Yahu ne güzel alıştırmış idim kendimi. Gittim, gidiyorum deyu. Şimdi işin yoksa uğraş dur civarındaki Danişmendlerle dediğini duyar gibiyim.
Hibren bildiğin üzre, mabadımın üzerine oturacağı bir tabban icab eder deyu, bilcümle meczubu, divaneyi, sağcıyı ve dahi solcuyu etrafıma toplamış bulunmakdayım. Hattı zatında, akrebimde komonisler dahi bulunmakta. Amma velakin bu komonis taifesi pek renk renk olur imiş. Bir bilen zat-ı muhteremin buyurduğu üzere benim akrebimdekilerin ekserisi YEŞİL komonis sınıfına dahledilirmiş!..Hibre: (Hibret) Bir şeyin iç yüzünü hakkı ile bilmek.
Akreb: En yakın. Daha yakın. Ziyade yakın.
Bunu duyunca pek güldüm. Hadi Mahdum-u Satırcı kızdı bu lafa da, Karnabaar beg sen neden alınıyorsun? Senin yeşilliğin bizahiti klorofilden geliyor zahar!.. dediğimde Karabaar begin suratını görmeliydin azizim.
Karabaar beg ve dahi zevcesi Seyyare hanım ve bizahiti çevreleri pek de solcu geçinirler. Daha geçenler arkadaşlarıdır oyalansınlar deyu, Kocakafa begin başkanlığında bir kürsi oluşturduk bunlara. Cedidi -Dih enstitüleri Kürsisi!... Hüda olarak Kocakafa begi atadık başına, o da elimden kapmasınlar deyu, zevcesini de almış yanına. Hep birlikte temerküz edecekler herhal! Taaccüb ettim!
Dih-hüda: Köy kâhyâsı, köy ağası.
Kürsi: 1- Oturulacak yüksekçe yer. Câmilerde vâizin, medreselerde müderrisin oturduğu yer. 2- Taht, serir. Erike. Koltuk. 3- Kaide. 4- Merkez.
Temerküz: Merkez tutma, merkezleşme. Bir merkezde toplanma. Yığılma. Birikme.
Böyle bir sürü tatlı su solcusu var her tarafta!
En renklisi, her ortama uyan, renk değiştirme uzmanı bizim Sakallı Parule oğlan idi. Lâkin pek erken terk etti gemiyi. Şimdi uzaktan bakıp, yahu hâlâ batmadı gemi deyu hayıflanıyordur. Eee, o kadar erken kaçmayaydın Dikiş Tutmaz! Şimdi otur odanda, yap fotosentezini!
Bak bu lafımı da beğendim. Karabaar beg ile bizim Mahdum-u Satırcı İbo'ya sorayım, KLOROFİL SOLCUSU lafı mı daha iyi, FOTOSENTEZ SOLCUSU mu?
Gerçi farketmez, her ikisinin de rengi yeşil değil mi?
Bu arada neler oldu senin haberin yok! Bizim Mahdum-u Astar'ı zor bela kurtardık mahbusiyetten. Yani en azından birini, hiç değilse şimdilik. Bu da mühim elbette amma, ne zorluklara göğüs geldim bir bilsen. Kolluk kuvvetleri İbo'mu alıp götürünce Vekilharç Hekimbaşlar panik çünde beni aradılar. Ben de mecbur kaldım Başbaşımı aramaya. Bir sinirlendi, bir öfkelendi sorma. Bilirsin tersi pek zordur. Bağırmaya başlayınca telli iletişim olsa da kâr etmez. Dinlerken bir kulağım duymaz oldu. Neyse ki, Guş-Şâmme-Ahiyane müderrisi bir kesici tabib arkadaşımızın zevcesini de Yap Kap işlerinin başına getirmiş idik. Arkadaşımız da parçalı-zamanlı çalışıyor. Neyse ki mekanı yakın. Haber ettiler geldi. Kulak sağır olmadan kurtardık. Yaa, bir de liyakata bakmadan tayinler yapıyorlar deyu ardımızdan laf ediyorlardı. Koskoca baş-muallimin kulağı bu tayin sayesinde kurtuldu! Ne ileri görüşlüymüşüm, taaccüb ettim!
Mahbusiyet: Hapislik, mahbusluk. Hapis kalınan müddet
Guş: Kulak
Şâmme:Burun
Ahiyane: (Tıb)Boğaz
Kulağımın acısına daldım. Konuşmayı aktarmadım:
Ben : Sayın başbaşım. Bir yanlışlık olmuş galiba. Benim zat-ı Alinize, takdim etmiş olduğum, dosyada, Quarantina Island olarak yazılmış, olan, ifade, Klazomenai isimli, şirin ilçemiz, de, bulunan Quarantina adasına ilişkin talebimizi ihtiva etmektedir.
Lakin , bu gün, Kolluk kuvvetleri, Darüş-Şifayı tek tek basaraktan, bade süzerekten, inci dizerekten ziyarete gelmişler, üstelik de Gel canım, gel amman diyerekden Mahdum-u Astar'ı kapıp götürmüşler. Operasyonun adı Quarantina-2 imiş.
Başbaşım: NE DİYORSUN MAMET ABİ. ZATEN İŞİM BAŞIMDAN AŞKIN!
Ben: Diyorum ki, bir de Quarantina -1 var idi. Hani binbir zorluk ile, iade-i itibarla görevine iade etmiş olduğumuz sevgili dostumuz, Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin gibi olan bir çalışanımızı alıp götürdüler. Cin gibi adam, buhar oldu gitti. Aylardır ortada yok! Hadi onu anladık, Mahdum-u Satırcı'da aylarca yok olursa, buharlaşırsa ne yaparız. Bi el atsanız?
Başbaşım: YAHU BİZ SİZİ BUNUN İÇİN Mİ DEVŞİRDİK BU GÖREVE. NEŞELİ BİR GURUP OLUŞTURACAĞIZ, MAHALLİ İDARELER İNTİHABATINDA DA ON PUAN FARK ATACAĞIZ DEDİNİZ. SONUÇLARI GÖRDÜK!
O KADAR ADAMSINIZ, BİR İH-HA-LE İŞLERİNİ HALLEDEMİYORSUNUZ! BIKTIM YAHU SİZİN BECERİKSİZLİKLERİNİZDEN.
TAMAM BU DA HALOLUR. AMMA, BİR DAHA BÖYLE BİR HABER ALIRSAM. İŞTE O ZAMAN KÜLAHLARI DEĞİŞİRİZ.
NEŞELİ BİR GURUP, ORMAN ÇETESİ GİBİ DEDİK, ORGAN ÇETESİ ÇIKTINIZ!
Neyse, kızdı mızdı amma çıkarttı bizim İboyu. İki gün kaldı amma, dediğim gibi vekilharçlar fena halde paniklemiş. Bizim Baskıcı Hüso ardına kocca bir resim asmış: O ŞİMDİ POSTER!..
Makas-el Baytar'da çocuk filmlerinden birini tekrar tekrar seyredip duruyor.
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder