2 Aralık 2009 Çarşamba

Ahbar-i Mekteb-i Hendese

Ahbar: (Haber. C.) Haberler.

Yahu azizim,

Bir süredir mektubumu okumaya çalıştığında güvercinin ayağındaki mesaj-ı  parşömen üzerinde

deyu bir yazı gördüğünden bahsetmişsin. Taaccüb ettim!

Ümniyye ederim ki, sana gönderdiğim mektublarda hastalık taşıyan kötü ruhların olduğunu düşünmemişsindir. Böyle bir parşömenden hiç haberim yoktu. Kim yapmış aceba? Vallahi taaccüb ettim!
Ümniyye: 1-Umut, ümid. 2- Arzu, istek, talep. 3- Niyet, kuruntu.




Son zamanlarda ziyadesiyle meşgulüm azizim. Şu Hendese mektebi beni tahaddüş eyledi. Bir yandan Tüysüz beg, diğer yandan İsligenç ortalığa velval edip durdular.

Tüysüz begin derdi malum. Hani ismi lazım değil, beni kadıya şikayet etti Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun muhakemeyi kesb edecek olur ise, kendisini başmuallim yapsalarmış mış. Breh be birader! Yani bu kadarı bana bile fazla geliyor. Bu ne ileri görüştür!.. Böylece, ben de iktidarı kaybetmemiş olurum deyu düşündüm.
Tahaddüş: 1-Tırmalanma. 2- Üzüntü duyma.
Velval: Üzüntü ile ağlama. Ağlayıp inleme.
Kesb: Kazanç. Çalışmak. Sa'y ve amel ile kazanmak. Elde etmek. Edinmek






Lakin, YMK'da (Yüksek Mekteb Kurulu) buna pek de yüz vermemişler. Demişler ki:

Yahu bunca vakit geçtikten sonra olur mu?
Daha önceleri aklınız neredeydi?
Keşkesi biraz daha aklınız ereydi!
Çekilmiş alinin davası olmaz!









Mızıl mızıl, vızıl vızıl geldi Tüysüz beg.
Bu iş olmuyor dedi.
Hiç değilse sırtımızı muhkem tutalım.
Bizim mektebi aldık, Hercümerç'i oraya diktik. Lakin yetmez. A'lâ-yı İlmi-Fen mektebinin başındaki El-cimr-i Helvayî begi  oradan al. Yerine benim adamlardan birini dikelim.
Muhkem: Sağlam. Metin. Sıkı sıkıya. Kuvvetli. Tahkim edilmiş. Sağlamlaştırılmış.

Helvayî: Helva satan. Helvacı

Bu İsligenç'e de fazla yüz verme. Arâzi-i Hâliye bulunca zır zır, vır vır konuşup duruyor. Sizin de fark etmiş olacağınız üzere Bâd-ı Hevâ içinde olsa dahi, Bad-peyma ve dahi Ahtal bir kardeşimizdir. Biz bunu başa bela olsun için koz niyetine kullanır idik. Sen buna fazla yüz verdin, çok güvendin Ale-l-gafle düştü herhal dedik sustuk. Lakin bu adam çoştukça çoşuyor, azdıkça azıyor, canımızı sıkıyor. Bilesin!..
Arâzi-i Hâliye: Boş, sahipsiz bırakılmış topraklar.
Bâd-ı Hevâ: Hevâ ve heves. Eğlence. Bedava. Boş.

Bad-peyma: Başıboş, boş gezen, âvâre, serseri.
Ahtal: 1- Çabuk yürüyen. 2- Boşboğaz, çok konuşan kimse. Çenesi düşük.
Ale-l-gafle: Dalgınlığa getirerek. Dalgınlığa gelerek, boş bulunarak.
 
 
 
Daha Tüysüz begin iç sıkıntısı dinmeden İsligenç peydah olmasın mı kapımda?
Önce tutturdu bizim ahbablarımızı bir yerlere getiremeyeceksek ne anladık biz bu Danişmendlik işinden deyu.

İnsafın kurusun be adam dedim. Zevcen çün de bir kadroya tayin işi ayar etmedik mi?

Kendisini de alıp, mediko-dediko başına getirmeye uğraşmıyormuyuz? Ne ilgisi, ne de bilgisi var dediler amma yine de Zelzele tekkesine seni zerzevat aza kaydedmedik mi?

Ama Muhterem de-dektörüm dedi. Köpürteç Mustaa arkadaşımızı Hendese mektebi başı yapamadık. Bari A'lâ-yı İlmi-Fen mektebinin başına getirelim. Zaten El-cimr-i Helvayî begden hiç hazzetmem. Bir taşla iki kuş olur. Ondan da kurtulurum deyu.

Yahu dur bir düşünelim dedim. Sayyın de-dektörrüm dedi. Amma bangırdayan sesi va adamın. Bir de dedikleri incir çekirdeğini doldursa...
Sayyın de-dektörüm. Düşünecek bir şey yok. Vallahi bizim Köpürteç Mustaa adı gibi cengaverdir. A'lâ-yı İlmi-Fen mektebini köpürtür alimallah!..

Bakın birlikte bir de hendese kitabı neşredeceğiz:

Vallaha begendim yahu! Ne cevhermiş bizim İsligenç! Taaccüb ettim billahi!

Lakin bitmiyor harifin istedikleri!..
Harif : 1- Meslekdaş, san'at arkadaşı. Teklifsiz dost. 2-Herif, âdi insan.

Bir de Departumanunda (öyle diyor) bir Çaylak muallim tayin işi varmış da. Onu halledebilirmiymişim. Yahu dedim bu işleri ilanla felan yapmıyormuyuz. Meğer ilan işini halletmişiz. Lakin hem onun departumanı, hemi curi azaları, hemi de Hendese mektebi başmuallimi Hercümerç ve dahi İdare Heyyeti azaları kifayetsiz bulmuşlar İsligenç'in olsun deyu tutturduğu çaylak muallim namzedini.
Diyor ki: Bakma sen onlara. Tayinini yapıver şu benim kankanın.
Yahu dedim. İsligenç hiç olur mu? Bir sürü mevkii olmaz demiş. İtiraz ederler. İsyan ederler. İstifa ederler.

Yahu dedi. Sen ne bakıyorsun onlara. Hepimiz kolpacıyız. Hiç birinin sesi çıkmaz. Sesini çıkaracak olanlardan bir ikisini de ibret olsun diye sallandırıverirsin olur biter!
Kolpo: Bir amaca ulaşmak için olağandışı davranma, rol yapma
Kolpa: Büyük yalancı
Kolpacılar: Yalana koşanlar

Ama, vallahi de billahi de tallahi de taaccübbb ettimmmm!!!

Yahu dedim, İsligenç. Sen üstelik de Ashab-ı şimalci (solcu) değil miydin? Hak hukuk guguk, seçim kurul murul deyip durmuyormuydun?

Dedi ki:
Abicimmm,  Beeen ne sağcıyım, ne solcu! Goygoycuyum, goygoycu!

Goygoyculuk: Her koşulda, her zamanda ve her yerde iktidarın yanında bulunma ve nimetlerinden yararlanma sanatı, daha doğrusu hastalığıdır.

Filhakika, İsligenç haklı çıktı azizim. Yaptık çaylak muallimin tayinini tısssssssssss!..Ses seda yok.

Tevekkeli, Hercümerç için çok halim selim bir oğlan diyorlardı. Hiç sesi çıkmadı. Hendese mektebi İdare Heyyeti de tısss!

Şimdi sıra Köpürteç Mustaayı  A'lâ-yı İlmi-Fen mektebinin tepesine konduralım. Bu arada fazla üzülmesin deyu, Hendese mektebinin Yamuk Mustaasını da Danışmend atayalım. Nasıl olsa o da İsligenç gibi, çenesi bol işi az olanlardan. Etliye sütlüye karışmaz. Sessiz kaldı deyu sevinir.Makam mevkii sahibi oldum deyu gerinir. Lakin bu tayin mes'elesinde bu kadder sessizliğe ben bile pek hüzünlendim azizim!..


 
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder