7 Aralık 2009 Pazartesi

Bed-düş gördüm, hayrola?

Değerli kardeşim,

Akser-i Eyyam vakitlerini pek sevmem bilirsin. Geceler uzadıkça, uyku zamanları da uzar. Uyku zamanları uzadıkça da görülen düşler artar. Hâl böyle olunca yine "Dön baba dönelim, nerelere gidelim?" gecelerine vasıl olmuş bulunmaktayım. Malum, ilkgençlik günlerimden i'tibaren bir türlü bir güzel düş göremiyorum.
Lâkin bu durumun sebeplerini de bir türlü keşfedebilmiş değiliz. Ne muskalar, ne kurşun dökmeler, ne dahi dular, hatim indirmeler kâr etmedi. Bir türlü güzel düş göremedim. Hep karabasan, hep cüsam, neydalan!..
Akser-i Eyyam: En kısa gün, günlerin en kısası.
Cüsam: Uykuda gelen ağırlık, kâbus.
Neydelan: Kâbus denilen ağırlık ki uyku arasında olur.

Smyrna namlı kentte leyli meccani talebelik yaptığım dönemimizden hatırlarsın, dide-bân muallimler müdîrimize şikayetçi olurlardı karabasanlarımdan. Onların teşvikiyle gitmiş olduğum şifahaneden pek istifade ettim diyemem. Lâkin, benim feryadlarım, muallimlerin şikayetleri epeyce azalmış idi. Son zamanlarda, aynı şifahaneye tekrar mı gitsem deyu düşünmekteyim. Zir'a düşler sadece gece değil, gündüzleri de ziyaretime gelmeye başlıyor gibi. Sürekli bir takım fısıltılar işitiyor gibiyim. Ne dersin, gitsem mi?
Dide-bân: Gözcü, bekçi, nöbetçi.




Allem edip, kallem edip bed-âmuz kadromuzla mektebi gasbettiğimizden beri, cüsamsız geçen hepi-topu az bir gün vardır. Hani ilk günlerin serhoşluğu ile gemiye atlayıp mekteb parasiyle üryan adasına  (Mikanos) gittiğimiz günleri de saymazsan geriye ne kalır? Ya daru alup karanlıklara dalıyorum, ya kafayı buluyorum, ve yahut da kabuslarda buluyorum kendimi!..
Bed-âmuz: 1-Kötülük, fenalık öğrenmiş. 2- Fenalık, kötülük öğreten.
Daru: İlâç, deva, tiryak.


Kafayı bulmak iyi de, bir de bunun sabahı var tabii. Geçenlerde ünvan verib yükselttiğimiz birader Mahdum-u Satırcı'nın kutlama merasiminde biraz fazla kaçırmışız. İçimizi döktük, döktük açıldık!


Sonra ayılınca ben hüzünlere gark oldum yine. Neden bunlar benim başıma geliyor diye.

Pek severek, iade-i itibar ettiğimiz değerli dostumuz, Hekimbaşı olduğum dönemlerden yakın çalışma arkadaşım Sihirli lamba sahibi Alaaddin ortalardan kayboldu. Üniformalı bir takım şahıslar biraz hasta Quarantinaya alalım deyu götürdüler gidiş o gidiş!.. Tehekkür içindeyim!

Görevimizi yapıp, mektebimizin tarihine Başbaş'ımızın hitab ettiği  günü nakşederken kendisinden Klozemenai ilçemizin Qurantina aylınd adasını taleb ettik. Devrisi gün, yine bir takım üniformalı adamlar gelip Hekimbaşımızı Quarantinaya alalım deyu götürdüler!.. İki günde zor aldık ellerinden. Başbaşıma istirham ettim, Bana "İstigrab etmedim Mamet agabey" dedi. Taaccüb ettim!
Tehekkür: Taaccüb etmek, hayrette kalmak, şaşırmak.
İstigrab: Şaşırmak, garib bulmak, taaccüb etmek, tahayyür.

Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun'un kadıya olan şikayeti neticesinde, bir ara karar vererek aleyhimizde Yürütmeyi durdurun deyu rey kullanan kadıları oraya buraya sürdürdürdük. Nihai karar bizim lehimizde çıkrı. Helbet böyle olacak, yahu daha yürütme yeni başlamış, siz durun diyorsunuz! İşte buna istigrab ettim!

Bilirim. Şİmdi içinden "Ee, daha ne istiyorsun. Yatağında rahat uyu!" deyu geçirmektesindir.
Lâkin, ördek (kaz mıydı yoksa yahu?) ayağı perdelidir!
Bu ismi artık HİÇ LAZIM DEĞİL Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun durmuyor ki! Tutmuş beni yüksek kadıların bulunduğu Şurâ-yı Devlet'e şikayet etmiş bu kerre de! Üstelik de bu kerre herkese müdahale, itham, töhmet, iftira müessesini de işletmem mümkün olamıyormuş. Müdahil almıyorlarmış! Afaroz oldum!

Şurâ-yı Devlet: Danıştay
İtham: Kabahatli görmek. Suç isnad etmek. Töhmetlendirmek. Kabahatli görünmek. Töhmetli olmak.

Karabasanlarım birden yüksek kadılarla dolmasın mı? Mündehiş oldum!



Zaten kadılar beni sıklıkla hüsrana gark ediyorlar! Hüsran bir tarafa, bir de ânâ-ül-leyl karabasanlarım oluyorlar. Hasb-el kader olamadık, Hasb-el câbir de-dektör olduk. Ziyadesiyle mes'ud olacağız derken asreman perişan olduk!
Ânâ-ül-leyl: Gece yarıları, gecenin geç vakitleri.
Câbir : 1- Cebredici, zorla yaptıran. 2-Galib gelen. 3-Şefkatsiz, merhametsiz. 4-Tekebbür ve taazzüm eden.
Asreman:  Gece, gündüz
Yayın Kurulu notu: Derler ki, "Tekebbür ve taazzüm etme Padişahım, senden büyük Allah var!"



Mamet'in Şarkısı (Hüzzam)

Neydelan içinde geçti geceler,
İmlayı yitirdi benim heceler.

Sarışın-ı afik rolü benimdi,
Ab-endam hatunlar bu rolü sevdi.

Ahaff bir ömür sürdüm,
Kâr-âgâh geçti gönlüm.

Sarışın-ı afik rolü benimdi,
Ab-endam hatunlar bu rolü sevdi.

Na-dan, nâzik ve Küfran,
Ardımdan kimse etmez figân.

Afik: Çok aptal.
Ab-endam: Güzellik. Güzel endam.
Ahaff: 1- Pek hafif, çok hafif. 2 -Düşüncesiz.
Kâr-âgâh: İşbilir, uyanık.
Na-dan: Cahil, bilmez, haddini bilmez.
Küfran: Nankör
Figân: Ağlayıp sızlama, bağırıp çağırma.


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder