27 Ekim 2009 Salı

Taaccüb ve İgtiyaz ettim!

Aziz ve Muhterem kardeşim Turgut,

Ahîr mektubunda eskisi kadder yazmıyorum deyu sitemkar olmuşsun. Haklısın biraderim. Yazmayı hayli ihmal ettik. Lakin, Başbaşın emri üzere tütün mamullerinden caymak pek müşgül oluyor. Tütün çektim deyu önce sakalı kaptırdık. Olmadı!
Sonra bıyıklar da gitti! O da olmadı! Daha neler gitti tahayyül et! Taaccüb edersin!
Amma yine olmuyor azizim!
İnanırmısın yahu, tütün gözümde tütüyor!..
Ahîr: En son, sonraki.



Zâten son vakitlerde ziyadesiyle arâm-rüba gördük. Duymayan kalmadı, sen dahi duymuşsundur. Bizim iade-i itibar ederek göreve tekrar getirdiğimiz dönerci Zenbilli Ali Efendiyi Quarantina-1 namlı operation dahilinde aldılar. Pek sevdiler ki bunca zamandır bırakmadılar. Yahu tam altı ay oldu neredeyse. Tevkif edildiği zamanlar Dikiş Tutmaz gitdikten bir ay kadar sonraydı. Gitti Zembilli, geri gelmedi.
Arâm-rüba: Sıkıntı veren, istirahatı bozan, rahatı kaçıran.
Zenbilli Ali Efendi : Asıl adı Alâaddin Ali Cemâl Çelebi

Hadi bunu anladım. Daha bitmedi ki! Çok mesud olduğum bir günün devrisinde, henüz Başbaşım'la başbaşa geçirdiğimiz o mutlu vakitlerin hülyası içindeyken, kendisine takdim ettiğimiz bir dosya vasıtasıyla Klozemanai ve bundan maada Quarantina ceziresini taleb etmiş, tapusunun üzerime geçmesi hülyalarına dalmışken olana bitene kim inanır? Vallaha ancak, YABAN İnanır!..
Cezire: Ada. Dört tarafı su ile çevrilmiş toprak parçası.




Nazire yapar gibi bir Quarantina-2 namlı operation dahilinde Hekimbaşımızı Cuma namazını dahi ifa edemeden Zembilli Ali efendi hususunda tevkif etmeye kalkmasınlar mı?
Çağırttım sordum:
Yahu Karabaar beg, ne olacak bu işin sonu?
Bize doğru mu geliyor, bu operation'ın yolu?
Bilemedi, bilemedik...




Yahu dedim. Bu hekimbaşımız Paramanyak mı olmuş? Tepemize çıktı!.. Tutturmuş İh-ha-le, ih-ha-le...

Adam başka laf etmiyor yahu. Bir de kooperatifçilik mevzuu var tabii. Hepisi topusu o.

Endişe-i İstikbal içindeyim. Bu adam Darüşşifayı batırdığı gibi, bizleri de batıracak deyu korkuyorum. Dikiş Tutmaz ilen Mahdumu Satırcı ve dahi şürekası arasındaki ihtilâfta ters köşede mi kaldık acaba? Dikiş Tutmaz'ın buyurduğu şirket daha mı iyi olurdu? Diyeceğim amma, Mahdumu Satırcı'nın dediği gibi, bu adamların iktidarla arası iyi. Onları seçmeyip de kimi seçeceksin?

Diyeceksin ki, yahu sana ne temizlikten? Ben uğraşıyormuyum böyle temizlik işleriyle. Bu işleri hanımına bırakacaksın. Değil mi, Karabaar?
Baksana şu özel kesim, temsil-i kurum urbamın etiketine!..


Oysa her şey ne güzel gidiyordu. Tebaam benim de-dektör olmama dahi alışıyordu. Zaten insanoğlu her şeye alışır. Buna da alışırlar dememiş miydi yüce Başbaş'larımız? Ne güzel buyurmuşlar. Bu tütün mes'elesiyle her yana resimlerimi astırarak, beni gördüklerinde sırtını dönüp gidenlerin sayısını mühim miktarda azalttım.
Gerçi, işçiler resimlerin üzerindeki lüab-âludu nasıl temizleyeceğiz. Islak bezle silsek, resim bozuluyor. Kuru bez kullansak, her yana dağılıyor dediler.Amma zaten basımda adedi fazla tutmuş idik. Demadem değiştiriyoruz.
Lüab-âlud: Salya, tükrük karışık.
Demadem: Zaman zaman. An be an. Sık sık. Her vakit.

Bid'at-üz tasavvurumuz mektebin her yerine şu levhaları dikmek. Böylece, ecnebi dil bilgisi olan tebaamın sevgili muallimleri benimle karşılaştıkalrında nasıl bie eda takınacaklarını, başmuallimliğim devam ederse ne yapacaklarını biliyor olacaklar. Durmak yok, uçmaya devam!
Bid'at-üz tasavvur: Son arzu


Mektubum nihayete erer iken senden bir de istirhamım olacak.

Geçtiğimiz günlerde Mekteb-i Hendesenin başmuallimi, Hullan-ı Tüysüz beg bir davet göndermiş. Mektebin İhtibak departumanının bir güşad töreni tertib edilmekteymiş. Acaba ben de gönül indirip gelirmiymişim?
Tabii gelirim dedim. Gelmez miyim? Koskoca mektebi ben temsil etmez miyim?
Hullan: (Halil. C.) Sâdık dostlar, arkadaşlar.
İhtibak: Kumaş ve bez dokuma.
Güşad: Açılış

Gittim de azizim. Ama ne göreyim, Hullan beg ve zevcesi, muhterem eski de-dektörümüz Feth-i İdmanyurdu beg ve zevcesi çok azize ve muhterem, ex-executive de-dektör En-gemen hanımefendi ile birlikteler.
Yahu ben kaldım mı hem sap, hemi de saman? Zevcesi ex-executive de-dektör hanımefendi olunca kimseler bana yüz vermiyor! Aman da Hullan'ım deyu varub gittiğimiz zat-ı muhterem de İdmanyurdu'nu çevrelemiş mi? Feth-i İdmanyurdu beg sanki saltanat onun elinde imişçesine rahat!.. Taaccüb ettim!

Bir de bir şey güşad edildi. Şey, İhtibak departumanı laboratorisi. Ne olduğu pek mühim değil. Mühim olanı şu: Kurdelayı da bana değil de, Mersin İdmanyurdu'na kestirmesinler mi? İgtiyaz ettim!.. Çok!.. Küçükken de böyle igtiyaz ettiğim olur imiş. Rahmetli validem bahsederdi.
İgtiyaz: Gazaba gelme, kızma, öfkelenme.

Senden istirhamım, söyle o Tüğsüz ve de İdmanyurdu ekibine, çok igtiyaz ettim! Ettim!



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

1 yorum:

  1. aslı varken gölgesini kim ne yapsın? kurumun gerçek yöneticisi olan/lar ve mış gibi olan/lar her bir olayda daha net kendini gösteriyor.

    YanıtlaSil