31 Mart 2010 Çarşamba

Intihabata çeyrek var!

Muhterem biraderim,

Malum intihabat ziyadesiyle takarrüb etmiş bulunmakta. İntihabat öncesinde ikmal etmek icab eden muhtelif işler hasebiyle seni biraz ihmal ettim. Lâkin, inan olsun çılgınlar gibi çalışıyoruz. Mektebimiz çün, darüşşifa çün, intihabat çün.
Takarrüb: 1- Yakınlaşmak. Yaklaşmak. 2- Zamanı gelmek. Vakti yakın olmak.
İkmal: Tamamlamak. Bitirmek. Mükemmelleştirmek.


Önce mektebden havadisleri vereyim.

Ashab-ı Şimalciler istifaen gidiyor
Ashab-ı Şimal: solcu

Yahu bizim ashab-ı şimalciler pek hızlı çıktı. Önce Dikiş Tutmaz gitti... General Sekreteriatsız kaldık!..

Şimdi de eskiden Konseyiz, artık safi Öfkeyiz Genal Danişmendlikden istifa etmesin mi? Bir de matbuata resim vermiş! Beyanatta bulunmuş! Heyyet hakkında, heyyet teşkili hakkında yok efendim "fesad karıştı", o önerdi, bu seçildi deyu mesnetsiz iddialarda, desteksiz ithamlarda bulunmuş!...


Neymiş efendim, onun istediği gibi heyyet teşkil etmemişiz!.. Neden onun dediği kişiler olmamış da, başkaları olmuş? Ba ba ba bak şindi oldumu? Oldumu şindi? Oldumu yaaa...

Sanki bu heyyet teşkilinin nasıl yapıldığını bilmezmiş gibi... yahu iklimi değiştirdik, coğrafyayı yamulttuk derken bu kadar demedik. Yani tamam de-dektörlüğüm süresince heyyet-i idareyi epeyce değiştirdim. Değiştirdim amma, bazı usuller varmış. Bunlar Erzurum-Mardin (2547) sayılı kanun-u esaside tertib edilmiş. Uymak mecburiymiş. Bana bile! taaccüb ettim!..

Efendim ilgili mektebin müdürlüğünden (vekil müdüre) 15 adet isim bildirilir imiş. Sonra heyyet-i idare toplantısında üyelere 1-15 arası rakam sorulurmuş. Çıkan isimler neticesinde atama heyyeti teşkil edilirmiş. Eeee, biz de böyle yapmışız!..
Ay vallahi şiştim muhterem biraderim! Nedir bu tümleşik Rüşdiye mensubu huzursuz ruhlardan çektiğim!

Matbuata açıklama yapması yetmez gibi, Öfkeyiz Genal bir de resim çekdirmiş.

Demiş ki,
Daha önce de bazı hususlarda mekteb-i idareyi ihtar etmiş idim. Heyyet olayı,. kupayı daşıran son damla oldu. Galeyana geldim, idare treninden burada iniyorum.

Önceki idareye laf söylemeden olmaz, Mahdum Satırcı'nın adam gönderip aldırmadığı kablolara dolanıp duruyorum.

Yahu muhterem ne yapacağım bilmiyorum. Bana kalsa, her zamanki gibi se-kurdah oynayacağım. Amma, "matbuat vasıtasıyla idareciler hakkında ithamda bulunmak" kovuşturma gerektirir bir suç imiş. Ota, çiçeğe, kırmızı renge soruşturma açtınız? Bakalım imdi ne yapacaksınız? deyu beklenir imiş. Taaccüb ettim!...
Yek - dü -se: 1 - 2 - 3
Kurdah: Maymun.

Tababet Mektebi intihabatı Nisan ayının ikinci günü ikmal edilecek


Tababet mektebinde yapılacak intihabatı, neticelerin Yüce Mekteb Kurulu'na gönderilmesini ve tayini yakınen takib ediyoruz
MSA - Mekteb Sever Akademisyenler

İşte haberler bunlar. Biraz da perde arkasından bilgiler vereyim:

Bizim vekil müdüremiz Tüüyalama Conta hanımefendi,

Ay vallahi idarecilikte gözüm yok! Eğer isteseydim, muhterem zevcim Sennehalt-ettin beni de-dektör vekili yapardı!.. İstesem şimdi bilem yapar. Amma ben istemiyom.  Aday olmam da istediğimden değil. Çok ısraar ettiler (valla bak). Arkadaşların ısrarını kıramadım.
diye prop-aganda ediyormuş.
Prop: 1-Destek, dayanak 2- Dayak 3- Desteklemek
Aganda: (Halatı) gergin tutmak
               (Bkz:Aganta Burina Burinata)
Prop-aganda: Desteksiz atıp tutmak

Yahu Sennehaltettinin derdi başından aşkın. Bir daha seçilmesi mümkün olsa, hadi seni de vekil yapsın. Amma velakin na-mümkün ve dahi pek müşgül bir vaziyette. Bu laflarına taaccüb ettim!



İşte böyle intihabat deyu bir yola girdik, gidiyoruz!

İntihabatımız matbuatta yer buluyor. Bir takım münafıklar, intihabatta birinci gelen namzedi Yüce Mekteb Kuruluna (YMK) bildirmeyeceğimi iddia ediyorlar. Hiç olur mu? Ben öyle yapar mıyım?

İntihabat neticelerini saygı ile kabul edeceğim, değerli matbuat mensubları!



Bu vesileyle buradan sesleniyorum. Sevdiğim bir namzedi seçin yahu!

Benim işaretlerime aldırmadan reylerinizi verecekseniz, tamam. Buna da amenna!..

Amma o zaman hiç değilse İPT (İttikâ'-i Problem-i Tedrisat) kalsın tedrisatımız aktif-faal olsun, ama ameli uygulamaları (stajları) eski haline (Buzul çağı dönemi kasdediliyor) çevirelim yahu. Bu talebeler habire soru sorup duruyor. Helak oluyoruz!.. Sigara odasında habire bu konuşuluyor. Bıktım vallahi!..


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

24 Mart 2010 Çarşamba

Mektebde Savârif-i Mamedik

Savârif: Değişiklik
Savârif-i Mamedik: Mamedik değişiklik

Muhterem biraderim,

Mektebde yaptığımız yoklamadan bahisle aldığımız önlemler neticesinde münafık gurubun fikrinin neticelere aksetmesine engel olmaya muvakkak olduk. Şükür!

Vekil-i Müdüre h Tüüyalama Conta hanımefendiyle daldan dala gezip dururken, ale-l-husus mektebdeki noksanlık ve tedrisattaki fazlalıklara deggin mübaraek fikriyatımızı beyan ediyorduk. Yaptığımız ictima' daima aynı resm ile istiftah ediyor idi.
Böylelikle, muallim ve dahi muallimelerimize
ve hatta talebelerimize,
hatta hatta talebelerimizin kız arkadaşlarına, hatta hatta hatta kız talebelerimizin erkek arkadaşlarına,
reng-ahenk, kaos içinde bir mekteb aldığımızı ifade ediyor idik.
Ale-l-husus: Hepsinden önce olarak.
İstiftah: Siftah etmek. Başlamak. Açmak


İttikâ'-i Problem-i Tedrisat ve yahut da Fiilen Tedrisat hususunda yaptığımız fikren yoklamada istenmedik bir takım neticeler çıkmasın deyu bir de önlem aldık. İlk iki soruyu şöyle tevdii ettik:

Sual 1- Kırmızı (Mor da olabilir) rengi severmisiniz?
             Evet             HAYIR

Sual 2- Çiçek (Sümbül, karanfil, menekşe) severmisiniz?
            Evet             HAYIR

Filhakika cevablardan "kırmızı menekşe" veya "mor erguvan" deyu gurub kurup, mektebdeki icraatımıza menfi eleştirilerde bulunanların kaatlarını ayırdık. Kanaatlarını dikkate almadık. Oh olsun!




Halbuysa  bizim idaremizin fevkaladenin fevkinde bir tatbikatı var!.. Görseniz taaccüb edersiniz!
Menfi Şikayet-ül İlam (MŞİ) tatbikatı!.. Böylelikle mensuplarımızı doğruuuca de-dektöre bağlıyoruz. Şahane oluyor!..
MŞİ: Olumsuz Geri Bildirim


Menfi Şikayet-ül İlam tatbikatımızda olduğu gibi, hani insanlar bu birime girip yazıyor. Çözebildiysek çözdük diyoruz, ya da çözmek için çaba gösteriyoruz. İnsanları insan yerine koymak çabası bu bir anlamda. İşte onda olduğu gibi fikirleri topluyoruz.

İşte böyle böyle Savârif-i Mamedik gerçekleşiyor. Hem iklimi değiştiriyoruz, hem de coğrafyayı yaa!..

Bu iklim değiştirme işini pek mühimsiyoruz. Tababet mektebinde olduğu gibi, değişikliğe direnen olursa vekil-mekil tayin ediyoruz. Fikrinizi soracağız! deyu ictima'  tertib ediyoruz. İklim istediğimiz gibi değişti mi bakıyoruz!..



İlk sorulara bakıyoruz iki soruda EVET cevabı varsa anlıyoruz. Bu mor menekşe mi, kırmızı sümbül mü veyahut da mor karanfil mi neyse işte öyle bir renkli çiçek gurubu var, idaremizi devamlı tenkit eden. Onları ayırd ediyoruz. Kaale almıyoruz. Nasıl ama, Bunu ben akıl ettim!..

Mektebde Savârif-i Mamedik- iklim değişikliğinden kim sorumlu

Hem iklimi hem de coğrafyayı değiştiriyoruz! Bunu da ben akıl ettim! Ne akıllıyım di mi?

Mamedik iklim...
               Mamedik coğrafya...
                           
                                      Mamedik eğitim...
                                                     Mamedik tarih...
Uyumlu bir idareyle mümkün!


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

17 Mart 2010 Çarşamba

Ecinnî mi çıkacak, Hinoğlu Hin mi çıkacak?

Ecinnî: Cin taifesinden bir fert.
Hinoğlu: Zamanın adamı, açıkgöz, hilekâr kimse. İblis, şeytan, zamane, cin fikirli.

Muhterem Biraderim,

Zaman kıtlığından mütevellid kısa kesmek mecburiyetinde kaldığım hikayeme devam:

Ne diyorduk, hah hatırladım. Duayen deyu ilan ettiğimiz, Karheb olduğundan mektebin sesi çıkmaz deyu vekil-i müdür-ü tayinini uygun bulduğumuz Tüüyalama Conta hanımefendiyle daldan dala geziyor, müstemzic eyliyorduk.
Karheb: 1- Yaşlı, ihtiyar. 2- Çok kıllı keçi. 3- Ulu ve şerefli kişi.
Müstemzic: 1- Soran, soruşturan. 2- Fikir yoklayan. 3-Anket için düşüncelerini soran.

Dedik ki, biz bir açılım yapacağız. Açılımın sonunda çok güzel neticeler alacağız. Bu sebeple, sizlere bir yoklama yapacağız. Görüşlerimizi, pardon görüşlerinizi alacağız.
Zaten neticede, mühim olan vekil de olsa müdürün fikriyatı,
         müntehab olamış, lâkin Kocabaşbaşın mürtezası olmuş de-dektörün hissiyatıdır.
Müntehab:  Seçilmiş. İntihab edilmiş. Beğenilmiş.
Mürteza:  Beğenilmiş. İhtiyar olunmuş.





İmdi, hakkını yemeyelim şu bizim Karheb Tüüyal ama Conta hanımla teşrik-i mesaîmiz pek verimli semerdâr geçdi. Kendisi
Semeridar,
elastiki
esnek
bir şahsiyet olduğundan,
de-dektörlük - Müdüriyet -Hekim Başlık

kooperatif mesaisine pek uyumsal bir davranış sergiledi.
Semeredâr:  Verimli, semereli, kârlı.

Netice itibariyla,
benim idarede, müdürlükte felan gözüm yok,
ununu elemiş, eleğini asmış, fani dünyadan eteğini çekmiş
güya bir hayır DUAsı için vekil müdür olayım diYEN
Tüüüü yalama Conta hanım intihabatta aday olmasın mı?

Olsun tabii. Ne var bunda diyeceksin? Helbet öyle...
Amma, sonradan anlaşıldı vehbinin kerrakesi !..


Meğer, vekil müdürümüzün hesabı şöyle imiş:
Müntehab Müdür Hakan var ya,
hani bir türlü ayağını kaydıramadığım, 
Karabahar'ın ayrı, Baskıcı Hüso'nun ayrı gıcık kaptığı
işte o intihabatta garanti namzet olur. Varan 1.

Bir de bizim fırt-time Süleman Oynak namzet. Hani intihabatı vaktinde yapacakmışız gibi, mektebde dolaşan!.. Etti mi 2.

Diyormuş ki, bizim vekil müdür. Eee, Yüce Mekteb Kuruluna üç isim gidiyor. Beni de üçüncü isim olarak fasulyeden listeye koyarlar. Bir yandan biz, bir yandan muhterem beyim Sennehaltettin Conta allem eder, kallem eder tayin işini ayartırız. Bak bak!.. Bizden neler öğrenmiş! Bizim de-dektör tayin edilmek için çevirdiğimiz fırıldakları, şimdi kendisi için uygulayacak. Hoşuma gitti vallahi!..

Filhakika, işler umud ettiğimiz gibi olmaz her zaman ya. Duyduk ki, üçüncü bir aday çıkacakmış. Hemi de ne gelirse kesici tabib. Dedim ki, bizim Dikiş Tutmaz olmasın? dediler yok, yok!
Ne gelirse kesici tabib: Genel Cerrah

Meğer Ha-gayrettepeliler de namzet çıkartmışlar. Üstelik de, hakikaten bizim departmandan. Kesici Tabib!
Ayıkla baklanın kaşını!...

Durum böyle olunca, bizim Tüü Yalama Conta hanımın etekleri tutuşmuş. Olmaz, alıştım, bırakmam, koltuk benim, ben koltuğun el ne karışırrr! deyu kükremiş. Derhal mektebe bir tamim göndermiş:

Mektebimizin aziz azası,

Mektebimiz müdür namzetleri tayin intihabatının sayacın sıfırlandığı gün yapılacağı bildirilmiştir.

De-dektörümüzü Uzman Kesici Tabib Mamet Hüzün tarafından mektebimize Müdür Vekili olarak görevlendirildim. Bu şanlı görevi yaparkene mektebimizin siz azlarından çooook büyük ekseriyeti benim de müdür namzetleri tayin intihabatına iştirak etmem husunda ısrarlı arzularını belirttiler. Benim de bu makamı ziyadesiyle arzu ettiğimi biliyorsunuz.


Mektebimizin yaşadığı bilinen bir gerçekliktir. Mektebimiz bütün yapılanlara rağmen halen hayattadır.
Bu sorunları hep birlikte çözmek,
de-dektörlük - Müdüriyet -Hekim Başlık teşrik-i mesaîmizi adapte olma özelliği yüksek personalitemle,
uysal, ağırbaşlı, itidal içinde sürdürmek amacıyla
ve yapıştığın koltuğu bırakmayacaksın anlayışım gereği
bu intihabatta namzet olmaya karar verdim.

Hak ettiğim reyleri vereceğiniz inancımla, saygı ve sevgilerimi sunarım.

Tüüyal ama Conta

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

15 Mart 2010 Pazartesi

Daldan dala atladık, intihabata yaklaşdık

Pek muhterem biraderim Turgut,


Bilirsin, Tababet mektebinde  takaddüm-ü müstakdim kıdemen mümkündür.

Filhakika, bir kaç hocamızla sigara odasındaki sohbetlerimizi sırasında bu hususta rahatsızlıkları yerinde müşahade ettim.

Koca koca hocalarımız, tütünün dumanını savura savura, gözlerini devire devire "Kıdemin hakkını yeme! Mektebi çoluk çocuğa teslim etme! Önce doğan, önde gelir!" deyu serzenişte bulundular. Eee, haklılar!..

Takaddüm: 1- Önde bulunma. İleri geçme. 2- Zaman veya mevki bakımından ileride olma.
Müstakdim: 1- İleride ve önde bulunan. İstikdam eden. 2- Çok ayaklı olan.

Netice itibarıyla, Mekteb çün Duayen, kıdemi bol bir vekil müdür tayin etmek çün bir yoklama yaptım. Lâkin, öyle herkeste hevesli çıkmadaı vekil müdür olmaya. Neyse derler ya hani "Her kör satıcının, bir kör alıcısı bulunur!" biz de bulduk, Tüyal ama Conta hanımı. Oğlusunu işe alırız, hem hanımdır mektebimizin  muallim ve muallimeleri pek kibardır. Hanım deyu, kıdemli deyu daha az ses ederler, duayen deyu tarif ettiğim bu muhterem, Sener ve Karheb* olduğundan mektebin sesi çıkmaz deyu hesab ettik. 
Sener: 1-Ulu kişi. 2- Kedi. 3- Boğaz kemiği. 4-Kuyruk sokumu.
Karheb: 1- Yaşlı, ihtiyar. 2- Çok kıllı keçi. 3- Ulu ve şerefli kişi.

Malum Tababet mektebinde intihabat yapmadan evvel, yapılması icab eden muhtelif ameller çün bir vekil müdür tayin etmiş idim. Garazımız bizden olmayanla, karşı çıkanla ortak bir dil geliştirmek deyu düştük yola.
Garaz :  Maksat, niyet, gaye, kasıt. Kötü niyet. Kin.

Sigara odasında bir de Tababet mektebinde başlayıp, mektebin her yerine sirâyet eden İttikâ'-i Problem-i Tedrisat ve yahut da Fiilen Tedrisat hususunda bir tartışma başlatma zaruretinden bahsediyordu. Hiç unutmam, bu konuyu konuşurken epeyce kalabalıktık. Tababet mektebi mensubu, beni de dahil eder isek neredeyse beş Tümleşik Rüşdüye mensubu  "Evet, evet, tartışalım" demişlerdi. Biz de böylece vekil-i müdür-ü Tüüyalama Conta hanımefendiyle birlikte daldan dala atlayarak,
bazı dallara ziyarete giderekden,
                       bazı dalları müdüriyete davet ederekden
kadro vaad ederekden,
                        yükseltmeyiz haa deyu tehdit ederekden
dileyin benden ne dilerseniz diyerekden,
                        kızarsak zırnık koklatmayızı hisettirerekden
fikirlerine ehemmiyet veriyormuş gibi yaparakdan,
                         de-dektör ne derse o olur diyerekden
tek tek basarakdan,
                         bade süzerekden,
                                      gücümüzü, kudretimizi isbat ederekden
turumuzu tamamladık sayılır. Mektebim nasıl hoş, sevimli, uysal, sevecen bir de-dektör olduğumu bizzat gördü. De-dektörlük intihabatı sırasında tertib edlen toplantılara gelenlerin sayısı iki elin, hadi olsun olsun iki el bir de ayak parmaklarını geçmediğinden hakkımda yanlış düşündüklerini de görmüş oldular!..


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.