31 Ağustos 2009 Pazartesi

İmlâ önemli amma, Cebir de önemli!





Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

13 Ağustos 2009 Perşembe

Jurnal Rapörtajı- 4 (Son bölüm)

İzninizle soruları ben sorayım. Peki yönetim kademesinde bayanlara yer vermeme konusunda diyeceğiniz bir şey var mı?

Hımm. Çok teşekkür ediyorum. Bu soruyu iyi ki sordunuz. Biliyorsunuz ben hatun kişilere pek bir değer veren bir şahsiyetimdir. Arzu ederseniz, eski yeni zevcelerimden ve hatta yavuklularımdan tahkik edebilirsiniz. Latif bir hatun gördüğümde nasıl ıshar olduğumu teyid edeceklerdir.

Lâkin iş idareciliğe geldiği vakt biraz düşünmek gerekir. Hanımlar alınmasınlar -söz meclisden dışarı, siz de alınmayınız- ammâ işleri çok karmaşık hale getiriyorlar. Bakınız daha önce arz etmiş idim. Dâr-üş Şifâ'nın iş akışlarını tümüyle değiştirdik deyu. Aslında mektebin her yerinde, hanımlardan kurtulup, er kişiler idareci oldukça işleyiş de mütegayyir oluyor. Tabii ki benim uygun bulduğum, uyumlu idarecilerden bahsediyorum. İyi huylu olanlar, haytalar değil!
Mütegayyir: 1- Değişen. Bir halden başka bir hale geçen. 2- Bozulmuş, bozuk.



Fe-emma bu iddialar mesnedsizdir. Tümleşik Cephe mensubu olup da, muntasıf olması hasebiyle kendisi idareci olamayan bir çok arkadaşımızın zevcelerine muhtelif daireler, çemberler ve dahi yuvarlaklar da idari görev verdik. Bu nedenle, kadılar şikayet edildik. Yüce Mekteb Kurumu'na (YMK) şikayet edildik ama yılmadık, yorulmadık. Dostlarımıza, onların zevk-ü sefaları için hizmet eden bizler kurban olalım istedik.
Fe-emma: Buna gelince, kaldı ki. Ammâ...

Bunlar hakketten ama hakketten dedikodu! Aman ne oluyor bana yahu? Ne dedim ben?

'Hakketten' dediniz. Hakketten çeşm-i İstikbâl-binî hatun sizi andı, herhalde . Dâr-üş Şifâ içinde, hak etmediği halde idari görevlere tayin edilenler varmış deniyor.

Bravo! Ne güzel değil mi? Unutmuştum. Siz hatırlattınız. Bu hatunlar idareci olamaz deyu dedi-kodu edenler gidip de Dâr-üş Şifâ'ya hiç bakmazlar mı? Baştabib ve vekillerinin zavceleri, yavukluları hatta gözlerinin ve dahi gönüllerinin latif bulduğu hatun kişiler idareci olmuyor mu?
Bu haksız ithamlara öfkeleniyorum. Bakın tehtehe ettim!
Tehtehe: Ağır söylemek, sert konuşmak.

Öfkelenmeyiniz sayın de-dektör. İdareciler daima tenkid edilir. Biraz daha neş'eli konulara geçelim. İmlanız konusunda sıkça eleştiriliyorsunuz. Bu uyarıları dikkate alıyorsunuz sanırım. Mektebin girişinde asılı olan afişi indirip imlasını düzeltmişsiniz.

Bakın nasıl da dikkatlisiniz. Şöyle oldu,çağırdım Vahvah Cicim'i emrettim yazı makinasına bir sözlük bağlayın dedim.
Dedi ki, çok gelişmiş makinalar var onlardan almak lazım. ALIN! dedim.
Dedi ki, Bücdet A'mâl Sınıfı paramız yok diyor. AKTARIN! dedim.
Bücdet: Bilgi
A'mâl: İşlem

Böylece tüm bütçeyi Vahvah Cicim'e verdim. En gelişmiş yazı makinası alın dedim. Alınmış. Hallettik inşallah!



Çok eğlenceli bir sohbetti. Rapörtaj diye başladık, yazı dizisi oldu. Adettendir bu tür röportajlarda okurlarımız için magazin de sorulur. Size özel hayatla ilgili soru sormamaya söz verdiğim için şunu sorayım: Bu gün doğan çocuklara ne isimler önerirsiniz?

Çok teşekkür ediyorum. Tabii ki önereceğim isimler şöyle olacak:


Mehmet
Memet
Mamet
Mömet
Memöt
Memit
Memo
Mehmo
...

Hepsi M ile başlamasa.

O zaman, İbo, Hüso, Meto, Cano, Orho, Cemo olabilir.

Danışmendleri de unutmayalım:
kesici tabiblerden muntasıf karmancohmar Ömerogiç,
hendeseden İsligenç,
irtifaı yüksek mektebden Ali Cengo,
hatun hastalıklarından Önata, ımmm sonra kim vardı yahu? ....
Hah, İzgenal var,
sonra Ömerkozaniç,
tuzlu sular uzmanı Avon-beni...

Yahu ne vırı vırı edip duruyorsun kulağımın dibinde. Ne diyeceksen buyur de!
...
Aman eksik kalmasın!
Hakko'yu, Timurlenk'i unutmuşum!
Zaten tütünsüzlükden duman vaziyetdeyim. Vır vır vır...

Efendime söyleyeyim. Ayrıcaa, John ve Jam coker olarak kullanılabilir.
Onlar genel cokerler.
Böylece:
Mamet John
Mamet Jam
Mamet Jam John
Mamet John Jam
Mehmet John
Mehmet Jam


Teşekkürler efendim.


Memo John
Mehmo John
Memo Jaam
...

Efendim, Teşekkürler! Bu kadar yeterli. Lakin, hep erkek ismi söylediniz. Peki ya kız olursa?



Yahu şart mıdır?
Şaka şaka... Latife ediyorum!
Yani aslında tabii üç çocuk iyidir. Başbaşımız da öyle buyuruyorlar. Ama ne olabilir yane isim olarakdan...

İnanırmısınız ben anacığımın adını bile bilmem. Hiç hanım kısmına isimle hitab edilir mi? Biz valide hanım dedik, valide sultan dedik. Öyle gördük. Sonra muallime hanımlar vardı. Edebiyat dersinde, Cebir dersinde. Bir de Jimnastik hocamız vardı. Pek fenaydı. Amma, o hocamız adamdı. Bizi koşturup dururdu. Din ve ahlak hocamız pek mübarek bir adamdı. Beni pek severdi. "Ay yüzlü evladım, biraz sus. Konuşma da cehaletin belli olmasın" derdi.

Sonraaa "güzel güzel oynayın" dedikleri arkadaşlarım da var idi. Ben hep tabibcilik oynamak isterdim. İleride de tabib olmayı isterdim zahar, gizli gizli. Hep ben tabib olmak istiyorum deyu valideme şikayedde bulunurlardı. Herhalde başka müzevirliklerde de bulunurlardı. Valide annem "henkini ver bakiim" dedi mi anlardım ki yine oklava ile zop'alana'cağım.

Sayın de-dektör kız ismi öneriniz olacak mı?

Aaa. Tabi. yani ne desem. Ben pek isim hatırlamam. Yani isim hafızam kötüdür benim. Bir keresinde, hiç unutmuyorum Tababet mektebinde dönemin kocca Meclis Başkanı toplantıya gelmiş. Ben kendisinin adını da hatırlayamayıp "Buyurunuz sayın Köksal" deyu söz vermiş bulundum. Sonradan bir name ile gönlünü almaya çalıştıysam da cevab alamadım.

http://mametgunluk.blogspot.com/2009/05/yeni-yeni-toplantlar.html

Şimdi kendisi de tekrar namzed gösterilmedi işte. Zaten benimle uğraşanlar soluğu Urartu memleketinde alıyor yahu! Hahayt!

Kısacası kız ismi önermiyorum desenize?

Yahu gavurların dediği gibi "off the record" söyleyeyim. Benim hatun isimleriyle pek aram yoktur. Bunca yıldır ihtiyaç duymadım. Yani nasılsa bir şekilde hallediyoruz :
Anacığım,
Valide hanım,
Valide sultan,
Teyzeciğim,
Halacığım,
Karıcığım,
Sultanım,
Zevcem,
Kızım,
Canım,
Yavrum,
Sevgilim,
Birtanem,
Aşkım,
Canımın içi,
Hayatım,
Yavrum!

Anlaşıldı de-dektör bey! İsterseniz Rapörtaj burada bitsin artık! Yeterince öğrendik!

Son olarak ben bir şey sorsam. Sizce bıyıklarım siyah olsa nasıl olur?

Bakalım:



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Jurnal Rapörtajı-3

Bu soruşturma konusunu tekrar sormak istiyorum. Bu konuda çok soru geliyor. Sizden önce hiç bir dönemde bu kadar soruşturma açılmadığı belirtiliyor.

Biz göreve taliban olurken tarih yazacağız demiş miydik? Demişiz de olabilir, olmaya da bilir. Ama yazmışız demek. Mekteb tarihinde en çok soruşturma bizim dönemimizde açılmış. Bu az bir şey mi dir? Bütün idareci kadrolarımız bu işler ile uğraşmaktadırlar. Onların yetmediği takdirde, huzursuz ruhlar cemiyyeti mensubu, tümleşik cepheli arkedaşlerimiz yardım ve yataklık yapmaktadırlar. Canla, başla çalışıyoruz eski - yeni demeden bizden olmayan idarecileri bitirmek için!

Parule oğlan arkadaşımız mes'ela pek uğraşmış idi. Özellikle, General Secreteriat alanına giren dairelerde bağlı personelin gönlünü kazanıp, eski dönem idarecilerin çanına ot tıkamak çün. Sürüm sürüm süründürdü. Amma ne oldu, Yücebaşbaşlara karşı olduğu gibi, bize karşı da çeşitli kadıların aldığı kararlar nedeniyle bir türlü "dikensiz gül bahçesi" hedefimize ulaşamadık. Nihayetinde Parule gitti, Maralcan geldi! Vekil de-dektörlerimizin neredeyse tek meşgalesi de soruşturmalar oldu. Başka işiniz mi yok? diye soranlara sormak isterim. Bir de iş mi yapacaktık?
Olaylara bizim gibi, i'tidal-i dem bakınız efendim. Lüt'feen!
i'tidal-i dem: soğukkanlı



Bu kadar soruşturma arasında mekteb için de bir şey yapabiliyormusunuz?

Haşâ öyle bir niyetimiz olmadı hiç. Daha önce açıkladığımız gibi bizim beş aşamalı planımız var idi. Sizin vasıtanızla bir kez daha ilan etmiş olalım:
1- Eyyam Buhur ayları, gevşer gönül yayları
2- Alıcı kuşlar gibi, başımın üstünde dönüp durmayın
3- Çapkınım hovardayım 24 ayardayım, her gece bir bardayım
4- Çalsın sazlar, oynasın kızlar
5-Bu gece barda, Yarın da barda,
Bundan böyle, Her gece barda, Hayda hayda gül hayda...
Hâşâ: Aslâ. Kat'iyyen. Öyle değil. Allah korusun... (mânasına söylenir.)
Biz planımıza uygun davranmaya devam ediyoruz. Çok DÜŞÜNerek gerçekleştirdiğimiz muhtelif toplantılar tertib ediyoruz. Yiyoruz, içiyoruz, para vermiyorusss... Daha ne istiyorusss?

Hakketten Çeşm-i İstikbâl-binî hatun sizin aldığınızdan üç kata daha fazla oy aldığı için çok rahatsız olduğunuz söyleniyor. Bu nedenle onun hakkında da çok sayıda soruşturma açtırdığınız iddia ediliyor?

Çeşm-i İstikbâl-binî: Gelecek zamanı, istikbâli gören göz. Kuvve-i kudsiye ve ferâset ve basiretle ileriyi bilen nazar.

Kim? Ben mi? Taaccüb ettim, vallahi! Bazı münafıklar ismi lazım değil -zaten siz söylediniz- rakibeme düşmanlık ettiğimi dedikodu ediyorlarmış. Benim de kulağıma çalındı. Hatta, aleme bir soruşturma açıyorsam ona üç kat fazlasını açtığım söyleniyor. Soruşturmacıları özellikle seçiyormuşum...

Seçmiyormusunuz?

Tanıdıklarımdan olmasına özen gösteriyorum tabii. O da beni kadıya şikayet etti ama! Ben de muntasıf zamanlı soruşturmacılar tayin ettim kendisine. Filhakika, soruşturmacılar muntasıf zamanlı olduğundan mektebde az bulunuyorlar deyu soruşturma müdheti ziyadesiyle uzamış. Normal değil mi?
Muntasıf: 1- Orta, yarı. 2- Yarıya varılmış, yarılanmış.

Hem sonra kendisine bu kadder soruşturma "yanlış taraf ta" bulunduğundan ötürü, cerrahi ilmiyle meşgul birisi izniyle, isteğiyle açılıyor olabilir mi? Hiç mümkün mü? Sorarım size?

İzninizle soruları ben sorayım. Peki yönetim kademesinde bayanlara yer vermeme konusunda diyeceğiniz bir şey var mı?


Vallahi artık bitiyorrr...


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Jurnal Rapörtajı -2

Geçtiğimiz yıl "Herkesin de-dektörü olacağım!" demiştiniz. Herkesin de-dektörü olabildiniz mi?

Bu sorunuza çok teşekkür ediyorum. Evet, öyle demiştim. Herkesin Mamet'i olacağım, de-dektörü olacağım.

Bakınız, kırmızı lahana veyahut da mor menekşe isimli  bir münafık gurub var. Aslında aralarında çok saygılı insanlar da var. Neyse. Bu gurup bizim yaptıklarımızı tenkit ediyormuş. Aslında, pek bir şey de yapmıyoruz. Bunlar da bu sefer yapmadıklarımızı tenkid ediyorlar. Yani bu kaddar muhalifler.
Şimdi bu guruba habbire e-name gönderip, muhtelif şıklı sorular istinkak eden bir arkadaşımzı var Erkan-ı Kelebek beg.

Bu zat-ı muhterem dahi, geçtiğimiz yıl tertib edilen intihabatta benim ENBİRİNCİ geldiğim hususunu teslim etmiş efendim. Kendisi bu hususda inkişaf ederek, neden ENBİRİNCİ olmam gerektiğini CEBREN ispad eylemiş. Muhteşem!

Bendee ne yaptım? Erkan-ı Kel-ebek begin bu muhteşem keşfini Ulemaya bildirdim! Üstelik kendisine ödül verilmesini teklif ettim. Neden? Sorun bakalım neden? Çünküüü ben de-dektörüm.


Bu PI sayısının keşfi müthişbir şey! Benim çocukluğumda, çember çevirmeyi bildiğimiz halde çevresini bir türlü bilemezdik. Sonra okulda çember çevresinin PIR olduğunu öğrettiler. Bu sefer de, çemberin kutsal olduğunu, Pir olduğunu bilmeden çocuk aklımızla çevirdik deyu kabuslar içinde kaldık.

O zamanlar, imtihanlarda çemberin çevresi sorulurdu. Bilmem hala soruyorlar mı? Belki de artık bulmuşlardır çevreyi. Neyse, imtihanda çember çevresi sorulduğu vakit, benim aklımdaki her şey pıııırrr uçup giderdi. Bu yüzden her yaz hem hocaya kur'an kursuna, hem de bütünleme imtihanlarına gitmek zorunda kaldım...

Erkan-ı Kel'ebek begin bu keşfi, yeni nesillerimizi bütünleme imtihanlarından kurtaracak, ve dahi yaz aylarındaki değerli zamanlarının tümünü kur'an kurslarına ayırabilmelerine imkan verecek muhteşem bir keşif. Ulemanın da bu keşfi ödüllendirmesini bekliyorum. Tabii ki, ödül de-dektör olduğum çün bana verilecektir. Çil çil akçeler!

Dâr-üş Şifâ bölümünü ihmal ettiğinize ilişkin iddialar var?

Var, yok, doğrudur veyahut değildir. Şimdilik oralarla pek ilgilenmiyorum. Biliyorsunuz daha mühim vazifelerimiz var. Bir mekteble çıktık yola, iki mekteble devam edeceğiz Alîm-allah!

Şimdilik tepelik mevkilerdeki mekteblerle ilgileniyoruz. Orada üzerine oturacak uygun bir tepe arıyoruz. Bulursak inşallah, Punto'daki bu mekana ek olarak bir de oraya muhteşem bir Başmuallimlik binası oturtacağız. Şöyle sütunlu mütunlu hoş bir bina olsun istiyorum. Eee, ilk dönem için bu kadar proce yeter de artar bile. İkinci dönemde buluruz başka tepeler. Üçüncüye Allah kerim!

Yani iddiaları kabul ediyorsunuz?

Hâşâ. Hiç olur mu öyle şey? Biz bir kere ilk göreve geldiğimizde Dâr-üş Şifâ'nın bütün yönetimini değiştirdik. Bütün iş akışlarını da değiştirdik. Yepisyeni oldu.



Biter mi hiç? İkinci babın nihayeti!

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

7 Ağustos 2009 Cuma

Jurnal Rapörtajı

- İyi günler dilerim Sayın De-dektör. Nasılsınız?

Teşekkür ederim hanımefendi. Resmiyeti kaldıralım lütfen. Sizin için Mamet, Mamet Hüzün!

Teşekkür ederim Sayın De-dektör. Öncelikle okurlarımızı merakta bırakan bir soruyla başlamak istiyorm. Günlüklerinizde de yayınlandı. Geçtiğimiz yıl yönetime gelmeniz nedeniyle yayınlanan gazetenin başlığında üniformalı bir resminiz basılmış. Neden böyle bir üniformayı giyiyorsunuz?



Filhakika çok doğru bir noktaya temas ettiniz efendim. Çok doğru bir şekilde müşahade ettiğiniz gibi, halhale ve dahi suples bir üniformadır üzerimdeki.
Halhale : Esneklik, elâstikiyet.
Suples : Yumuşaklık, esneklik.

Kullanılan malzeme tümüyle Latekstir. Leteks bildiğiniz üzere son derece elâstik mahiyette bir üründür. Tabiidir ki, üniformanın şahsiyeti bir nebze dahi olsa temsil etmesi mühim ve dahi ehemmniyetlidir. Mevaki-i mühimme sahibi her ekber gibi ben de bu hususa pek bir ehemniyet vermekteyim.
Mevaki-i Mühimme: Önemli mevkiler. Ehemmiyetli yerler.

Üniformamızın taşıdığı elastikiyet, içinde bulunan bizleri temsil etmektedir. Son bir yılda tebaamızın bildiği ve gördüğü, hatta muhaliflerimizin de teslim ettiği üzere son derece "elastik karakterli" davranabilmişizdir. Hökümatimizin istediği her şeye "E emriniz başım üstüne" diyebilmişizdir. Zaten "asri demokrat" veya tababet mektebinde denildiği gibi "kemiksiz asri" olmanın yegane koşulu budur. Bu koşul bizlerin en kıymetli hazinesidir. İstikbalde dahi, bu hazine sayesinde dahili bed-hahlardan birlikte olmaya devam edeceğiz.
Bed-hah: Fenalık isteyen. Herkesin kötülüğünü isteyen. Kötülük isteyen.

Teşekkür ederim. Atanmanız sonrasında "çok kapalı" bir yönetim gurubu oluşturduğunuz yolunda eleştiriler var. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu sorunuza karşılık taaccüb ettim! Amma bu soruyu iyi ki sordunuz. Şunu ifade etmek isterim ki, biz kapalı bir topluluk değiliz. Bakın, tababet mektebinde benim bulunduğum departmanda ki kesici tabiblerin ekseriyyetini idareci yaptık. Bazı mevkileri henüz boşaltamadığımızdan, henüz idari görev vermediğimiz arkadaşlarımız bulunabilir. Onları da idareci yapacağız inşallah. Biraz sabır.




Bakın yepisyeni idari kadrolar ihdas ettik. Bir tomar Daniş-mend kadrosu yarattık. Bir takım fassallar demişler ki, bu atanan Daniş-mendlere ne danışılacak? Yahu bizim gibi ahdebler bunlara ne danışır? Hiç!
Fassal : 1-Dedikoducu. Herkesin kusurunu sayıp döken. 2-İnsanları medh ü sena eden kimse.
Ahdeb : 1- Hiç kimsenin fikir ve düşüncesini beğenmeyen, ahmak. 2-Uzun boylu.

Bir de arabacımı şube müdürü yaptım deyu dedikodu ediyorlar. Ammaaa, sorarım size yahu, siz olsanız ne yapardınız? Adamın elinde kırbaç var! Bir yandan şaklatıyor, bir yandan da "şu benim müdürlük işi de-dektörüm" diyor. Yani, taaccüb ettim!

Bizlerin mottosu bellidir. Sizin dilinizde nasıl söyleniyor bilmiyorum da, Anglezler der ki, "If you can't say anything nice... Welcome to the club!"






Bu atamanın, bir rakibinizin seçimden sonra sizin lehinize çekilmesi sayesinde gerçekleştirildiği, halen bu kişinin oldukça etkili olduğu iddialarına ne diyorsunuz?





Külliyen yalan. Tüğsüz beg ile halen görüşüyoruz. Kendi mektebinde üst mevkide idareci yaptık kedisini. Mırıl mırıl bir kişi. Geliyor, mırıldıyor, gidiyor. Çok halim selim bir oğlan Hercümerç beg, kedi gibi hakketten!






Peki bu bir yıl içinde neler yaptınız?

Bütün tebaam ile toplantılar tertib ettim. Eski idareciler hakkında son derece usturublu (hukuksal sorun çıkarmayacak biçimde) ithamlarda bulunduk. Kooperatif kurduk, lökali yeniden yaptırdık, tımarhanede de sermayeyi kediye kaptırdık!

Çok sayıda akademisyen, idareci, memur hakkında soruşturma açtığınız söyleniyor. Bu konuda ne diyeceksiniz?



İade-i itibarda bulunduğunuzu söylediğiniz bir idarecinizin yolsuzluk iddialarıyla uzun süredir tutuklu olduğunu biliyorsunuz.

Kim? Nerde? Ne zaman? Hakkı can kim? Yok öyle bir şey. Bilmiyorum. Taaccüb ettim! Lütfen böyle konulara girmeyelim. Çeşitli vesilelerle belirt'tiğim gibi, önemli olan hukuksal sürecin hakça sonuçlanmasıdır. Hukuka güvenimiz ve saygımız tamdır.

Birinci Babın nihayeti.

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

6 Ağustos 2009 Perşembe

Kutlamalar devam ediyor!



Bizim Kelebek begin zevcesi pek hamarattır. Bu yüzden tekaüt olmak istediğin pek taaccüb etmiş idim. Bizim Parule oğlan ile Karnabaar beg hep beraber epey uğraşmıştık tekaüt olmasın deyu. O zamnalar iyi niyetimizi anlayamamışlar idi. Şimdi herhalde anlamış. Anlamış ki, elmalı PIe pay yapıp göndermiş. Yani sanırım o göndermiş. Başkasının gönderdiğine kim inanır? Kadir İnanır!

...demek istiyorum, amma Parule oğlanımı kaybettim. Yollarımız nerede intersection olacak da (keşişme) tekrar kucaklaşacağız diye hasretle bekliyorum. Bu satırları okusa da onu ne kadder büyük bir iştiyak ile aradığımı bilse... Gerçi Plascan begin de şirat erbabı olması gibi ortak yanlarımız var amma, Parule oğlanla aynı alanda iştigal edup, bir bir biri birimizi pek de iyi anlıyor idik. Kader! Mahdumu Astar mı aramızı açtı, Parule oğlan mı kork'du da kaçtı? anlayamaadım.
İştiyak: Fazla arzu ve şevk. Tahassür. Hasret çekmek. Özlemek. Göreceği gelmek.
şirat: Neşter


Kendisinden pek haber de alamıyoruz. Karnıbuhur toplantıları mı ne öyle bir toplantıya katılacak Eylül'de dediler. Yine Eylül! Bu arada iyice dinleniyormuş, mış...

Dünkü havai fişek felaketinden sonra akşam telafi için bir kutlama ifa edelim dediler. Şöylee şerbetler, gülsuları içelim, çoşalım falan. Çok maharetli bir bar-mend bulduk dediler. Pek anlamadım. Ne barmendi. Nereye gideceğiz yahu? diye sordum. Siz bırakın, açık havada pek kuytu, göz önü olmayan bir yer dedi, Mahdum-u Astar. Bu da daha önceleri sota yerleri bizden öğrenir idi, şimdi bize öğretir oldu!
Barmend: Yemiş veren, yemişli ağaç.



Kutlamalar için Musiki San'atları mektebinden de bir çalgı göndermişler. A, aa taaccüb ettim! Kocaman bir keman! Yahu bu nasıl çalınır deyu aldım elime, lakin pek latif sesler çıkarmıyordu attım gitti.


Akşam beni aldılar, gittik. Hakikaten pek latif bir mekan. Gülsuları, şerbetler derken ikisini birden karıştırıp coctail ediyoruz dediler. Gelsin! buyurdum. Ne desem az: Mâ-i Leziz, Müşteheyat, Lühum-u Lezize derken Lut olduk hepimiz. Bir ara, kendi sesimi duydum "Şairin dediği gibi, coctail kadehinde balık olsam!" deyu nara atarken. Tenaşür ve Tefeşşi olup, İnhişar ettim! Gecenin sonunda hep birlikte Tefessüh olduk azizim!
Mâ-i Leziz: Lezzetli ve tatlı su.
Müşteheyat: Lezzetli şeyler. Nefsin hoşuna giden ve iştah için yenen şeyler
Lühum-u Lezize: Lezzetli etler.
Lut:1- Tatlı yemekler. Lezzetli yiyecekler. 2- Çıplak.
Tenaşür: Dağılmak.
Tefeşşi: İntişar etmek.
İntişar: 1-Dağılmak. Yayılmak. Üremek. 2-Tıb: Yorgunluktan damar şişip kabarmak. Umumileşmek.
Tefessüh 1- Alçaklaşmak. Bozulmak. 2- Çürümek. Kokup dağılmak. 3-Tâkattan düşmek.



Bir de jurnalcılar aramışlar. Ceride'de balotaj ve yahut da rapörtaj yapmaya geleceklermiş. Sene-i devriyye ve dahi mekteb hakkında. Yahu dedim. Karnabaar bege de haber edin. Birlikte verelim kapörtajı. Önce de bana bir sürahi daha nefis kahve, neskahve getirin de kendime geleyim yahu!


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

De-dektörlüğümün sene-i devriyyesi!

Bazı münafıkların yok Pİ günü, yok "Tanrım bu kabustan kurtar, uyandır artık bizi!" dua günü deyu andıkları gün meğersem benim de-dektörlüğümün sene-i devriyyesi değilmiymiş azizim? Taaccüb ettim!



Halbuysa bu gün bayram. Tebaam beni sevsin, beni kucaklasın, bana tapınsın, beni beni ... beni çok çook sevsin çün onlara hazırladığım sürpriz mesajını gönderdim bu gün. Tümüne eşit mikdarda ulufe dağıtacağım, elalemin kesesinden. A'mel ban'ka'sı kesesinden!.. Sevin artık beni!



Dün akşama kutlama yapılsın havai fişek gösterileri isterim deyu talimatım var idi. Lakin böyle bir gösteri tertiplememişler. Zaten geçtiğimiz hefte Mektebimiz Tımarhanesi Tababet mektebinin baştabibliğinde de bir toplantı tertib edilmiş. Tahmin bu sene-i devriyye kutlamaları ile alakalı bir toplantı olmuş. Tababet Tımarhanesinin bütün Âli-makam sahibleri davet edilmişler. Lakin bana bir haber dahi verilmemiş! Yahu ben tababet mektebinden değil miyim? Velev ki tam zamanlı değilim. Olsun! Yine de bu bana yapılacak eda mıdır? Siz toplanıyorsunuz, baştabib, muavinler, müdürler, başkanlar... Bana bir haber bile yok öyle mi? Habersiz mi kalırım sandınız a Mahdum-u Astar! Yok efendim tevellüd gününü kutlamışlarmış da. Zaten katılmam diye korkmuşlar da. Efendi ol, efendi! Sen davet ettin de, biz icabet etmedik mi? Biz kimlerin ne muayyen günlerini kutlamışız. Teessüf ettim!


Öğlen taam etmek üzere yeniden imar ettiğimiz üst kattaki lokantaya gitmiştik. Yemek sonrası Turkish kahvelerimizi içer iken bir ulak geldi, eğildi efendim emrettiğiniz kutlamalar hazırlandı deyu. Amma sürpriz oldu yahu! Eşşek herifler deyu boşa kızmışım meğer! Sürpriz olsun çün gösteriyi dün gece tertiblememişler. Hazırun hep birlikte indik mektebin ön tarafına. İner iken düşünüp durdum, yahu bu gösteriler gün batmadan evvel de yapılıyor mu diye. Neyse indik aşağıya. Amman o da ne!















"Eşşek bu herifler. Havai fişek diye anladıkları, havaya eşek olmuş!" deyu öfke ile fırladım makama. Oturdum yerime ki, canıımm... Sevgili arkadaşlarım unutmamışlar posta göndermişler. Heyecanla açtım ilkini, geçtğimiz yıl makama geldiğimde çıkmış olan gazetelerin birinin baş sahifesinde benim üniformalı bir resmim:



Bak süper bir insanım diyorum da inanmıyorsun. İkincisi memleketten gelmiş. Dün gece mübarek olduğundan, seneyi devriyye için adıma hatim indirmişler. Bir de resimleyip göndermişler:



Bir diğer zarfın içinden (oldukça da ağır) çok sayıda resim çıktı. Beraberinde gelen namede sizin iktidara gelişinizi resimledik, beğenirseniz sonrasını da dökümantari bir film haline getirip, parliamentoda parlimentlerimizin eğitimi, ibreti için kullanmak arzusundayız deyu yazmışlar. Pek beğendim:



Bu arada yeniden ulak geldi. ÜÇ yeni zarf getirdi. Birinciyi açtım. Bizim ihalalere giren firmalar, hep birlikte terennüm ettiğimiz yabancı güfteli şarkının sözlerini çerçeveletip göndermişler. Arkadaki adam resmini çıkarıp yerine asalım dedim. Yok, karşınızda daha iyi durur dedi, Maralcan ile Karnabaar begler.



İkinciyi açtım. Yine resimler çıktı. Remember, remember diye de bir not. Amaan, inan olsun hiç bir şey anlamadım! Resimlere daha da bakmadım! Sen belki şifresini çözersin deyu sana gönderiyorum:



Son mesaj ise oldukça acaib. Eski bir fotograf var:


Arkasında şöyle yazıyor: 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu. Eylül'e bir ay var. Eylül yeni kurtuluşların müjdecisi olabilir mi?

Allaaalaa... Eee, 11 Eylül'de Bursa'nın kurt'uluşu! Nereden biliyorsun ezbere diyeceksiniz. Efendim ben Bursa'nın şeftali'sini pek severim de ordan. Yani Bursa'nın Koca'dağı, Tele'feriği, şef'talisi, er'iği... severim yani.

Anlayamadım ki. Böyle bir şey olabilir mi? Nasıl yani? Olabilir mi? Taaccüb ettim!



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

4 Ağustos 2009 Salı

Pi günü deyu icad çıkarıyorlar!


Yahu bu münafıklar taifesi yeni bir icad çıkarmış. Benim atanma günümü Pi günü olarak tehniyet edecekler imiş. Tababet mektebinden Erkân-ı Kelebek beg aslında başmuallimlik intihabatında benim en birinci geldiğimi pek de güzel biçimde cebir yoluyla isbat etmişler. Zaten ben de Yücebaşbaşın Kocabaşbaş'ın tensibleriyle yine cebir yoluyla başmuallim olarak atanmış bulunmaktayım.
Tehniyet: Tebrik etme, kutlama.

Erkân-ı Kelebek beg her ne kadar rakibem (adını anmak istemiyorum, hani beni kadıya şikayet eden, benim de kadıyı şikayet ettiğim, KMUCA -Kadı ve Müddei-yi Umumî Cemiyet-i Âli- tarafından Urartu bölgesine tayin edilen, muhakemenin halen devam etmesi nedeniyle beş aşamalı planımızın uygulanması hususunda engeller teşkil eden hanım) ile birlikte çalışmış olsa da;
Mor menekşe, ya da sarı tarhana veyahut da kara lahana adlı gurupta sürekli münafık şeyler yazsa da
demek ki o da farkında ENBİRİNCİ BENİM!

Şöyle bir ispat yapmış kerata: Demiş ki; İşin sırrı PISAYISI bulmada!Eee, doğru yahu. Vallahi de doğru, billahi de doğru. Aşkolsun Erkân-ı Kelebek bege!..
PISAYISI = [ k. (MEF + HAK) ] + 16. [ k. (BOŞ - ZET) ]
MEF = 181 HAK = 165 BOŞ = 14
ZET = 9 k sabiti = 0,01
PISAYISI = [ 0,01 x (181 + 165) ] - 16 x [ 0,01 x (11-9) ]
PISAYISI = [ 0,01 x 346 ] - 16 x [ 0,01 x 2 ]
PISAYISI = [3,46 ] - 16 x [ 0,02 ]
PISAYISI = 3,46 - 0,32
PISAYISI = 3,14

Bak ne güzel bulmuş! Burada kullandığı sayıları nereden bulmuş onu bilemiyorum. Benim cebirim pek iyi değildi. Edebiyatım iyiydi ama, orada da muallimden yana şanssızdım. Benim dilimi kullanmadaki maharetimi anlayabilecek bir muallime rastgelemedim bir türlü. Cebirim iyi olmadığı için babam anneme "Sen şımartım duruyorsun bu oğlanı. Bak hesap kitap bilmiyor. Tüccar falan olmaz bundan. İki koyun versen güdemez. Başımıza bela olacak" der dururdu. Bak hiç onların başına bela oldum mu? Geldim burada başmuallim oldum! Neyse, hesabın benimçin keyifli olan bölümüne geçelim:

15 x PISAYISI > 47 eşitsizliğini isbat ediniz:

PISAYISI= 3,14 olarak yukarıda bulunduğu veçhile:
15 x 3,14 > 47
47,1 > 47 olur.
Demek ki : 181 > 564 olduğundan, başmuallimliğe hak kazanan balotaj olmasına (oyların ekseriyetini almış olmasına) rağmen Mamet'tir!

İşte CEBİR bu! Bu hesab bir ödülü hak etmiyor mu Mirim!


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Eyyam-ı Bahur'a ulaştık, şükürler olsun!

Eyyam-ı Bahur veyahut da (ayrı yazıyorum görüyorsunuz) memleketim Thyateria'da dendiği gibi Eyyam Buhur dönemi benim için çok mühüm biliyorsunuz. Böyle bir havada beklemiş idim başmuallimliği. Böyle havalarda Ancyra senin, zeplin benim; Yücebaşbaş senin, Başbaşım benim; Baştababet senin, Başmuallimlik benim; o ihale senin, bu ihale benim... deyu koşuşturmaktan harab ve bitab düşmük idik... Cengaver ruhlu huzursuz ruhlar kumpanyasının ve dahi Tüysüz beğ ekibinin takdir-i şayan çabaları; memleketimin havası, suyu ve hangi parti mensubu olduğundan bihaber olduğum akrabalarımın gayretleri; Teşkilât-ı esâsiye Hey'etinin Muadele ve İnkişaf fırkası (MİF) hakkındaki hükmünün erkenden ilanı gibi güzel tesadüflerin bir araya gelmesi neticesi ne güzel mutlu sona ulaşmış idik.

Thyateria: Amazonların kurduğu kent-Akhisar
Teşkilât-ı esâsiye: Anayasa
Muadele: 1-Müsâvilik, eşitlik. 2-Karşılıklı anlayış.
3- Adâlet. 4- Mc: Anlaşılmaz iş. Muammâ.
İnkişaf: 1-Açılma. Meydana çıkma.2-Yetişme.3-Terakki etme, ilerleme. 4-Gizli sırların bilinmesi.

Her şey ne güzel başlamış idi. Hatırlarsan sana bu hikayelerin bir kısmını tefrika halinde anlatmış idim.
Ekibimizi kurduk, aslan gibiyiz! 03.06.2009
Sergüzeşt devam ediyor - İlk gün 04.06.2009
Sergüzeşt devam ediyor - İkinci Bab 05.06.2009
Sergüzeşt devam ediyor - Üçüncü Bab 08.06.2009
Sergüzeşt devam ediyor - Dördüncü Bab 09.06.2009
Sergüzeşt devam ediyor - Beşinci Bab 10.06.2009
Üf'ulede ikinci gün 10.06.2009

Sonra mektebi geliştirmek için yapmış olduğumuz beş aşamalı planı uygulamaya koyacağ idik:
1- Eyyam Buhur ayları, gevşer gönül yayları
2- Alıcı kuşlar gibi, başımın üstünde dönüp durmayın
3- Çapkınım hovardayım 24 ayardayım, her gece bir bardayım
4- Çalsın sazlar, oynasın kızlar
5-Bu gece barda, Yarın da barda,
Bundan böyle, Her gece barda, Hayda hayda gül hayda...


Sana ilk ve ikinci günümün hikayesini anlatmış idim.
http://mametgunluk.blogspot.com/2009/06/ufulede-ikinci-gun.html

Lakin unuttuğum bir şey var. Bu günler veçhesinde, çiçeğini kapan tebrik için kapıya dayanmaya başladı. Meğer, bizim kumpanya dışında da bana oy verenler varmış azizim. İnanamadım! Fekat, çiçekleri ne yapayım? Derhal bir e-tebliğ yayınladım dedim ki:




Değerli Çalışma Arkadaşlarım,

Mektebimiz Başmuallimliği’ne atanmam nedeniyle çiçek gönderilmesi yerine, Mekteb Vakfı’na bağışta bulunulmasını istirham eder, hasassiyetinize şeker-güzâr olurum.
Mamet'iniz
( MEVAK’a -Mektebin Vakfı- ait hesaba bağışta bulunanların adlarını yazdırıp, künyelerini belirtmeleri istirham olunur)






Tabii bu arada bir sürü de atama yaptım. en çok bu işi sevdim. Mahdu-u Astar'ı vekaleten baştabib yaptım. Yardımcılarını asaleten atadım. General Secrateriat atamasını ne zaman yaptım bilemiyorum. Çarpık bacaklı, parule oğlan'ı vekaleten o makama atamışım. Onu oraya, bunu beriye, şunu nereye atayalım derken heyecandan isimler, lakablar karışmış. Amaaan olsun. Ben bu işi çok sevdim. Kendime henüz bir yer beğenemedim.

Onu oraya, bunu buraya gönderirkene bir sürü gelip giden oluyor haliyle. Bu arada bizim Timur-lenk Alp beğ yanında biriyle geldi, pürtelaş, bir heyecan. Çeketinin kollarını çekiştirip durarak dedi ki:
- "Arkadaşımız pek bilgili, pek marif etli, pek meharetlidir. Her işten anlar, her şeyi bilir! Bilmediklerini bilir gibi davranabilir. Kendisini değerlendirilelim!"
- Yahu pek merakta bırakdın bizi Timur-lenk dedim. Göstersin bakalım marif etini?

Amman bir takdim hazırlamış azizim görsen bayılır idin. Ben bayıldım! Meğer adamcayız tek başısına, koskoca idare-i maslahat, işte budur iktisat mektebinin tanıtım sahifelerini TEK BAŞINA hal etmiş. Etmiş! Bununla da kalmamış. Sahifeleri -inanmayacaksın- tam dört dilde yayınlamış:
1-Bizimkisi 2- Anglo Sakson 3- Frankofan 4- Germanik
Muhteşem. Muhteşem!

Amman evladım oy, zemzem oy!
Dedim ki: Adın nedir senin?
Dedi: Vahvah Cicim.
Dedim: Sana bir makam gerek!
Dedi : Gerektir!
Dedim: Biraz bekle!
Dedi: Eriktir.
Dedim: Bir resmin var mı?
Dedi ki: Yenisi yoh yoh!


İşte böylece bu marif etli arkadaşımızı da mektebimize kazandırdım. Bu resmini vatani görevini ifa ettiği vakit çektirmiş. Yoksa, sırça saçlı, kara yağız bir oğlan. Adını duyarsan şaşma hani:
Vahvah Cicim


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.