Yüksek müsaadelerinizle bir nebze olsun Bir Yüksek Mekteb Nasıl Olmalıdır? konusuna temas etmek arzusundayım, arz ederim efendim.
Bir Yüksek Mekteb nasıl olmalıdır? Bu soru uzun senelerdir zihnimi meşgul etmektedir. Zat-ı şahanelerinin çok isabetle buyurduğu üzere, bu yüksek mektebler her daim mühim mes'eleler çıkartmaktadır. Aslında, yüce devletlumuz benim gibi de-dektörler tayin etmek suretiyle bu mes'eleleri kökünden çözebilecek bir görevi ifa etmiş bulunmaktadır. Filhakika, tayin edilen de-dektörler afsunlanmaya ve iktisadi desteğe ihtiyaç duymaktadır. Bu afsunlanma mes'elesi inhimale gelmez. İcab ederse Tertibât- ı Kanuni ile, kadıların koltuğu elimden almalarına engel teşkil etmek zaruridir. Ben de-dektör olarak bu hususda üzerime düşen vazifeyi yaparak uygun bir makam koltuğu yaptırtmış bulunmaktayım.
İfa : Ödemek. Yerine getirmek. Söz verdiğini veya vazife bildiğini yerine getirmek. Kılmak. Yapmak
İnhimal : 1- İhmal etme, önem vermeme. 2- Mühlet alma. 3-Göz yaşı dökme. 4- Ciddi bir şekilde çalışma, uğraşma.
İktisadi açıdan da biliyorsunuz bir de-dektör olarak müşgül vaziyetteyim. Hakketten çeşm-i istikbal-bini hatun kişinin kadıya şikayeti hasebiyle şöyle ferah ferah kesip biçip paraları desteleyemiyoruz. İlave olarak biliyorsunuz bu amcamgillerin kadıya olan şikayeti neticesinde, Klazomenai ilçesinde tek akrabası olduğum rahmetli pederimin müteveffa halasının mülkünü de elimden aldılar. Üstelik de binbir iftira ile!
Klazomenai : İzmir'in Urla ilçesinin eski adı.
Neler söylemişler kadıya!

Yok efendim, rahmetli pederimin müteveffa halasının mirasının üzerine oturmak için türlü oyunlar yapmışım. Akli muvazenesinin yerinde olmadığını biliyormuşum, amma önce nihai zevcemin vazife ifa ettiği şifahaneden aklı selim olduğuna dair yek hekim raporu temin etmişim.
Bilahere memleketim olan Thyateira Darüş şifahanesinden "halacığım pek yaşlı, zaten evden çıkamıyor" deyu bu rapora istinaden hemşehrilik ilişkilerim vasıtasıyla sapasağlam deyu heyyet raporu almışım.
Sonra da noterde vasiyetnamesini düzenleyip sağ kalan tek akbabası benim deyu, malı mülkü üzerime geçirmişim. Ben hiç böyle şeyler yapar miyim? Söyleyiniz Yücce Başbaşım.
Hiç olur mu Yüce Başbaşım? Bir kadı böyle ifadelere kulak verüb de, kooossskoca Yüksek Mekteb de-dektörünün elinden terekeyi alabilir mi?
Maal-esef oldu. Demişler ki,
"Mamet bey, müteveffa halamızın salimîn tek akrabası olduğu iddiasındadır. Velev ki tüm akrabalarının meyyit olduğu zannındadır. Veyahut da hiçbirimizi hatırlamamaktadır, sağ olduğumuzu bilmemektedir. Bre insaf, kendisinin sıhhatli iki biraderi bulunmaktadır. Onları da mı hatırlamamaktadır?"
Sâlimîn : Sağ, sağlam ve sıhhatta olanlar. Sâlimler.
Meyyit : Ölü. Cansız. Ölmüş.
Yahu ben bütün akrubalarımı hatırlamak zorundamıyım? Hem rahmetli pederimin sevgili halası benim hastam olmuş, sonra akli muvazenesinin yerinde olmadığını farketmiş olabiliriz. Peki bütün hastalarımı hatırlayablir miyim? Hatta rahmetli pederimin, müteveffa halası benim halam dahi olabilir. Peki, bütün halalarımı hatırlayabilir miyim? Mümkün mü böyle bir şey? Benim mevkiimde biri bütün akrubalarını nasıl hatırlayabilir? Taaccüb ettim!Vallahi ettim! Bizahiti esef duydum!
Esef : 1-Hüzün, gam, nedamet, pişmanlık. 2- Elden çıkan bir şey için hâsıl olan üzüntü.
Mühüm olan bu mes'elelerle vicah etmek ve dahi hedef-i âmâle varmaktır. Yüce idarecilerimiz Yüksek Mekteblerden sadakat, itidal ve idarenin dümen suyunda gitmelerini beklemektedir. De-dektörlerin yegane görevi bu hususta üzerine düşenleri yerine getirmektir. Yüksek mekteblerimizin bu evriminin anlaşılması, hükümetimizin benzeri mes'elelerin hakkından gelmek çün yeni metodlar geliştirmesine faide sağlayabilir.
Vicah : Yüz yüze gelmek. Yüzleşmek.
Hedef-i Âmâl : Gaye-i hayâl. Ulaşmak istenilen hedef.
Lâkin az önce ifade etmeye gayret ettiğim iktisadi mes'elelerin halli şarttır. Evvel ve ibtida ihhalelerden aldığımız komisyonların miktarının arttırılması gerekmektedir. Beşlik bir komisyon oranının tam vakitli olarak günün tüm öğlenden sonrasını geçirdiğimiz bir de-dektörlük işi için kifayetsiz olduğu çok açıktır. Üstelik de, Mahdum-u Satırcının kifayetsizliği mi, yoksa başka sebeblerden mi bilinmez, Darüş-şifadan akçe gelmediğinden mütevellit yeni ihhaleler yapıp da komisyon oranımızı yükseltmek mümkün olamamaktadır.
Yüksek mekteb tarihçesiyle ilgili bir şeyler yazmışlar biraz da onları okuyayım diyordum. Lâkin bunlar da pek sıkıcı imiş. Müsaadelerinizle buraları atlayıp hizmet sunma, a'ni Bıdaa ticareti konularında biraz daha durmak arzusundayım.
Bıdaa : 1- Bilgi. 2- Sermaye.
Bu vesileyle biraz da, yeni hizmet alımlarını münakaşa etmek arzusu duyuyorum. Mesela yorgan nakli konusunda nereye gizlendiği bilinmeyen bir el-aman noksanımız oluştu. Bu konuda kendisine de yardımı dokunsun diyerekten, emani-i mahsusa hizmet alınamaz mı? Nihayetinde mahpusluk cezası hayat-ı hususiyye değil midir? Maksat kervan yürüsün. Yorgan nakli hususunda hizmet satın alabilir miyiz ?
Emani-i Mahsusa: Hususi arzular, özel maksatlar.
Hayat-ı Hususiyye: Hususi hayat, özel hayat. Şahsa ait hayat.
Sonra kordelya kıyılarında dolaşırken birden aklıma düştü. Hususi bir tababet müessesesinden neden hizmet alınmasın? Tabii hizmetin hepsini almak da şart değil. Mesela tersimî hizmeti alabiliriz.
Bu tersimî hizmetleri pek pahalı imiş. Bakın şimdi düşündüm MR Ters Imî hizmeti de satın alınabilemez mi?
Tersimî: Resimle alâkalı ve resme dair. Grafik.
Ma'lum bu tababet işlerini teşebbüs-ü hususiyeye devr etmek pek faideli. Hazır saydele ve dahi daru-hanelere ilişkin dükkân-ı müteselsile teşekkül gayreti içine girilmiş iken, bu fikriyatımızın da nazari itibara alınmasını arz ediyorum, Yücce Başbaşım.
Saydele: Eczahane.
Daru-hane: İlâç satılan yer, eczahane.
Dükkân-ı Müteselsile: Zincir gibi birbirine bağlı dükkanlar.
Mektebim ve Tümleşik Goygoycular Ekibi adına bu naçizane şilti size takdim etmek için ölüp geberiyoruz. Buyrunuz!..
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder