28 Temmuz 2009 Salı

Balotaj Mamet, Bâlâhânî cemaat!

Kutlamalar tam bize benzemiş oldu: Balotaj Mamet'in Bâlâhânî ümmeti deyu kîl u kal etmişler yine. Yahu ne yapalım, KMUCA kararlarını aldık, lakin akşamdan kaldık!

Gerçi biraz bâlâhânî kaçmış kutlamalar. Gül suyu şerbetlerin ardarda yuvarlayınca fena çarptı yahu! Ebu-l Mireh tarafından habt edilmiş gibi oldum. Tevbe estağfirullah!
Bâlâhânî: Bir şeyi aşırı derecede yüksek gösterme, abartma, şişirme.
kîl u kal: Dedikodu.
Ebu-l Mireh: Şeytan

Uyandım ki tepemde bizim Kuftehar! "Abii, eşşek gibi içmisiz yaw. Kalk hadee"
deyu konuşup duruyor.
Dur bre, Bazende-zeban, zevzek, Kuftehar! deyu kükreyerek doğruldum yerimden. Allaaah belim nasıl ağrıyor! Amman, amman! Adeta eşşekten düşmüş karpuz gibiyim!
"Yahu ne oldu böyle, gül suyu deyu, şerbet deyu ne içtik, ne içirdiler?" diye söylenerek doğruldum. Baktım ki Punto'da mektebin başmuallimlik odasındayız. Oohh çektim. Neyse etrafta yabancı kimse de yok! Teşeffi ettim!

Bazende-zeban: Boş boğaz, geveze, çok konuşan.
Zevzek: Geveze. Münasebetsiz, temkinsiz. Ağzı ve eli durmayan. Hoppa.
Teşeffi: 1- Rahatlamak. Şifâ bulmak. 2- Öc almak. Öc veya intikam almakla yüreği soğumak

KMUCA- Kadı ve Müddei-yi Umumî Cemiyet-i Âli kararlarını aklıma düşürdüm tekrar. Reddi kadı talebime "olmaz" diyen kadıya galebe çalmak keyfimi iyice yerine getirdi.
Yahu bir kahvaltıya çıkalım, Ekincilik - Çiftçilik Bankasından aldığımız paralarla ne güzel mevki-i lökal yaptırdık. Şöyle denize nazır, dört başı mâmur, nimhab-ı mahmur bir teslif edelim deyu düşündüm. Bir yandan yer, bir yandan deniz derya nazar eder, bankadan aldığımız nemaları dağıtacağız deyu bekleşen vazifedâra da nazire ederiz!
Nimhab: Yarı uykulu, mahmur.
Teslif 1- Kahvaltı etme.2- Takdim etmek.3-Bir nesnenin fiyatını evvelden vermek.

Böyle güzel düşler kurarken, güzel sekreterim girdi. Asayiş şubesinden bir takım memurun geldiğini haber verdi. Taaccüb ettim!

Efendim meğerse, bu birlikte kutlama yaptığımız zerzevat akşam şerbeti iyice kaçırmışlar. Hadşe-aver davranışlarda bulunub, etrafta arâm-sûz tavırlar eda eylemişler. Bizim Makas-el Baytar gidip eşraftan bir muhterem zatın tomofiline kafayı uzatınca olanlar olmuş, sabiler korkmuş!
Arâm-sûz: Huzuru bozan, rahatsızlık veren.
Hadşe-aver: Rahatsızlık veren, insanı sıkıntıya koyan

Aranıyor, tikkat tehlikelidir! afişleri bütün şehr-i Symirna'yı donatmış!



"Yok öyle bir mule değildir! Yaptıkları donk eylemiştir kafasına. Bir daha yapmaz, vallahi billahi tallahi!" deyu zor bela def etdik zabitanı. Zaten karnım aç! Kafam oldu bir kazan. Diyecek bir laf bulamadım. Yürüyün dedim. Kahvaltıya çıkıyoruz!

Nihayet çıktık. Masaya dizildik. Vakit öğleni epeyce geçmiş. Donatın sofrayı dedim. Koopere bir sofra olsun!..
"Başüstüne haşmetmaab" dediler. "Meyve olarak ne istersiniz?"
Baktım masadakilere, mırığı düşmüş oturuyor herkes, kafaları önünde.
Yahu dedim. Mevsim yaz. İçimiz kavrulmuş dün geceki şerbetlerden. Ciğerim yanıyor, şöyle mis gibi bir karpuz olsa yemez miyiz yahu? Yeriz vallahi!

Koşuştu herkes. Masa donatıldı. Baktım karpuz yok! Nerde karpuz dedim! Soğuyor haşmetlüm dediler. Beklediğime değecek bir karpuz olsa bari!

Derken iki kişinin taşıdığı karpuz geldi. Amman bu da ne? Taaccüb ettim!




Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

KMUCA- Kadı ve Müddei-yi Umumî Cemiyet-i Âli kararları

Aziz Üsvetim Turgut Müteazzımâne,

Yine sana karşı biraz mahcubum. KMUCA (Kadı ve Müddei-yi Umumî Cemiyet-i Âli) toplantısını neticelerini evvela benden duyasın ister idüm. Lakin, tahmin edeceğin üzre evleviyetle bize haber uçurdular. Eee, kadıyı yerinden uçuran Yüce ve dahi Kocabaşbaş! Bizim Reis-i Kadı rakımı oldukça yüksek bir bölgeye taa Urartu bölgesine tayin edilivermiş.

Tabii ki bu husus beni ziyadesiyle keyiflendirdi. Tebessüm ettim!


Onu tayin, bunu redd-i kadı, oradan buradan derken muhakeme uzuyor. Biz de efendilerimize hizmette kusur etmiyoruz. Günümüzü gün ediyoruz.

Haberi ilk ben aldım derken kapı çalındı. Baktım bizim Kuftehar Mahdum-u Astar! Yanında da Makas el-Baytar! Kuftehar ile Baytar, Astar ile Baytar! Amma da kafiyeli, zaviyeli ve dahi munfazih bir ikili oluşturmuşlar!
"Hadi kutlamaya gitmiyormuyuz?" diye kapıma dayanmışlar. Nihai zevcem, "yine mi bunlar?" deyu kaçtı kendini içeriye kapattı. Tam çıkıyorduk ki, eksik kalanlar da geldi: Karnabaar ve zevcesi Seyyare hatun!



Hadi gittik Punto'ya! Ben tabii ki sadece gülsuyu şerbeti içiyorum. Tütünü zinhar ağzıma sürmüyorum! Hep Karnaabaar içiyor. Hep birlikte benim eeeen sevdiğim şarkıları söyledik.





Fakat biraz fazla kaçırmışız. Şerbet de şişede durduğu gibi durmuyor. Nerede yattığımı bilemedim:




Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Tütün maddesi zinhar yasaklanmış!

"Devlet-i Ali'nin havası tumansız hava sahası" deyu bir şey icad etmişler.
İlk duyduğumda tamam yahu dedim. Ben zaten çoğu zaman tumansız geziyorum. Mahdumu Astar'da öyle, Karnabaar düşünsün!

Meğer öyle değilmiş. Yüce ve Ulu Başbaşımdan ulak geldi. Dedi ki: "Devlet-i Ali'nin havası, bundan gayrı dumansız hava sahası".

-Yahu bu ne çılgınlık. IV. Murad hünkarımızın menuatı benzeri icraatlar bunlar. Tütün keyf veren bir maddedir... diyecek oldum, sözümü kestiler.

Başbaşımın talimatı var. Mamet agabeyim emsal teşkil etsin. Tütünden vazgeçsin. Vazgeçtiğini cümle aleme ilan etsin. Kendine uygun, lakin imlası düzgün bir metin hazırlasın. İsterse suretini de bastırsın.

Baaaaşşım üstüne. deyip fırladım. Hazırlıkları tamamladım. Zaten hep reklam yıldızlarına özenir idim. Şaane bir suretimi hazırladılar. Yanına da imlası düzgün bir metin koydular. Bizzat denetledim. Afişler basıldıktan sonra bazı münafıklar yine beğenmeyip: "Bunun imlası bozuk dahi anlamındaki -de, -da kelimeye bitişik yazılmaz, ayrı yazılır" deyu ileri geri konuşmuşlar. Pis muhalifler!

Afişler güzel oldu. Geçtim karşısında, şöyle bir tütün çıbığı tellendireyim deyu çıkarttım. Etraftan atıldılar:
- Ne yapıyorsunuz, haşmetmaab?
- Yahu, bir çıbık tütüreceğim. Ne var yani, yaahu?
- Artık hiç tüttüremeyeceksiniz ekselansları. Yüce Başbaşın emri var. Tütün zinhar yasak. Hele siz aslâ, kat'a ağızınıza bile sürmeyeceksiniz!

Yok artık! Bunca yıllık tiryakiyim ben. Bu kadarı fazla artık. Yasak masak dinlemem.
TAACCÜB ETTİM! Ettim! Vallahi ettim, billahi ettim!

Ammaaa, Başbaşımın emride var... "Tütün içenede içmeyenede zarar verir" deyu afiş astırdık etrafa... Ne yapsak yahu?



Menuat: Men'etmeler. Yasaklar.
tuman: pantolonun altına giyilen paçalı don
duman: duman

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Mecburiyet, yok Meşveret, hayır Mutlakıyyet, hah tamam Muvaffakiyet Toplantıları

Değerli kardeşim,

Uzunca bir süre habersiz bıraktım seni. Filhakika, iki satır yazı yazacak halin var mıdır? deyu sorsan, derdim ki yoh, yoh...

Şu kadı işini tayin mevzunuu sündürüp, KMUCA (Kadı ve Müddei-yi Umumî Cemiyet-i Âli) toplantısını geciktirdikçe, muhakeme uzuyor. Bu durumdan ziyadesiyle memnun mes'ut gidiyoruz. En memnun olan bizim kesici tabbiblerden Mahdum-u Astar idi. Amma, onun da bazı dertleri var anlaşılan, yüzünden düşen bin parça. Eee, zevce değiştirmeden hovardalık yapmak kolay mı, Kuftehar?

Karnabaar beg ile zevcesi de ayrı bir alem oldu. Ayrılmaz beraberlikleri dillere destan duymuşsundur. Nereye gitsek hep beraber, biraderlerimizden biri adeta. Karnabaar beg, IV. Murat begin tütün yasaklarına kafayı takmış durumda. Ağzından tütün çıbuğunu eksik etmiyor. Görsen sanırsın çıbuğu yeyip bitirecek. İkisi bir arada, suratları beş karış dolanıp duruyorlar.

Müddei-yi Umumî: Savcı
Kuftehar : 1) Köfte yiyen. 2) Geveze, çenesi düşük.
3) Şarlatan. Kendini beğenmiş. 4) Çapkın.

Ya ben neyin derdindeyim, onlar neyin derdinde? Bu taaccübün yasaklanması pek de kötü oldu. Alışmışım bu hayata, taaccüb etmeden yaşanmıyor. Sıcak ayların başlangıcından beri katılmasan olmaz toplantıları yapılıp duruyor.
Mecburiyet mi, Meşveret mi, Mutlakıyyet mi, Muvaffakiyet mi bir türlü öğrenemedim adlarını. Hani şu talebelerin de muallimlerin de, hatta bir de eşrafın da katıldığı sıkıcı toplantılar. Hayatımda katılmış değildim. Şimdi hepsine katılmam şart imiş. "Yahu, me'zun sayın beni, katılmayayım şu adını bile bilemediğim toplantılara" diyorum. "Hâşâ, sizsiz olmaz" diyorlar. Mecburen katılıyorum. Katıldığım toplantılarda bir de konuşma yapmam isteniyor. Tabii orası kolay. Benim nas'ıl müthiş bir hatip olduğumu bilirsin. Onlar da öğreniyor.

Meşveret: Danışma. Konuşup anlaşma. Fikir edinmek için konuşup görüşme. Görüşme meclisi
Mutlakıyyet: Şartsız ve kayıtsız olarak bir hükümdarın emri ile bir hükümet, devlet veya bir topluluğun idare usulü
Muvaffakiyet: Bkz. Muvaffak
Muvaffak : 1)Başarmış. 2) Gâyesine erişmiş. 3)Ulaşmış.

Bende laf çook. Anlayabilsinler diye maddeler halinde nasihatler ediyorum toplantılara katılan öğrenci tayfasına. Şu muaalim tayfası da baksın bakalım nasıl olurmuş de-dektör. Bu konuşmamı dinleyip de devrisi yıl karşınıza gelen talebe takımına bakın da görün, nasıl da farklı olacak önceki yıllardan. Bunun için teşekkür edeceksiniz bana, eğitimi kolaylaştıran de-dektör diye.

Nasihatlerimi maddeler halinde yazıp, tüm sınıflara assak mı acaba?

İlk toplantıdan sonra, öğrenci tayfasından nasıl alkış alınacağını hemmen keşfettim.
Konuşmamın giriş bölümüne başlarken Sayın bilmemkim, sayın kimbilmem, Sayın benibilmez, ve kız öğrencilerimizin erkek arkadaşları, erkek öğrencilerimizin kız arkadaşları ve ayrıca kız öğrencilerimizin kız arkadaşları, erkek öğrencilerimizin erkek arkadaşları, ..." diyorum ve es verince kopuyor alkış kıyamet.

Bütün Mecburiyet, Meşveret, Mutlakıyyet, Muvaffakiyet Toplantıları esnasında bu reçetenin tuttuğunu müşahade ettim. İlk toplantıda dokuz maddede (DOKUZ)topladığım onbir nasihatin çoğu mükerrer nitelik taşıyormuş. Onları biraz azalttım, herkesi memnun ettim. Eee iyi yönetim işte bu:



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

13 Temmuz 2009 Pazartesi

Neeerde, Nerde, General Secretariat nerde?



Siz onu göremiyor olabilirsiniz...

Ama, o sizi görüyor...



Dikkatli bakınız...

Doğru soruyu soramamış olabilirsiniz. Bir de şunu deneyelim:

Neeerde, Nerde, Parule oooğlan nerde?



A, aaa... Burdaymışşş... Gözümüzün önünde!

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Kabataş, kabotaj, balotaj bayramı...


Değerli kardeşim Turgut Müteazzımâne,

Geçen ay gönderdiğim Babalar günü tebrikine cevabın elime geçmedi. Bu arada yeni bir bayramı daha ikmal etmiş bulunuyoruz. Kabataj, yok Kabataş bayramı. Bu bayram için bir mesaj hazırladım ki görmelisin. Büyük, büyük, büyük dedemden kalma çok etkili bir reçete kullanıyorum. Bir mesaj vereceğim zaman, evvel-emirde en ilgisiz biçim konuya girizgah yapıyorum. Mesela şöyle:
"1623’te yaşadığımız kent olan Symirna'da"
Mesajımı 1709 yılında alan şahsiyet birden allak bullak oluyor tabii. Yahu ne oluyor, seksen altı yıl önce de bu kentte yaşıyormuydum ben? Öyleyse kaç yaşımı ikmal etmiş oluyorum? Çok yaşlanmışım, yıllar nasıl da geçmiş hiç farkına varmamışım. gibi fikirlere gark oluyor.
Sonra vurmaya devam ediyorum:

"Devleti Aliyenin iktisadi anâsırının teşkil edildiği I. İktisat Anâsıriye İctima' çalışmaları sırasında hazırlanarak"

Okuyan iyice allak bullak oluyor tabii. Ben kimim, neredeyim, siz kimsiniz kardeşim? fikriyatından hızlıca Ne oluyoruz yahu, yine mi İhtilalât? hissiyatına geçiş yapılıyor. Derken can alıcı mesajımı veriyorum:

"o Temmuz sıcaklarında tedavül edilen Kabotaj Kanunu’nun kabulünün sene-i devriyyesinde şenliklerle pezire ettiğimiz "

Görüyormusun azizim. Bu ne yüce bir mesajdır. Birincisi Atalarımızın sıcak demeden, çok sıcak demeden çalıştığını belirtiyorum, onlara saygılar sunuyorum. Ondan öncesi (zannımca sıfırıncısı oluyor) Devleti Aliye ve tabii ki yüce Başbaşlara saygılar sunmuş oluyorum. İkincisi Kabotaj kanunu hakkında nasıl icdan fikir sahibi olduğumu da izhar etmiş oluyorum.
İcdan: Sonradan zengin olma.
İzhar: 1-Açığa vurma. Meydana çıkarma.
2-Göstermek. Zâhir ve âşikâre ettirmek.
3-Yalandan gösteriş.
Pezire: Karşılama, karşılayış.

Ve nihayet:
" “Bahriye ve Kabotaj Çeşn”inde, bir ‘Derya Deniz Kişvergir’ olan Devlet-i Ali’mizin, daima sulh ve istirfah içinde taayyüş etmesi dileğiyle, saygılar sunuyorum…"

istirfah: Refah, rahatlık ve bolluk isteme. Rahatlık ve bolluk içinde bulunma.
taayyüş: Yaşamak. Geçinmek. Yaşama tarzı. Beslenmek.

Sonuç itibariyla şöyle bir metin çıkıyor ortaya:
1623’te yaşadığımız kent olan Symirna'da, Devleti Aliyenin iktisadi anâsırının teşkil edildiği I. İktisat Anâsıriye İctima' çalışmaları sırasında hazırlanarak, o Temmuz sıcaklarında tedavül edilen Kabotaj Kanunu’nun kabulünün sene-i devriyyesinde şenliklerle pezire ettiğimiz “Bahriye ve Kabotaj Çeşn”inde, bir ‘Derya Deniz Kişvergir’ olan Devlet-i Ali’mizin, daima sulh ve istirfah içinde taayyüş etmesi dileğiyle, saygılar sunuyorum…
Balotaj Mamet Hüzün
De-dektör


Edebiyat muallimimemiz Mualla hanımın ruhu şad olsun. Görse yine nasıl da kızardı bana: "Mamet evladım. Gereksiz noktalama işaretleri kullanıp duruyorsun. Kesm'e işaretleri, virgüller,,, tarihten sonra ayırma işaretleri ... Hadi hepsini anladık diyelim de, aynı cümlenin içinde hem çift tırnak, hem de tek tırnak ne anlama geliyor a benim ibiş'im, güzel bebişim" derdi hayatta olsaydı, rahmetli. Gencecik yaşında -yazdığım bir kompozisyonu okurken - gelen bir felç sonrasında malulen tekaüt edilmiş, yıllar sonra ziyaretine gittiğimde çok heyecanlanıp geçirdiği bir kalp krizi sonrasında vefat etmişti.
Hayatta olsa eminim ki benimle gurur duyardı. Bu mesajımı okuyanlarla yapılan bir anket çalışmasında kendilerini nasıl hissettikleri sorulmuş. Cevab aşağıdaki resimde:



Tıbbiye mektebinde mesajı okuyanlar üzerinde Elektroensefalogram (EEG) denen bir aletle yapılan muhtelif tedkikler neticesinde "beyin dalgaları" ölçüldüğünde şu sonuçlarla karşılaşılıyor değerli kardeşim:
Hekimler beyin dalgalarını alfa, delta, teta, beta ve dahi gama olarak adlandırmışlar. Alfa dalgaları, genellikle insanın rahat olduğu, çok fazla efor sarf etmediği durumlarda görülürken, Delta dalgaları uykunun derin evresinde ortaya çıkarmış.Teta dalgaları uykuya geçerken ya da uykunun ilk evrelerinde görülür, Beta dalgaları çok stresli durumlarda, kafamızı toplayamadığımız ve dikkatimizi veremediğimiz zamanlarda ortaya çıkıyormuş. Gama dalgaları ise daha yeni çalışılan dalgalar olup, algılama bilinç ve entelektüel düşüncenin kaynağı olduğu düşünülüyormuş.
Mesajı okuyanlarda önce şiddetli Beta dalgaları gözlenmiş. Çok kısa bir süre sonra yüksek bir Gama dalgası atağı izlenmiş, ancak Beta dalgaları ile karşılaşan Gama dalgaları birbirlerini yok etmeye başlamışlar. Bu arada az miktarda Teta dalgası izlenmiş. Nihai olarak Delta dalgaları izlenmiş. Mesaj bittiğinde, geride eşit miktarda Delta ve Beta dalgaları kalmış. Gama dalgalarında kalıcı hasar gözlenmiş. Yanii, mesajlara devam. Bayram, seyran, o, bu, şu, biz, siz, onlar, spor salonu, ödül töreni, mezuniyet töreni, Punto'da bayrak sereni, Thyateria treni deyu mesaj gönderilecek, Gama dalgaları yok edilecek! Taaccüb etmeyin! Taaccüb yasak!
Thyateria: Amazonların kurduğu kent-Akhisar


Bayramınızı kutlar, bu vesileyle Babalar günü mesajımın kaybolup gitmemesi umuduyla tekrar dikkatinize sunarım efendim.
Varlıklarıyla bize güç, kuvvet, kudret katarak, taayyüşe güvenle tutunmamızı sağlayan tüm SAYGIDEĞER BABALARIMIZIN, 'Babalar Günü'nü kutluyor, ebediyete intikal etmiş babalarımızı saygıyla yad ediyorum.
Balotaj Mamet Hüzün
İnşallah İki Mektebe birden olacak De-dektör


Taaccüb etmeyiniz! Taaccüb yasaklanmış*! Evett, yasak!



* Taaccüb yasak! Meğerse bu YMK'nın (Yüksek Mekteb Kanunu) bir de kurum olanı var imiş. O da YMK namı ile bilinir imiş. İşte oradan bir takım zat-ı muhterem dennetim çün gelmişler. Lakin sorduklarında ben bilemeyip taaccüb ettikçe, pek hayrete düşüyorlar imiş. Filhakika, taaccüb etmeyiniz efendi hazretleri dediler. Yukarıdaki resimleri yassakları hatırlatsın deyu üzerime iliştirdiler. Taaccüb ettim!


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.