
Üf'ule: Vazife, görev
Akşam matbuat temsilcileri ile yemekteyken fazla kaçırmış olmalıyım. Mest-i harab olmuşum, güç bela kalkabildim yataktan. Önce görev deyu düşünüp, bekleşen hastalarımı görmek için işyerime gittim. İşlerimi halledip, mektebin yolunu tuttum.
Yolda giderken kaftan alayım da, kaftanımla gideyim ikinci gün göreve deyu DÜŞÜNdüm.
Mektebin kapısında beni böyle görünce pek şaşırdılar. Eee, kaftanın, bu kadar, yakışacağı, adamı, bulmuşlar ki, bu göreve, atamışlar azizim, değil mi?
Hamiş: Bu gün bol bol müfriz kullanasım var. Bilirsin bu işareti pek sever, becâ nâ-becâ kullanırım.
müfriz : virgül işareti
becâ nâ-becâ : yerli yersiz
Aslında perenduşu oldukça eziyetli ikmal ettim. Durmadan güvercinler uçuşup durdu düşlerimde. Adeta bir karabasan. Hayırlara vesile olsun dedim. Herhalde sen de bu dileğime gönülden katılırsın. perenduş: dün gece
Böyle azamet içinde makama doğru ilerledikçe kaftanımı savurarak hayret nidaları koptu önümden ardımdan. Karşımdan gelenlerin yüzleri güldü. İdareci dediğin böyle olmalı deyu herhalde, gülüşlerini elleriyle saklayarak güya gizli gizli nazarlarla baktılar. Unutmayayım da iç çamaşırıma yeni nazarlıklar ekleyeyim, muskamdaki nazar duasını yenileyeyim.
Makama varınca ilk iş, mutemeti çağırın huzura dedim. Geldi, perenduşun hesap pusulasını uzattım. "Şunu bir adamla Kordelya Han'a gönderin. Yüklüce bir bahşişi de ilave edin" emrini verdim.
- Nasıl öderiz efendim. Böyle bir fasıl yok! demesin mi. Taaccüb ettim!
- Sen ne dersin efendiii! Ne demek ödeyemem. Sen nasıl bir mutasarrıfsın? Koskoca başmuallim, namı değer dedektör! Şu kaftana hürmet et! Ayrıca kaftanın parasını da ödemek gerek. Matbuat aleyhimizde atıp tutmasun deyu almış götürmüşüz. Kordelya'da hep beraber yemiş, içmişiz. İmdi belge deyu tutturular demişler, aha mektebe fatura da ettirmişiz. Ne demek böyle bir fasıl yok? Fasıl var. Yani dün gece vardı. Hep beraber eşlik edip, ne şarkılar söyledik. Dansöz bile çıktı yahu!
Ödeyemem de ne demek? Ben koskoca de-dektörüm yahu. Teessüf ettim! Vallahi ettim!

Sesimin perdesi yükseldiğinden midir bilinmez, Muaviye takımı ve dahi nereden çıktı bilinmez Mahdum-u Satırcı dalmasın mı içeri? Dizdim bunları karşıma:
Yahu dedim. Hep birlikte teşrik-i mesaî yapacağız. Bu tür harcamalarımız pek bol olur. Zaten önümüz bayram. Her birimiz bir yere gideriz. Adalar, Modalar gezip tozarız. Nasıl olacak bu harcamalar. Bir de cepten mi harcayacağız. Sabah işyerime giderken mırıl mırıl bir şeyler geveledi şu iri adam. İşyerinden buraya gelirken kaftan almak çün durunca döküldü. Yok efendim atların yemi bitmiş, arabanın yayları gevşemiş. Fethi İdmanyurdu zamanında tebabet mektebi civarında vakfedilmiş olan yakıt muhattata merkezine talimat versem, atlara yem, arabaya yay alsa imiş. Hay hay deyip ulak gönderdim maliyyuna el cevap:
-Böyle bir fasıl yok!
Dün biz matbuatla yiyip içerkene beklemekten canı sıkılan nihai zevcem alışverişe çıkmış. Yeni urbalar almış. Üstelik de aldıklarının bir kısmı bana. Sabah fatura göndermişler maliyyuna, cevab:
-Böyle bir fasıl yok!
Bu işler böyle gitmez!
Beni böyle hışm-gîn görünce pek taaccüb eylediler! Timur-lenk dedi ki. Zat-ı şahaneleri emir buyursunlar, derhal bir kooperatif kuralım. Ben bu işleri bilirim. Mekteb-i ibtidaî zamanlarımda da kooperatiflerde bulunmuşluğum vardır. Elimiz pek bollaşır. Mektebi Âlî işlerini bu kooperatife gördürür, harcamalarımı sürdürürüz.
Bu fikir herkes çok beğendi. Etfal-i mekâtib şeklinde, güle oynaya çıkarlarken odadan arkalarından seslendim:
- Bana katibemi gönderin bari!
hışm-gîn : kızgın, öfkeli
Mekteb-i ibtidaî : İlk okul
Etfal-i mekâtib: okul çocukları
Endam-ı mevzun görüp, gazabımı yatıştırayım deyu beklemeye başladım. Koskoca mektebin katibesi kimbilir nasıl vesâmet ve dahi nefaset sahibidir. Gül cemalini göreceğim deyu sabırsızlık çekerken kapı açıldı, heyhat letafetini göremeden ardından seslenmiş olmalılar, kapı eşiğinde sırtı bize dönük durdu!
Endamını şöyle bir inceledim. Ciddi, kâr-âgâh biri olmalı. Pantolon - ceket iki formalı bir esvab, hafif gevşek at kuyruğu yapılmış saçlar, gri takımın içine giyilmiş beyaz bir blouse. Esvabları epeyce pahalı görünümlü. Aceb, bakımını ihmal edenlerden olduğundan mı, erkek gibi pantolon giymiş, yoksa pek huşrüba olduğundan mı? diye dalmış gitmişim. Derken konuşması nihayete erdi de odaya doğru döndü.
Amman imdad! Bu hatun düpedüz sakallı yahu! Taaccüb ettim!
Allah lâyığını ve dahi müstehakını versin, bu bizim parule oğlan yahu. Ben de katibe sandıydım.
kâr-âgâh : İşbilir
huşrüba : Aklı baştan alan
-"Estağfirullah, seni katibe zannettim" dedim.
-"Yok efendim, ben mektebin ve sizin General Secrateriat görevindeyim!" demez mi?
-"Kim verdi yahu bu görevi?"
-"Siz verdiniz. Hani dün sabah, çarpışma (intersection) sonrası konuştuk. Hani bana sadrazam olacak adamsın dediniz. Ben de kabul ettim. Siz padişah - dedektör, ben sadrazam secrateriat!"
Eee, vallahi taaccüb ettim! Hiç değilse bacakları düzgün olsa!
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder