yemi bitmiş, arabanın yayları gevşemiş. Fethi İdmanyurdu zamanında tebabet mektebi civarında vakfedilmiş olan yakıt muhattata merkezine talimat versem, atlara yem, arabaya yay alsa imiş. Hay hay deyip ulak gönderdim maliyyuna el cevap:
-Böyle bir fasıl yok!
Dün biz matbuatla yiyip içerkene beklemekten canı sıkılan nihai zevcem alışverişe çıkmış. Yeni urbalar almış. Üstelik de aldıklarının bir kısmı bana. Sabah fatura göndermişler maliyyuna, cevab:
-Böyle bir fasıl yok!
Bu işler böyle gitmez!

Beni böyle hışm-gîn görünce pek taaccüb eylediler! Timur-lenk dedi ki. Zat-ı şahaneleri emir buyursunlar, derhal bir kooperatif kuralım. Ben bu işleri bilirim. Mekteb-i ibtidaî zamanlarımda da kooperatiflerde bulunmuşluğum vardır. Elimiz pek bollaşır. Mektebi Âlî işlerini bu kooperatife gördürür, harcamalarımı sürdürürüz.
Bu fikir herkes çok beğendi. Etfal-i mekâtib şeklinde, güle oynaya çıkarlarken odadan arkalarından seslendim:
- Bana katibemi gönderin bari!
hışm-gîn : kızgın, öfkeli
Mekteb-i ibtidaî : İlk okul
Etfal-i mekâtib: okul çocukları

Endam-ı mevzun görüp, gazabımı yatıştırayım deyu beklemeye başladım. Koskoca mektebin katibesi kimbilir nasıl vesâmet ve dahi nefaset sahibidir. Gül cemalini göreceğim deyu sabırsızlık çekerken kapı açıldı, heyhat letafetini göremeden ardından seslenmiş olmalılar, kapı eşiğinde sırtı bize dönük durdu!
Endamını şöyle bir inceledim. Ciddi, kâr-âgâh biri olmalı. Pantolon - ceket iki formalı bir esvab, hafif gevşek at kuyruğu yapılmış saçlar, gri takımın içine giyilmiş beyaz bir blouse. Esvabları epeyce pahalı görünümlü. Aceb, bakımını ihmal edenlerden olduğundan mı, erkek gibi pantolon giymiş, yoksa pek huşrüba olduğundan mı? diye dalmış gitmişim. Derken konuşması nihayete erdi de odaya doğru döndü.
Amman imdad! Bu hatun düpedüz sakallı yahu! Taaccüb ettim!
Allah lâyığını ve dahi müstehakını versin, bu bizim parule oğlan yahu. Ben de katibe sandıydım.
kâr-âgâh : İşbilir
huşrüba : Aklı baştan alan

-"Estağfirullah, seni katibe zannettim" dedim.
-"Yok efendim, ben mektebin ve sizin General Secrateriat görevindeyim!" demez mi?
-"Kim verdi yahu bu görevi?"
-"Siz verdiniz. Hani dün sabah, çarpışma (intersection) sonrası konuştuk. Hani bana sadrazam olacak adamsın dediniz. Ben de kabul ettim. Siz padişah - dedektör, ben sadrazam secrateriat!"

Eee, vallahi taaccüb ettim! Hiç değilse bacakları düzgün olsa!


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Sergüzeşt devam ediyor - Beşinci Bab

Bu gün gökyüzünde uçuşup duran şu posta güvercinlerinde mudcer vaziyetteyim.

Meger ki oturup namelerime devam edecek idim. Lakin Ancyra'dan gelen ulakların dedikleri sahi imiş. Havali-i idare kadıları da tenafürümüzü red edmiş. Rakibem -hani beni kadıya şikayet eden- hayyehele güvercinle tebligatı göndermiş. Tümleşik cephenin neferlerini bahçeye gönderip teneke çaldırıyorum ki güvercinler ürküp gitsin! Lakin bir türlü gitmiyorlar, kanat çırpıp duruyorlar. Taaccüb ettim!



Eyyam-ı Bahur'un son günü, de-dektörlüğümün ilk gününe tekabül ettiydi. Sabah olanları yazdıydım zaten. O teleşalı günde, makamda matbuattan zevatı da kabul ettim. Nifak sokucular kafalarını karıştırmış, "atamayı nasıl kabul ettiniz?" deyu sordular.
"Nasıl kabul edeceğim yahu, göbek atarak!" dememle, tümleşik cepheyi birden bir öksürük krizi tutmasın mı! Yahu aynı anda nasıl gıcık tuttu bunları? Bakıyorum etrafa Karnabaar, Timur-lenk, Dikiş Tutmaz, Mahdum-u satırcı, Makas-el Baytar, Baskıcı Üso, İsligenç artık zâtülcenb mi olmuşlar nedense öksürükten öleyazlar! Koşun su getirin diyorum, öksürük makamı değişiyor, sesleri yükseliyor. Öbür yana dönüyorum, ağzımı açmamla bir öksürük daha kopuyor. Velhasılı azizim, cümle Muavin, Danişmend, Havari cüşre, nahnaha ve dahi hükâ' içinde. Huzursuz ruhlar fırtınası!

Bu debdebe içinde bizim parule oğlan mırıl mırıl konuştu benimle. Anlaşıldı mesele.
Dedim ki: "Değerli matbuat mensubları. Biliyorsunuz ki ben bu seçimin birincisiyim yahu! Aldığım oyların oranı % 15 deyu itirazlar olabilir. Amma, enbirinci olan rakibem de neredeyse oyların yarısını aldı. Şimdi size bir kaç şey söyleyeceğim. Amma, ondan önce şunu söylemeliyim. Yani insaf ediniz. Şimdi sizler de karşınızda görüyorsunuz ekibimizi. Aslan gibiyiz. Ama, % 48 oy da çok canım. Kim verecek bana o kadar rey! Sonra bir de bizlere teveccüh gösteren 181 kişiye ek olarakdan, tek tek basarakdan bade süzerekden Tüyübitmez beğden devrolan rey daha var tam tamına 164 adet rey. Toplayın bakalım ne ediyor?" dedim.
- Ne ediyor?
Ne bileyim canım ne ediyor. Hesabım zayıftır diye pederim dükkana sokmazdı beni. Kuvvetli olsaydı burada mı olurdum? Hesabımın zayıf olduğuna zevcelerim de inanmadı ki hiç. Hep sorarlardı, "Mamet bu kaçıncı hata!" diye. Hiç bilemedim ki kaçıncı!
Böyle düşünürken, biri toplamış 385 rey ediyor dedi. Hah, az mı? değerli matbuat!
- Mamet bey, halen arada sizin aldığınız kadar rey farkı bulunmakta. Sizin aldığınız reyin üç katından fazlasını aldığı halde atanmayan bir aday bulunurken, bu atamayı nasıl hazmediyorsunuz? Sizce bu atamayı kabul etmeniz ahlaka mugayir değil mi?
Sayın matbuat! Siz Kocabaşbaş'ın takdir yetkisini mi istintak ediyorsunuz? demek istedim. amma dedim ki, Dikiş Tutmaz'ın uzattığı kağıttan işaretli yerleri okuyarak:
Bu süreçte, mektebimizin gerçek birlik ve beraberliğini oluşturmanın ve kalıcı huzur ortamı yaratmanın hepimizin ortak gayesi olduğunu gördüm.
Ülkemizin bu koşulları altında, değerlerini güçlendiremeyen, hedeflerini ortaya koyamayan, planlayamayan mektebler, özerklik ve özgürlüğünü korumakta zorlanacaktır. Sevgi ve saygıya dayalı yaşam kültürünün sona erip, korku ve dehşet tarzının mektebimize hakim olması için göreve gelmiş bulunuyoruz. İdarecilerimiz işte bu odadan çıkacaklar. Bu gün Punto'da merkezde, yarın bütün diğer mekteblerde idareci olacağız. Yayılacağız, nüfuz edeceğiz, eyyamcıları toplayacağız. Göreceksiniz ki devr-i iktidarımızda bize güzellik eden herkesi memnun edeceğiz. Buyrun hep birlikte yemeğe gidelim. Tabii ki bütün hesaplar benden, yani mektebin kesesinden. Buyrun gidelim, Kordelya'da keyf edelim. Yiyelim, içelim, para vermeyelim!


Siz de yürüyün aslanlar!







Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

9 Haziran 2009 Salı

Sergüzeşt devam ediyor - Dördüncü Bab


Aziz biraderim,

Bizim minyatürlerden pek farklı fikrinde olduğum sanatkar Selçuk Erdem'in bir eserini daha gönderiyorum sana. Dördüncü baba uygun olsun demiş idim, bunu bulmuşlar!

Bu zat-ı muhterem buralarda pek görülmeyen bir kuş ismi taşıyan bir neşriyatta minyatürlerini neşretmekde. Penguen namı ile ma'ruf bu neşriyatı pek Udhukeperdâz bulanlar var. Mesela bizim kesici tabbiblerden Şeffaf-ı Hakan pek sever bu neşriyatı. Fikrimi soracak olursan, benimçün anlaşılması oldukça müşkül şakalar ihtiva eden bir neşriyat!
Udhukeperdâz: komik, güldürücü
Şaka: Meşakkatli ve güç

Bizim Parule oğlanın neyi kabul ettiğini daha anlayamamış idim. Birden "Hadiiiin makamaaa" deyu şematetkârane bir haykırışla kalabalığın akışına kapılıp topluca odaya doluştuk. Hepsi ciddi ifadeli, koyu renk takım elbiseli, gömlekli, kravatlı, koyu renk gözlüklü otuz kadar herifi karşılarında görünce içerideki hatun kişiler birden bir çığlık kopardılar! Aman, duyan da etlerini lime lime ediyorlar sanacaklar.
Şematetkârane: arsızca, gürültüyle bağırmak

Derken özel muhafuz bölüğüm içeri dalmasın mı? Bir karıştı ortalık. Hemmen atıldım, önce muhafuzları bir kenara otutttum. Döndüm bizim zevata, şöööyle bir yan baktım!



Döndüm hatunlara, dedim "Nedir sizi korkutan?" Sonra durum anlaşıldı. Bizleri böyle bir örnek, koyu lacivert renklerle, itiş kakış makma doğru hamle ederken görünce mafya mektebi bastı zannetmişler. Ortam yumuşasın deyu, Kurtlar Vadisi benzeri oldu latifesi edildi. Biri de sayın De-dektörümüz Mamet, Memati mi oluyor yani? demez mi?
Taaccüb ettim!

Geçtim makama oturdum. Karşıya bakınca pek keyifli geldi. Arkama yaslandım, "De-dektör Memati" deyu fısıldadım. "Oğlum Mamet" dedim. Etrafında sırf erkek. Hızlı öğreniyorsun.
"Eee, kurtlarla yaşayan, ulumayı öğrenir!"

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Sergüzeşt devam ediyor - Üçüncü Bab

Zaten baştababet görevini allem edip, kallem edip elimden aldılar diye canım sıkkın! Şimdi bu karnabaar taifesi de muavin olarak Tababet mektebini mi temsil ediyor yani?
Biri Hendese, bir diğeri Adem-i Merkeziyyet mektebi derken, iki karnabaar da temsil etti mi Tababet mektebini. Ben neyin temsilcisiyim yahu? Taaccüb ettim!

Böyle kendi kendime söylenirken Dikiş Tutmaz atıldı.

"Efendim, siz De-dektör olacaksınız" dedi. " Hiç bir şey bilmeyeceksiniz. İki dirhem, bir çekirdek giyineceksiniz. Süslenip, püslenip özel cheffeur ile gezecek, makamı temsil edeceksiniz. Duyun-u Umumi'den yeni eleman, hazine-yi maliyeden bol bol altun talep edeceksiniz. Vermezlerse Amaan canım sağolsun, kendileri bilirler deyip kendinizi üzmeyeceksiniz. Zaten hazinemiz pul pul akçe dolu, daha önceden istenip izni gelmemiş bir sürü de kadro var. Ooooh, har vurup, harman savuracaksınız. Sanki en yüce devletlu, bir nevi padişah olacaksınız."


Ha, Tabii bir de bol, bol taaccüb edeceksiniz!


Ederim tabii, etmezmiyim hiç! diye düşündüm.

Yüce KocaBaşbaşla ilk tanıştığım güne daalıp gitmişim. Sonra bana demişti ki: Ankara'dan ferman geldikten sonra, İstanbul'da padişah olsan kellen gider!
Yaaa!

"İşte, sonunda tam bana uyan bir iş!" deyu na'ra atmışım. Mahcub oldum!
Dikiş Tutmaz'ın sırtını sıvazladım " Seni gidi parule oğlan!" dedim. "Yahu, sadrazam olacak adamsın!"
- "Teveccühünüz efendim. Peki kabul ediyorum" demesin mi?

Yahu neyi kabul etti şimdi bu parule oğlan? Taaccüb ettim!






Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

5 Haziran 2009 Cuma

Sergüzeşt devam ediyor - İkinci Bab

İşte böyle Azizim,

Parule oğlanın sevimlilikleriyle neş'eye kabulmuş güruhumuz makam odasına girerken kapıda teraküm ve tazayyuk ettik! Bre çekilin, önce ben gireceğim! deyince bizim sari izbandutu cheuffeur bir an duruldu, hakikaten odaya girdi herif, beni de çekti çıkardı. Aferin!
teraküm : Birikme, yığılma
tazayyuk: Sıkışma, daralma

Amaaaan ne oda! Bizim tümleşik cephenin tümünü alır, geriye de aldığım rey kadar (181) ademe yer kalır! Gözlüğümü gözüme iyice yerleştirip, odanın içini seçmeye çalıştım. O da ne? İleride lacivert takım elbiseli bir adam. Duvara doğru bakıyor, duvara yürüyor, geriye iki adım atıyor, çeketinin yenini çekiştiriyor, mabadını duvara dönüp, boynunu bükerek duvara bakıyor. Duvardan iki adım daha uzaklaşıp birden geri dönüyor. Hadi yine yenlerini çekiştiriyor. Tekrar aynı seremoni. "Yahu bu meczub kim ola?" dedim. O ikinci muavininiz, Timur-lenk Alp beğ. Adem-i Merkeziyyet mektebini gurubu temsilcisi.Amcazade Soyak beğ ile karşılıklı odalarda takaud edecekler. "Yahu" dedim, "bu adam duvarlara mültefit. Meczub bir adem!"
"Efendim," dediler, "karşısında ayna var. Narcis bir karakterdir. Aksini seyredip durur!" Taaccüb ettim!
mültefit : iyi muamele edip dostluk gösteren



Ben yine taacüb içinde kalmış iken, o kocaamaaan odanın ucundan iki kişi - biri erkek biri dişi - girmesin mi? Odanın bir girişi daha varmış meğer! Bir de baktım, yahu bunlar bizim Karnabaar'lar!

"Yahu hayrolsun, hayırlara vesile olsun!" dedim. "Hâkka kardeşlerim, nereden çıktınız siz?"
Karnabaar beğ: "Sayın Mamet, Seyyare gece heyecandan uyuyamadı. Sen muhakkak muavin olmalısın deyu tutturdu. Sabah beşte geldik. Bekçiye kapıyı açtırdık. Tek kişilik muavin odasına yerleştik. Seyyare mobilyacılarla görüşüp, yeni möbleleri dahi sipariş eyledi. Biz de yeni muaviniz" demesin mi? "Haridesi yek ücretine, ikimiz bir arada!"

Haydaa... Üç derken dört oldu muaviye!

Hâkka: Afet. Devamlı musibet
Haride : Satın alınmış
Muaviye : Tilki eniği

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

4 Haziran 2009 Perşembe

Sergüzeşt devam ediyor - İlk gün

Aziz biraderim,

Gönderdiğin posta güvercinini aldık. Pek lezzetli çıkdı. Ayağına bağladığın risalede Dikiş Tutmaz ile tekatüliyetimizin devamına merakta kaldığını yazmışsın. Hadşe-nişar biriyim vesselam!
Sergüzeşt: Macera
Tekatül: Kesişme
Hadşe-nişar: Merak veren, vesvese.


Hatırlarsan hikayeti teferruatıyla anlatmış idim:

http://mametgunluk.blogspot.com/2009/05/bahr-i-sefid-kysnda-pamfilyadayz.html


Nerde kalmıştım diye baktım da, en son şöyle demişim:
İşte böyle, alkış kıyamet makam aracımdan çıktım. Güruhun arasında yürüyorum. Birden bir gümbürtü koptu, koşarak gelen biri çarpıp beni yere yıkmasın, üzerime çıkmasın mı? "Amman, Alıcı kuşların gazabına uğradım. Ruhumu teslim ediyorum, ya rabbim. Ben ettim sen etme, Me'mun ağabeyim.." derken ne göreyim. Böyle, dizlerimin bağı çözülmüş, yere çöküvermişim. Üstümde bizim Dikiş Tutmaz. Taaccüb ettim!
Hemmen bizi yerden kaldırdılar. Üniformalı bir takım adamlar koştu yetişti. Meğer bir de özel muhafuz bölüğüm var imiş. Aslında benden önce mektebin muhafız bölüğüymüş. Ama şimdi, mekteb bana, ben mektebe yaraşır. Değil mi? Dikiş Tutmaz'ı kaldırdılar. Neredeyse hırpalayacaklardı. Atıldım, "DURUN!" dedim. Alem durdu, dünya durdu, herkes durdu. Baktım, yarılmadan bu yana pek görüşmediğimiz Dikiş Tutmaz'a, şöyle dedim:

* Hayrola Jam? Artık bu kadar ayrı mıyız?

- Affınızı dilerim, sevgili ağabeyim. Hiç istemeden canınızı yakmış, bir yerinizi incitmiş olabilir miyim? Biliyorsunuz, ben makamınıza çok yakın oturuyorum. İşe giderken, her emekçi gibi umumi vasıtaları kullanıyorum. Lakin, vasıtalar pek fasılalı. Geç kalmamak için çabalarken, karşıki durakta vasıtayı gördüm. Yetişeyim diye koşarken, kalabalığı görmemişim, telaşla size çarpıvermişim!

* Yahu, Dikiş Tutmaz anlattığın bu hikayeye kim inanır?

- Kadir İnanır!

Evvel-emirde hakkını teslim edelim, pek parule şu bizim oğlan. Güldük hep beraber. Haydi dedik, makama çıktık. Daha odaya girmeden biri kesti önümü. "Hoş Geldiniz, Sayın De-dektör!" diyerek. Amman, bu her kelimenin ilk harfini büyük söyleyen adam da kim? diyecek oldum. Dediler: Muavininiz, Hendese mektebinden Amcazade Soyak bey. Ee, hemmen taaccüb ettim!
parule: 1)Şakacı, latifeci 2) Yonga 3)Hayırsız ve işe yaramaz kişi
Meğer pek muhterem bir zat imiş. Çook ulu kişilerle tanışlığı var imiş. Memleketten biraderlerimi dahi tanır imiş. İntihabatta Tüyübitmez beğ tarafında yer almış. Amma, intihabat ertesinde Tüyübitmez beğin reyleri bana devr olunca, reylerle beraber Soyak bey de devrolmuş! Dikiş Tutmaz atıldı: " İşte bir misal daha!" deyu ünledi. Nedir? diye sorarak ona döndük hepimiz.
"Alamanlar yenilince, biz de yenilmiş sayıldık.
Reyler devredilince, muavin de devredilmiş sayıldı!" demez mi?
Parule oğlan!

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

3 Haziran 2009 Çarşamba

Ekibimizi kurduk, aslan gibiyiz!




Ekip tamamlanmış idi. Lakin Plascan Maral beyefendi baştabib muavinliğinden pek erken vazgeçiverdi.


Yerine, sırf erkekler idareci oluyor fitnelerine mani olmak maksadiyle,bir de avrat baştabib muavini aldık: Sitare Hılkıd Hatun!

Görüntümüz oldukça neş'eli oldu vesselam:




Çok yakında...!

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.