Karabasanlar berdevam olunca Mahdum-u Satırcıylan bu hususta görüşmem icab etti. Yahu cüdam nihayetinde hekim başı. Belki bir derde derman olur deyu düşündüm. Son cüsamda kendimi bir takım fezalılara vecahi feylesof ünvanı takdim ederken görünce haykırarak uyanmışım. Nihai zevcem: "Mamedim bu iş böyle olmayacak! Bir hekimle görüşmelisin." dedi. Koskoca de-dektör laalettayin bir hekime gidecek değil a! Hekim-başıylan müasene ettik, helbette!
Vecahet: 1- Güzellik, güzel yüzlülük, gösterişlilik. 2-Haysiyet, şeref, onur, itibar
Laalettayin: Gelişigüzel. Ayırd etmeksizin. Rastgele.,
Müanese: Dostane görmek, görüşmek. Karşılıklı ünsiyet etmek
Gittim Darüş-şifaya. Girdim Mahdumun odasına. Baktım Makas-el Baytar da orada.
Oturttum bunları karşıma. Dedim ki:
Bonjorno principessa, karabasano dutti bene!
Böyleyken bööle.
Uyku uyumaya korkaar oldum!
Meğer bunlar da ziyadesiyle tefeccu' çündeymiş! Mütevecciâne dert yanmaya başlamasınlar mı?
Tefeccu': 1- Canı yanma, acıma. Kaygılı olma, dertli olma. 2- Belâ ânında hüzünlü olma.
Mütevecciâne: 1- Sıkıntı ile. Dertli olarak. 2- Ağrı duyarak.Susun bre mel'unlar dedim. Koskoca de-dektör ayağınıza gelmiş, derdine derman aramakta. Siz ona dert yanıyorsunuz! Tagzin, terazün ve dahi teraggum çünde bıraktınız beni. Behem-ber-âmeden ve dahi behemâmeden oldum!
Tagzin: 1-Hışım etmek, kızmak. 2- Buruşturmak.
Tegazün: Hışmetmek, kızmak.
Teraggum: Gadap etmek, hiddetlenmek, kızmak. Behem-ber-âmeden: Mc: Kızmak, sinirlenmek, asabileşmek, müteessir olmak. ("Behemâmeden" de denir.)
Makas El-Baytar:
Haşmetmaab dedi. Lütfen sükûn ediniz. Kecfehm içindesiniz.
Mâmeden olmayınız!
Fakir kullarınız olarak biz de, etrafımızda a~normal bir vaziyyet olduğu kanaatimizi arz etmek gayretkeşliği içersindeydik.
Kecfehm: Yanlış anlayan.
Megerimse, önce big brothereQuarantina-Tuu,sonra küçük biradere
"önce ünvan, sonra yakalanmadan vıııın"operasyonları ertesinde başımızda bir takım sıkıntılar mı dolanıyo ne? demişler. Bunun üzerine, Darüşşifa dahilinde bir netice alamayacaklarını düşünüp nefesi kuvvetli bir hoca aramışlar. Karabaar begin yardımlarıyla pek güçlü bir hocca bulup, nazar duası ettirmişler.
Off, of! Ne geliyorsa başımıza zaten hukuktu, guguktu diye tutturanlardan geliyor. Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun köşesine çekilip, örgüsünü örse olmaz mı? Ne şaane olur! Lâkin bir türlü durmuyor. İdareyi muhakemeyi hal ettik derken, yüksek kadıların bulunduğu Şurâ-yı Devlet'e gidince işler eyice karıştı. Ne sebatkâr imiş! Halbuysa, biraz dursun durulsun deyu allem kallem binbir soruşturma açmış idik kendisine. Hüç değilse eziyyet olsun, başka işlere vakti kalmasun deyu. Tınlamadı yahu!
Serbaz, ser-endaz yolundan şaşmıyor.
Taaccüb ettim!
Ser-endaz: Çekinmez, pervasız, korkusuz.
Serbaz (Serbâzân): Korkusuz, cesur, cesâretli. Yiğit. Başmuallimlikte Ben, Karabaar, Dikiş Tutmaz ve dahi dört mevsim Mahdum-u Astar!
Darüş-Şifa'da Ben, Karabaar, Dikiş Tutmaz ve dahi tabii ki Mahdum-u Astar!
Werder - Bremen mızıkacıları gibi, mutlu ve mes'ud idik. Mütehassir oldum!
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder