
Halbuysa bu gün bayram. Tebaam beni sevsin, beni kucaklasın, bana tapınsın, beni beni ... beni çok çook sevsin çün onlara hazırladığım sürpriz mesajını gönderdim bu gün. Tümüne eşit mikdarda ulufe dağıtacağım, elalemin kesesinden. A'mel ban'ka'sı kesesinden!.. Sevin artık beni!

Dün akşama kutlama yapılsın havai fişek gösterileri isterim deyu talimatım var idi. Lakin böyle bir gösteri tertiplememişler. Zaten geçtiğimiz hefte Mektebimiz Tımarhanesi Tababet mektebinin baştabibliğinde de bir toplantı tertib edilmiş. Tahmin bu sene-i devriyye kutlamaları ile alakalı bir toplantı olmuş. Tababet Tımarhanesinin bütün Âli-makam sahibleri davet edilmişler. Lakin bana bir haber dahi verilmemiş! Yahu ben tababet mektebinden değil miyim? Velev ki tam zamanlı değilim. Olsun! Yine de bu bana yapılacak eda mıdır? Siz toplanıyorsunuz, baştabib, muavinler, müdürler, başkanlar... Bana bir haber bile yok öyle mi? Habersiz mi kalırım sandınız a Mahdum-u Astar! Yok efendim tevellüd gününü kutlamışlarmış da. Zaten katılmam diye korkmuşlar da. Efendi ol, efendi! Sen davet ettin de, biz icabet etmedik mi? Biz kimlerin ne muayyen günlerini kutlamışız. Teessüf ettim!
Öğlen taam etmek üzere yeniden imar ettiğimiz üst kattaki lokantaya gitmiştik. Yemek sonrası Turkish kahvelerimizi içer iken bir ulak geldi, eğildi efendim emrettiğiniz kutlamalar hazırlandı deyu. Amma sürpriz oldu yahu! Eşşek herifler deyu boşa kızmışım meğer! Sürpriz olsun çün gösteriyi dün gece tertiblememişler. Hazırun hep birlikte indik mektebin ön tarafına. İner iken düşünüp durdum, yahu bu gösteriler gün batmadan evvel de yapılıyor mu diye. Neyse indik aşağıya. Amman o da ne!


"Eşşek bu herifler. Havai fişek diye anladıkları, havaya eşek olmuş!" deyu öfke ile fırladım makama. Oturdum yerime ki, canıımm... Sevgili arkadaşlarım unutmamışlar posta göndermişler. Heyecanla açtım ilkini, geçtğimiz yıl makama geldiğimde çıkmış olan gazetelerin birinin baş sahifesinde benim üniformalı bir resmim:

Bak süper bir insanım diyorum da inanmıyorsun. İkincisi memleketten gelmiş. Dün gece mübarek olduğundan, seneyi devriyye için adıma hatim indirmişler. Bir de resimleyip göndermişler:

Bir diğer zarfın içinden (oldukça da ağır) çok sayıda resim çıktı. Beraberinde gelen namede sizin iktidara gelişinizi resimledik, beğenirseniz sonrasını da dökümantari bir film haline getirip, parliamentoda parlimentlerimizin eğitimi, ibreti için kullanmak arzusundayız deyu yazmışlar. Pek beğendim:
Bu arada yeniden ulak geldi. ÜÇ yeni zarf getirdi. Birinciyi açtım. Bizim ihalalere giren firmalar, hep birlikte terennüm ettiğimiz yabancı güfteli şarkının sözlerini çerçeveletip göndermişler. Arkadaki adam resmini çıkarıp yerine asalım dedim. Yok, karşınızda daha iyi durur dedi, Maralcan ile Karnabaar begler.

İkinciyi açtım. Yine resimler çıktı. Remember, remember diye de bir not. Amaan, inan olsun hiç bir şey anlamadım! Resimlere daha da bakmadım! Sen belki şifresini çözersin deyu sana gönderiyorum:
Son mesaj ise oldukça acaib. Eski bir fotograf var:

Arkasında şöyle yazıyor: 9 Eylül İzmir'in Kurtuluşu. Eylül'e bir ay var. Eylül yeni kurtuluşların müjdecisi olabilir mi?
Allaaalaa... Eee, 11 Eylül'de Bursa'nın kurt'uluşu! Nereden biliyorsun ezbere diyeceksiniz. Efendim ben Bursa'nın şeftali'sini pek severim de ordan. Yani Bursa'nın Koca'dağı, Tele'feriği, şef'talisi, er'iği... severim yani.
Anlayamadım ki. Böyle bir şey olabilir mi? Nasıl yani? Olabilir mi? Taaccüb ettim!

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Mirim,
YanıtlaSilBeni korkutuyorsunuz. Gerilim filmi izler gibiyim.
Bu işin (hatıratın) sonu nereye varacak diye düşünmeden edemiyorum.