29 Ocak 2010 Cuma

Demokrasi - Bürokrasi- Tembelokrasi- Mametokrasi...



Bilelim öğrenelim,
           "Demokratım" deyip de seçimden korkandan
                                                                  tiksinip, iğrenelim...

Krasi: Antik yunanca'da iktidar, çağdaş yunanca'da şarap olan kelime.

Krasi – Demokrasi – Aristokrasi – Bürokrasi – Teknokrasi – Oligokrasi – Plutokrasi – Jerontokrasi - Tembelokrasi - Mametokrasi ...

Demokrasi (halkın iktidarı)
Aristokrasi (asillerin iktidarı)
Bürokrasi (memurların iktidarı)
Teknokrasi (teknokratların iktidarı)
Oligokrasi (küçük bir azınlığın iktidarı)
Plutokrasi (zenginlerin iktidarı)
Jerontokrasi (ihtiyarların iktidarı)

Ben çok demokratım. Demokrasi demek intihabat demek değildir. Tababet mektebinde helbet intihabat gerçekleştirilecektir.

Lâkin, evvelemirde bir süre şahsen, ben, kendim kendime vekalet vereceğimdir. Bunu kendim için istiyorsam sanmayın. Sizin için istiyorum, ey kürsüye saygılılar. Demokrasi çoğunluk değildir. Çoğunluk olsa ben de-dektör olamazdım. Demokrasi, ben ve benim gibilere iktidar imkânı verdiği çün hoştur. Gerisi boştur!


Benim ceddimin dünyanın her yerine yayıldığını bilen bilir. Zaten Amma rika'da bulunan akrabalarım eliyle dünyanın  her bir yerine demokrasi götürdüğümüzü de bilenler bilir. Bu hususta muhtelif bilgilere vasıl olmak ister iseniz eski sayfaları çevirebilirsiniz.  









Demo - krasilerde ne vardır?
Ekalliyet vardır.

Biz ekalliyeti pek severiz.
Onları hoş görürüz. Yani memleket olarak.

Bakınız, bu sebeple Kocabaşbaşımız de-dektör atamalarında ekalliyetin hakkını muhafaza etmektedir.

Beni de, bu güzide mektebin başına musallat etmiş midir? Etmişdir.

Demek ki, ekalliyet hakları mühim idir.
Dir!



'Demo'sunu izlemekte olduğunuz Krasi, intihabat demek değildir demiş miydim? Demek demiş idim.

Seçim istiyoruz deyu el kaldırıp da kürsüdeki de-dektörlerine saygısızlık etmeyen muallim ve dahi mualimeleri tebrik ederim!

Ne yani, postacılar posta müdürünü seçerlerse demokrasi mi olacaktır? Posta işleri demokrasi diye diye bu hale gelmedi mi?

Artık kimse mektub yazmaz olmadı mı?



Değerli tabib vatandaşlarım. Biraz vekil olayım. Ne var? De-dektör seçmediniz. Atandım. Sizlere bir borcum yok! İntihabat yapacağım demedim. Kime ne borcum var?

Var olanları ödedik, ödüyoruz. Değişik atamalar yapıyoruz. İh-haleler örnek oldu. Maliye, emniyet, sayıştay hepsi bizi izler oldu.

Quarantina-1'de ikincinin geleceğini bilemedik.

Şimdiki aklımız olsa, daha tedbirli olur idik.





Artık, tabibhanemizdeki kit- kut-kat gibi tıbbi cihazların adedini, durumun DEVLET SIRRI ilan ettik.

Hepiciğini KOZMİK ODADA saklıyoruz. Bize soran olduğunda

"Baskını bir sır gibi
senelerdir sakladım.
Geceleri rüyamda
Karantina deyu sayıkladım"
şarkısını terennüm etmekle iktifa ediyoruz.







Ben veyahut da Tekabbelallah  bir hocamızın vekaletinde biraz kadro biraz da tedrisata ehemmiyet göstereceğiz.
Tekabbelallah: Allah kabul etsin (meâlinde duâ).

Tedrisat husuusnda derin bilgi sahibi olacağımız bir gavuristan setini hafzettik, hatmettik. Tababet mektebimizin  tedrisatının mük-kel-lef bir hale getireceğimizden şüphemiz yoktur! Reca ederim!












Gavurun "Change" dediği bir kelime var. Değişim! Bakınız gündüz feneri adamı koskoca emparatorluk tepesine getirdiler. Marsık, benim akrabaları alaşağı ettiği  yetmez gibi bir de "Ne-o-bel?" ödülüyle taltif edildi. Bizim de Tababet mektebinde biraz "değişim" yapmamız gerekiyor! Aksini düşünene teessüf ederim!


Mevcut hocamızı pek severim. Şu mektepte saygı duyduğum üç beş kişi vardır. Biri de kendisidir. Onun dışında kimseye saygı duymam. Yani mektepte. Duyarım da, söylemem. Zaten mühim olan sevgidir. Beni sevin. Ben kimseyi sevmem. Muhabbet ederim. Babamın halasının bir kızı vardır. Artık yok. Çok muhabbetim vardı kendisine. Terekesini bana bıraktıydı. Amma, onu da elimden aldılar. Şimdi ben bu kadının kararına saygı mı gösteririm?  Lehte kararlara saygı gösterilir. Aleyhtekilere teveccüh gösterilmez!İlk mekteb muallimemiz bütün sınıfın ortasında "Mamet, senin kendine saygın yok! Kendine saygısı olmayanın, karşısındakine de olmaz. Utan!" demiş idi. Tecahül kelimesinin manasını o derste öğrenmiş idim. Nerden aklıma geldi şimdi? Taaccüb ettim!
Tecahül:  Bilmezlikten gelme. Bilmiyor görünme.


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

23 Ocak 2010 Cumartesi

Dramatik bir hatıratım

Daha ilk mektebe gittiğim zamanlar, şimdi rahmetli oldu beni çok seven bir öğretmenim var idi. Mirasını muhakkak bana bırakmayı pek isterdi. O zamanlar küçüktüm. Miras işleri nasıl halledilir öğrenememiştim henüz. Neyse, uzatmayalım. Rahmetli şöyle demiş idi:
Mametçiğim, küçümenim. Konuşmayı pek seviyorsun. Tatlı dillisin, güler yüzlüsün. Gönül almayı öğrenmişsin. Amma, çok konuşuyorsun. Çok laf yalansız olmaz!
Hayatın boyunca şunu unutma:
Büyük adam olmak için, yalan söylememelisin.

Büyük yalanlar söylersen, küçük adam olursun.

Büyük mevkilere gelirsen bazen yalan söyleyebilirsin.

Küçük adam olup, büyük mevkiilere gelirsen hep yalan söylemelisin.

Ne olacağını sen belirleyeceksin. Ama unutma, yalan söylemek zorunda kalırsan, sürekli gözlerini kırpıştırmadan, karşıya bakmalısın. Gözlerini kocaman kocaman açmalısın.

Yaa, böyle demiş idi rahmetli. Hatırlayınca yine taaccüb ettim!


Youtube adresi:
http://www.youtube.com/watch?v=xcKwexirzcM

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

22 Ocak 2010 Cuma

Heybe yiyen merkebi...



Oh neyse benim aleyhimde değil imiş nümayiş... Megerimse şahsımın half time olmasını tel'in etmiyorlarmış.  Boşa tevehhüm ve dahi tese'sü' eylemişim.  Lâkin tevahhuş halim halen geçmiş değil. Taaccüb eyledim!
Tevehhüm: Evhamlanmak.
Tese'sü': Korkmak.
Tevahhuş: 1- Korkmak. Ürkmek. Kaçmak. 2- Hâli, tenhâ ve ıssız olmak.

Muhterem biraderim Turgut,

Ziyadesiyle fasıla verdik namelerimize. Lâkin, son demlerde fevkalâde yorucu günler devşiriyorum. Malum son zamanlarda Matbuatla âdetin fevkinde teşrik-i mesai içindeyiz. Gün geçmiyor ki, mekteb hakkında bir havadis çıkmasın! Müstesna bir şahsiyetim vesselam!

Son havadislerin tafsilatını yine matbuattan kıraat eylemişsindir. Tababet-i Adliye müracaatımızı red edmiş! Taaccüb ettim! Yani her ruh sağlığı, akli dengesi bozuk tasarruf ehliyetiniz haiz olmaz mı?  Ben vatandaş olarak olmaz demiş idim. Uzman olarak ne diyeceğimi bilememiş idim.

Tababet-i Adliye Cemmiyyeti ise tasarruf ehliyeti yoktur demiş. Peki uzman olarak mı demiş? Vatandaş olarak mı demiş? Tam olarak ne demiş? Terekemin hepsi mi gitmiş? Bu kadar parasız bırakılır mı aslan gibi bir, bir, bir uzman değil vatandaş? Bırakılmaz diyorum. Vatandaş olarak değil, de-dektör olarak söylüyorum!

Yüce Başbaş'ım, bakın sizi davet ettiğimizde müşgül durumumuzdan bahsederek, Klozemenai'yi taleb etmiş idik. Bakın, benim payımı elimden aldılar. Hepiciği benim derken, terekemi yetmiş iki pare etmişler. Bana hepi topu iki pare vermişler! A Başbaşım, sizden istirham ediyorum, Elif-Kaf Fırkası reisi olarak değil, Başbaş olarak bir emir verin bu zulüm bitsin! Sizin de pek güzel buyurduğunuz gibi, bu hukukçular Ciğerlerimize kadar bize kan ağlatıyorlar kan. Bunu yapmaya hakları yok.

Ne yani, şimdi Tababet-i Adliye Cemmiyyeti "huzursuz ruhların tasarruf ehliyeti yoktur" buyurdu deyu, ben bunca yolu birlikte yürüdüğüm Hümayun-u Tümleşik Rüşdiye'deki arkadaşlarımın bir kısmından uzak mı duracağım? Bazı Danişmend-i De-dektörleri görevden mi azledeceğim? Vallahi çok taaccüb ettim!

Mektebde mühim, mühim toplantılar tertib ediyorum! Mektebin taa içine icraa ettiğimiz amellerden  bahsediyorum. Tebaam mekteblerimde beni bekliyor. Hasretle! Özlemle bekliyorlar! Adeta beni seviyorlar!

Devrisi iktidardan devraldığımız işlerle iftihar ediyorum. Sizlere tomar tomar para dağıttık. Bu paralarla kimbilir neler aldınız. Har vurup harman savurmayın, mal mülk sahibi olun deyu öğütlerde bulunuyorum.

Diyorum ki, Biz bir Hayırsever bulduk mu değerlendiriyoruz. Bundan rahatsız olanlar var. Bu da doğaldır tabii. Benim bu mevkiide bulunmamdan rahatsız olanlar da var. Fekak, ben seçilmediğim çün atanarak geldim. BenTeaterialıyım. Ailem de oralı. Yani öyle zannediyorum.

Hayırseverler sayesinde, yüksek yüksek tepelere makam binaları yaptırtacağız. Punto'daki binayı da "gelsin paralar" Berây-ı Ticâret Teşekkülâtı haline getireceğiz.
Berây-ı Ticâret: Ticâret için. Ticâret maksadı ile.
Tababet mektebimizin maarif-i umumiye amellerine nezaret etmek üzere, intihabatı yapmıyor olmama pek bozuluyorlar. Sigara odasına uğradıkça kulağıma çalınıyor söyledikleri. Muhalif lakırdılar işte. Yahu, bu maarif işleri pek mühim. Müdahale etmek şart oldu. Merkezden aldığım haberlere göre, bizim Tababet mez'unları TUS (Topumuz Uzman Sayılırız) sınavlarında ikincilik derecesi elde etmişler. Bu netice "TDT (Tababeti Dahilde Tedris) usulü kötüdür!" yaygaraları sonrasında tezahür etmiş. Filhakika, bu maarif-e bizzat ve yahutda duayiyen bir müderris vasitasıyla derhal müdahale gerektirmekte! Bu mes'leyi hasarsız atlatacağız hayırlısıyla.


Zaten mektebde gezip tozup "yalan-yanlış bilgilendirme" toplantılarına devam ediyorum. Orada zikrediyorum: "İntihabat muhakkak yapılacak", "Beni yanlış anlatıyorlar", "Para buldum!", "Sizlere para dağıttım!", "Zaten borcumuz pek fazla değil!". Susuyorlar.


Hepi topu 60 trilyoncuk borcumuz var. Ama, 18 trilyon alacağımız var. İsmi lazım değil rakibemin döneminden devredilen 14 trilyon nakit ve 40 trilyon faturayı da hesaba katarsanız zararımız ayda 10 trilyon akçe! 10 trilyon dediğiniz nedir ki. Tabib başımız 10 tirilyonu bir ayda öderiz diyor. Hamdolsun yönetimimiz sayesinde kriz mektebimizi teğet geçmiştir!
dediğimde ise, peşin parayı gören köftehorlar gülmeye başlıyor. Beni pek seviyorlar!

Diyorum ki: Ben çok demokratım. Seçilerek gelmedim. Zaten kim seçer beni? Mektebde kimseye borcum yok! Yani yok sayılır. Olanı da peyder pey ödüyorum. Çok sadığımdır. Yani borcuma. Muhaliflerim beni neden sevmiyor anlamıyorum. Çok demokratım ben. Her yere resimlerimi asmak istiyorum. Beni sevmeyenlere taaccüb ediyorum!

Bir de zâhiri kâinat çünde bir taklidim tezahür eylemiş. Güya benim hatıratımı yazıyormuş. Daha evvel bahsetmişler, hatta göstermişler idi. Lâkin, bir sürü garip isimler zikredilmiş kimden bahsediliyor pek anlamak mümkün değil idi. Fekak, matbuatın diline düşmüş. Neşretmişler. Bir de kılavuz eklemişler "kim kimdir" deyu. Yahu dedim. Hani vak'a vak'aya benzer, insan insana. Yıllarca önce olmuş bitmiş vakıadan bahsediliyor. Yok dediler. Bu hususda da müşteki olalım. Yine ne müşterisi olacağız derken durum anlaşıldı. Müdde-i umumiye şikayette bulunacakmışız. Bu hususda muhtelif toplantılar yapıp, itham ederek ittihamdan kurtulacakmışız. Hiç aklıma gelmezdi! Taaccüb ettim!
zâhiri kâinat: zâhiri evren
zâhiri: sanal
Müşteki: Şikayetçi
Müdde-i umumi: Savcı
İtham: Kabahatli görmek. Suç isnad etmek. Töhmetlendirmek. Kabahatli görünmek. Töhmetli olmak.
İttiham: Suç altında bulunmak. Suçlamak. Töhmet altında olmak. Suçlandırmak.

Topladım muhtelif neşriyatı etrafıma: Dedim ki: Müştekiyiz! Müdde-i umumiye müracaat ettik! Beni çekemeyenler konuşuyor.

Atalarımız demiş ki:

"Mirasyedi amcaları suçlarlar!"

"Meyve yiyen inekleri kıştlarlar!

"Heybe yiyen merkebi tuşlarlar!"







 
Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

15 Ocak 2010 Cuma

Tababet mektebi intihabatı* mutlaka yapilacak!

* İntihab: 1- Seçmek. Ayırıp beğenmek. İhtiyar ve âmâde eylemek. 2- (Bir şey) yerinden (zıvanadan) çıkmak. 3- Kapışmak. Yağma suretiyle mal almak

MEKTEBDE BUGÜN
Mektebimizdeki hadiseleri, taravetli havadisleri takip edebileceğiniz neşriyat
canı çektikçe çıkar
Taravet: Tazelik. Körpelik.


Vekalet münakaşası
"Direksiyona ben geçiyorum"

Mektebdeki son zıddiyet, tababet mektebindeki başmuallimlik intihabatı ile alakalı olarak vuku bulmuştur.  Mamet'in cebren de-dektör atandığı mektebin, Tababet kısmında vazifeli olan Havakîn A'ba-cı begin müddeti intiham etmektedir. Cemerat ayının sekizinci gününde nihayete erecek müddet evvelinde, evvelsi senenin nihayetinde ifa edilmesi müsta'cel olan "Tababet mektebi Başmuallimi kim olsun?"  intihabatın hususunda temerrüde düşülmesi hocaları mübagî eyledi.
Havakîn: Başbuğ, hükümdar, hâkan, kağan.
A'ba: Ağırlıklar, yükler, mes'uliyetler.
İhtitam: Hitam bulma, sona erme, iş bitme.
Cemerat (Cemre. C.): Cemreler. Şubat ayında azar azar artan sıcaklıklar.
Müsta'cel: Acele yapılması lüzumlu olan, çabuk yapılması gereken.
Temerrüd: 1-İnad, direnme. 2- Yapılması gereken bir şeyi yapmakta kasten geciktirme.
Mübagî: İsyan etme. Ayaklanma. Bâgi olma.
 
İntihabatın iptal edileceği şaiyası çıkınca, Tababet mektebi kurul azaları ve dahi kürsü reislerinin Başmuallim de-dektör Mamet ile konuyu müzakere ettiği bildirildi. De-dektör bu hususa ilişkin olarak:
"İntihabatın ifa edilmesi de-dektör inisiyatifinde. Ben gelenekçi bir kişiyim. Ailemde de gelenekçidir, Tabii olarak. De-dektör olabildiysem, Tababet mektebi başmuallimi olmamda kanuni zaviyeden bakıldığında bir mania yoktur. Bunu uzman olarak değil, vatandaş olarak söylüyorum. Bana görev teslimi yapmayan önceki idarecimiz muhtelif mekteplerde vekalet etmiştir. Vekalet edip ondan sonra intihabat yapmıdır. Hiç bir mektebde intihabatı gecikdirmedim. Ama fekak lâkin tababet mektebinin müstesna bir yeri var. Kat'i kararımı veremedim. Şahsen ben kendim vekaleten idare ediyormuş gibi yapabilirim. Kendim çün bir şey istiyorsam namerdim. Olmayacak duaya- idi-amin bir hocamız vekalet edecek. Öyle de olsa direksiyona ben geçiyorum sayılır" deyu lakırdı etti.
 
Siz muhaliflerin söylediklerine bakmayın. Muhalefet intihabat diyorsa da, koskoca devlett-i Ali'de müzakere işlerine bakan Affedici Egemen bey: "Bu sene memleketimizde intihabat yoktur. Bazı apartman yöneticilikleri intihabatı mükündür, ama onun dışında herhangi bir intihabat  yoktur. Birtakım intihabat falı açanlar, sadece kendilerini eğlendirirler" buyurmuş!. Biz de Yüksek Mekteb Kurulumuza müracaat ederek, mektebimizin apartuman addedilip edilmeyeceği hususunda mülahaza istirham ettik. Netice henüz gelmedi. Müracaatımızın neticesini bekliyoruz. Durum bundan ibarettir! biçiminde mugalata etmişdir.
 
Sigara Odası
 
Ben Tababet mektebine gidiyorum. Orada tütün odasında konuştuk. Havakîn A'ba-cı begden müşteki hocalarımız var. "Kendisi sigara içmiyor deyu, bize de hiç bir yerde içirmiyor. Şifahanede yasaktır deyu, bize eziyet ediyor." diyorlar. Tabipbaşımız hiç öyle değil diyorlar.
Müşteki:  Şikâyette bulunan, şikâyetçi.  
 
Bu hocalarımızı gayet iyi anlıyorum. Onların hislerine tercüman olup da, A'ba-cı beye "seni zinhar istemiyorum! Yıkıl karşımdan" dedim, gizlice. Ben adayım! demesin mi? Ben kosskoca de-dektör istemezuk diyeceğim, bana karşı gelecek haa! Taaccub ettim!
İntihabatı iptal ettim! Zaten Kaynağımız Sülümanda da bir şafak görünmemiş idi!
 
Bir de istirhamım olacak. Bu tütün mes'elesini lütfen yazmayalım. Biliyorsunuz Başbaş emriyle bıraktık. Bir de "tumansız hava sahası" kumpanyasına katıldık. Resimlerim asıldı boy boy!
Başbaşımın kulağına gitmesin. Tütün içtiğimi bilmesin.

Olmayacak duaya idi-amin kim?

Tababet mektebinin muhtelif mensubları, de-dektörün işaret ettiği kişinin vekilharçlarından biri olabileceğini iddia ettiler.

İddia sahibleri, "Daha önceki dönemlerde de mektebde gezindi. Seçilemeyeceğini anlayınca İntihabata dahi katılmadı. Hiç bir zaman seçilme ihtimali bulunmadığını anlayınca da, kulisler ve de muhtelif ayak oyunları ile Mamet'in de-dektör olması için çalıştı. Şimdi de, vekaleten de olsa mezar taşıma Mütekavit Tababet mektebi Başmuallimi yazdıracağım diyormuş" şeklinde beyanatta bulundular.

"Fatty İdmanyurdu bizleri çok yordu. Onun dönemindeki cümle kifayet-siz muh-terhis ve dahi muh-terhis kifayetsiz şahsiyet, ağızları köpük içinde İntikam, intikam! deyu ürür-yürür oldular." diyen bir grup muallim, "Mekteb mekteb olalı, böyle eziyet görmedi!" dediler.

İşaret edilen kişinin Karabaar beg olabileceği tahmininde bulunup, toplantıya giren de-dektör ekibinin resmini çekmeye çalışan muhabirimiz DŞKG (de-dektör şahsi koruma güruhu) tarafından engellendi. Çıkan arbedede muhabirimizin "Hür Matbuata Mâni Olunamaz!" diye bağırması civardaki muallimlerden büyük iltifat ve alkış aldı. Fotograf makinası henüz icat edilmediğinden kıramadılar.

Mekteb değil adeta "film seti"!

Bir neşriyatta yayımlanan "Mekteb değil adeta film seti!" haberine ilişkin konuşmak istemeyen Başmuallim Beni ilgilendirmiyor. Kaç gündür yeni bir haber yok. Tababet mektebi mensubu olarak ben de her sabah bakıyorum. Günlerdir yeni bir haber yok. İlgilenmiyorum! şeklinde konuştu.

Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Gün geçmiyor ki mektebimiz matbuatta yer almasın. Halkımız nisyân ile ma'luldur. Zaman geçince unuturlar. Hepsi yanımıza kâr kalır. diyen de-dektöre nutku tutularak bakan muhabirimiz henüz kendine gelemedi.








Şehven yapılan hatalar

Bir takım muhaliflerin kendisinin bu mevkiyi işgal etmesinden rahatsız olduğunu belirten de-dektör. Bu doğaldır! dedi. Biz yeni bir idareyiz, yönümüzü buluyoruz.diye konuşan de-dektör hatadan dönmenin marifet sayılması gerektiğini, mahkemelerin kararlarına saygılı olduklarını vurguladı.

Mamet şehven yapılan hatalar hususunda şunları söyledi:
Bakınız mektebimiz 103 yepisyeni kadro ilan etmiştir.  Bunun sadece 11 tanesi için 3 gün sonra tashih ilanı vermiştir. Hatalar şehven yapılmış idir. Mazallah biz bu hataları düzeltmemiş olsaydık neler olurdu?
Genel Cerrahi anabililim dalına Veterinerlik alanında biri olurdu. Ne olur? Baştabib vekili yapardık onu da.
Umman ilimleri mektebine Tababet alanında muallim istemişiz. Ne var? Ummana çıkanlar hasta olmaz mı?İnşaat mektebine Tarih alanında muallim istemişiz. Önceki idarecilerimiz bir sürü inşaat yaptırmış.
Bakınız, eski idarecilerimiz memleketimizin ilk Araştırma merkezinin inşaatına başlamışlar. Bu inşaatların bir dökümünü, tarihini yazmak gerekmez mi? Ne güzel düşünmüşüz aslında.


İcraatlarını değerlendirdi

Mektebin açılışına Başbaşı davet etmesinin tenkit edildiğini belirten de-dektör, “ Siyasi görüşünüz ne olursa olsun, biz Tyetarialıyız. Ailemde öyle. Ben Başbaşımı davet ettim, mektebimin sorunlarını anlattım ve para kazandık. Aslolan paradır, gerisi laf-ı güzaftır. Başbaş'ım beni anlar” dedi.

Hayırsever işadamı vasıtasıyla bir sürü inşaat yaptırdıklarını, Uzak tepelerde de yeni bir makam yaptıracaklarını ifade eden de-dektör, "Parasını da hayırseverlere ödeteceğiz. Rahmetli babamın halasının kızı da pek hayırseverdi. Yaşasaydı o da biraz öderdi" dedi. Punto'daki eski binayı ise tam donanımlı darphane haline çevirip, çil çil altın basacaklarını söyledi. Bu sayede mektebin fazladan para kazanacağını söyleyen de-dektör "Para, para, para" diyerek salondan ayrıldı.

 


Arkasından seslenen bir matbuat mensubunun " Tababet mektebinde intihabatı yapmadığınız için, vekalet sonrası yapılan seçimde ........................................... aday olacağı söyleniyor. Yorum yapacak mısınız?" şeklindeki sorusuna, gözlerini açarak KİM ADAY OLACAKMIŞ? diye haykırdığı izlenen de-dektörden sözkonusu ismi öğrenmek mümkün olmadı.



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

6 Ocak 2010 Çarşamba

A message from the ministry of Mametland Security!





Ne güzel idare ederdik mektebi. Talebeler olmasa!..





Yemekler kötüymüş! Taaccüb ettim!


Kırmızı et çıkmıyormuş. Yemesinler, kolestrolleri çıkar!













Ben kırmızı et yiyormuyum?

Şu Kelebeg beg de habire bir şeyler sorup duruyor. Sormasın artık!


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.