24 Kasım 2009 Salı

Mahfuf, Mahsur, Müstazraf

Mahfuf: Zarar gelmesin diye etrafı çevrili, kuşatılmış.
Mahsur: Etrafı çevrilmiş. Muhasara altına alınmış. Hasrolunmuş. Hududlanmış. Kuşatılmış.
Müstazraf:  Etrâfı kuşatılmış. İçine almış.

Aziz ve Muhterem kardeşim Turgut Müteazzimane,

Kendimi bizahiti cümle dünyadan mahfuf zannederken birden mahsur ve dahi müstazraf olduğum fikrine kapıldım.
Yahu hani biz half-god ve yahut da yarı-tanrı sayılırdık. Canı kurtaran, ömrü uzatan neşter denen bıçak bizim ellerimizde "Tanrının kılıcı" halini almaz mıydı?

İş bu sebeple, birlikten kuvvet doğar diyerek neşterlerimizi biraraya getirdik. Allem ettik, kallem ettik ekseriyetin oyunu almasak da, kâh "neşterimiz var, oyarız!" diye tehdit ederek, kâh "gücümüz var, paylaşırız!" diye işbirlikçi yaratarak makamı gasbettik.
De-dektör fassad,
General Sekreteriat fassad,
Hekimbaşı fassad, her birimiz yek diğerinden fesad mektebi ele geçirdik.
Fassad: 1.Kan alıcı, kan alan. 2. Cerrah.
Fesad: Bozuk ve fenalık. Karışıklık. Haddi tecavüz edip zulmetmek



Her şey ne güzel başlamıştı oysa. Sonra daha koltuğumu ısıtmamış, makamımın arka odasındaki tadilat tamamlanmamıştı ki, Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini Hatun'un "half-god" değil de, "half-time" olduğumu ifşa etmesi gümledi. Birden işler karıştı. O karışık zamanlarda Mahdum-u Satırcı Darüş-şifa'da makamındaki toplantı odasının dinlenme, keyif çatma odasına çevirmekle meşgul olduğundan, başmuallimliğe bile pek gelmemişti. Bak unutmuşum!

Sonra ismi lazım değil rakibem, bu ifşaatla da yetinmedi. Tuttu beni kadıya şikayet etti. Üstelik de ilk raundu kazandı, daha yeni yürütmeye başlamıştık ki, "yürütmeyi durdurma" kararı alındı.

Sağolsun, o dönemdeki katkılarını unutmak mümkün değil, hepimiz ziyadesiyle borçluyuz kendisine Dikiş Tutmaz kardeşim sayesinde üst mahkemenin kararı bozmasını sağlayacak bir takım destekçi muhalif (hani fotosentez solcusu dediklerinden) gugukçular da bulundu da, yürütmenin devamı sağlandı. Eee, her şey Başbaş ve dahi Kocabaşbaş'ın telkinleriyle gerçekleşemiyor. Bazen de işbirlikçiler gerekiyor!..

Bu sayede muhakeme sürecini uzattıkça uzattık. Tavsattıkça tavsattık!.. Nihayetinde heyet başkanı oldukça yüksek bir mevkii ile taltif edilerek Erzurum'a tayin oldu!
Biz de bu arada mektebin her alanına el attık!


Her alanda yeni destekçiler, yeni işbirlikçiler yaratmaya gayret ettik.

Tağyir, Tehdit ve Taaccüb!..
Mevki, Makam, Zülf-i Yâr!..

Riya, İhlâs ve İnkâr!...
Yol gösterenimiz DECCAL!..

şiarıyla hareket ettik.
Tağyir: Değiştirme
Zülf-i Yâr: (Mc) Menfaat, fayda, çıkar.
Riya: Özü sözü bir olmamak. İnandığı gibi hareket etmeyiş. İki yüzlülük etmek. Gösteriş için yapılan hareket.
İhlas: Müşteriyi aldatmak. Müflis olmak.


Üstelik de etrafımıza bir sürü destekçi (güya muhalif, güya hükümet karşıtı, güya milliyetçi yahut da solcu, aslına bakarsan hepisi düpedüz goygoycu) toplamayı da başardık.
Goygoyculuk: Her koşulda, her zamanda ve her yerde iktidarın yanında bulunma ve nimetlerinden yararlanma sanatı, daha doğrusu hastalığıdır.


Lâkin, Mahdum-u  Satırcı Bilader'lerin başına gelenlerden sonra kara kaygılardayım azizim.
Her suçun bir cezası var diyor hukukçular.
Mektebde olanlardan birinci derece De-dektör ve General Sekreteriat (Ah Dikiş Tutmaz nasıl uzadın hemen) sorumluymuş.
DarüşŞifa'dan de-dektör ilen hekimbaşı sorumluymuş.




Darüşşifanın ih-ha-le namusuna halel getirdi deyu alıp götürdülerdi İbomu. Az kalsın geri de vermeyeceklerdi. Zor kurtardık ellerinden. O da şimdi muhakeme altında.

Mekteble alakalı olarakdan beni de alırlar mı? Tevehhüm, Tahaşşi ve Teşennüc içindeyim!..

Tevehhüm:  Evhamlanmak. Az tehlike ihtimâli olsa çok korkmak. Yok olanı var zannetmekle ye'se ve korkuya düşmek.
Tahaşşi: (Haşyet. eden) Korkmak. Çekinmek. Ürpermek.
Teşennüc: 1- Buruşuk olma, buruşma. 2- Adalelerin gerilip büzülmesi, kasılması. 3-Korkmak. 4-Titremek.

Çok kıymetli muallim okurlarımız,
Muallimler gününüz neş'e içinde geçsin.
Yolunuz her daim bilim ve dahi sanat'ın ışığıyla aydınlansın.
Yayın Kurulu



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

23 Kasım 2009 Pazartesi

Asr-ı Cedid'i gordun mu?

Asr: Asır, Yüzyıl
Cedid: Yeni
Asr-ı Cedid: Yeni Asır

Sevgili kardeşim,

Yahu şu muhabirleri susturmak ne zormuş. Güya aleyhimizde olmayan metbuatın yaptığı neşriyata bakarmısın?

Son mektubumda hani üstü örtülü olarak bahsetmiş idim:
Bu arada neler oldu senin haberin yok! Bizim Mahdum-u Astar'ı zor bela kurtardık mahbusiyetten. Yani en azından birini, hiç değilse şimdilik. Bu da mühim elbette amma, ne zorluklara göğüs geldim bir bilsen. Kolluk kuvvetleri İbo'mu alıp götürünce Vekilharç Hekimbaşlar panik çünde beni aradılar.
http://mametgunluk.blogspot.com/2009/11/beyhos-oldum-azizim.html


Mektub mu ellerine geçti, nereden haber aldılar bilinmez, doladılar dillerine her gün Mahdum-u Satırcı hakkında bir haber neşrediyorlar. Sen tanımazsın herhalde, bizim Hekimbaş Satırcının biladeri kendileri.
Mahdum-u Bilader Satırcı!..

http://www.yeniasir.com.tr/HayatinIcinden/2009/11/21/tecavuzcu_profesore_6_yil_hapis_cezasi


Bu muhabir taifesini bilirsin. Bir taraftan başladılar mı işleri karıştırmada üstlerine yoktur.
Başbaşımı da arayamıyorum ki, neşriyata engel olsun. Zinhar müşkil durumdayım!..

Bu matbuat taifesi beni de icbar edip durmakta. Zor bela bir mülakat verdim. Dedim ki:
A, aaa. Vallahi sizden duydum.
Mahkeme kararıyla benim ilgim yok!
İlk defa sizden duyuyorum.
Daha yeni yükseltilmiş Üstad ünvanı verdiğimiz bir meslekdaşımız. O da bizler gibi garib bir kesici tabib.
Hızlıca yükseltelim deyu, alel usul raporlarını gönderttik. Halloldu sandık.
Bize Mahdum-u Satırcı'nın Üstad olanı iki günden fazla yatmaz demişler idi.
Haberi duyunca taaccüb ettim!..

Yahu adam hakkında hıyab edilen fiiller ilzam edilmiş. Luzum-u mahpushane kararı verilmiş. Cümle dosyaya itirazlar edilmiş, bir müddet evvel verilen ceza temyiz muhakemesi tarafından tasdik edilmiş.
Adam da sırra kadem basmış. Bir süredir ortada yokmuş. Yakalanamamış.
Biraderi hekimbaşı, onu konuşturamamışsınız bana ne soruyorsunuz, değil mi?  Tadarug ettim!
İlzam: Muaraza veya muhakemede delil göstererek muhalifini susturmak, iskât etmek. Söz ve fikirde galibiyet. İltizam ettirmek. İsnad ve isbat etmek.
Tadarug: Sıkılmak.

Devrisi günler de bir akl-ı evvel muharrir peşime düşüp de: " Peki sayın de-dektör. Madem ki bu muhterem şahıs bir müddettir ortada yok. Nasıl oldu da, Üstad ünvanı almak üzere başvuruda bulundu?
Nasıl oldu da başvurusu hızla işleme konuldu?
Ortada olmadığı, işyerinde bulunmadığı halde, nasıl oldu da ünvana layık bulundu?
İşe gelip gelmediğini takibe yetkili olan çalıştığı yerdeki kesici tabibler başı değil mi? Bu zat-ı muhterem de biraderi değil mi? Bu konuda bir şey yaptınız değil mi?
diyerek den eyyam-ı maziyyeyi de karıştırmazlar mı?
Eyyam-ı maziyye: Geçmiş günler.


Off, of Kıllet-i Nukud'dan kurtulacağız, yedi ceddimiz rahat edecek derken, İksa-yi Kalb ve dahi Hadşe-i Derun'a gark olduk azizim!..

Kıllet-i Nukud: Para darlığı. Para sıkıntısı.
İksa-yi Kalb: Gönül sıkıntısı, iç darlığı.
Hadşe-i Derun: İç sıkıntısı, gönül üzüntüsü.




                                                Şiştim, vallahi şiştim!



Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

20 Kasım 2009 Cuma

Gunluk yazmaktan bıktım

Sevgili kardeşim Turgut,

Günlük yazmaktan sıkıldığımdan değil de, ne yazsam ne konuşsam bir takım münafık muhalifler tarafından an-kasdin neşriyata münakale edilerek, muhtelif mecralarda aleyhimde kullanılıyor. Bu husus beni son kertede bedbaht veyahutda bedhah ediyor.
An-kasdin:  Kasd ve niyet üzere, mahsûsen.
Münakale: Taşımak, ulaştırmak, aktarmak.
Bedbaht: Bahtsız, talihsiz, bahtı kara.
Bed-hah: Fenalık isteyen. Herkesin kötülüğünü isteyen. Kötülük isteyen.

Bu müşkül vaziyetten kurtulmak için bu hususta uzman kişi olan pek bilgili dostum Vahvah Cicim ilen bir araya geldik. Kendisi konuya vakıf, bu hususlarda uzman olduğu için bana pek güzel gelen bir fikir teklif etti.
Daha sarih biçimde ifade edebilmek çün, fikrini kalabalıklara pek latif bir şekilde ifade etmiş. Beni,m pek hoşuma gitti. Bir de senin fikriyatını bilmek isterim. Bundan sonra feysbuk'ta mı buluşsak?

Kestane kebab
Acele cevab

Hüzün-lü Mamet




http://www.youtube.com/watch?v=5RLIjp2iQM0
Vahvah Cicim (Seslendiren: İsmail yk)  - Çılgın Feysbuk


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

19 Kasım 2009 Perşembe

Beyhoş oldum azizim

Beyhoş: (Bihûş) Şaşkın. Akılsız. Deli. Serseri.

Yahu ne güzel alıştırmış idim kendimi. Gittim, gidiyorum deyu. Şimdi işin yoksa uğraş dur civarındaki Danişmendlerle dediğini duyar gibiyim.

Hibren bildiğin üzre, mabadımın üzerine oturacağı bir tabban icab eder deyu, bilcümle meczubu, divaneyi, sağcıyı ve dahi solcuyu etrafıma toplamış bulunmakdayım. Hattı zatında, akrebimde komonisler dahi bulunmakta. Amma velakin bu komonis taifesi pek renk renk olur imiş. Bir bilen zat-ı muhteremin buyurduğu üzere benim akrebimdekilerin ekserisi YEŞİL komonis sınıfına dahledilirmiş!..
Hibre:  (Hibret) Bir şeyin iç yüzünü hakkı ile bilmek.
Akreb: En yakın. Daha yakın. Ziyade yakın.

Bunu duyunca pek güldüm. Hadi Mahdum-u Satırcı kızdı bu lafa da, Karnabaar beg sen neden alınıyorsun? Senin yeşilliğin bizahiti klorofilden geliyor zahar!.. dediğimde Karabaar begin suratını görmeliydin azizim.

Karabaar beg ve dahi zevcesi Seyyare hanım ve bizahiti çevreleri pek de solcu geçinirler. Daha geçenler arkadaşlarıdır oyalansınlar deyu, Kocakafa begin başkanlığında bir kürsi oluşturduk bunlara. Cedidi -Dih enstitüleri Kürsisi!... Hüda olarak Kocakafa begi atadık başına, o da elimden kapmasınlar deyu, zevcesini de almış yanına. Hep birlikte temerküz edecekler herhal! Taaccüb ettim!
Dih-hüda: Köy kâhyâsı, köy ağası.
Kürsi: 1- Oturulacak yüksekçe yer. Câmilerde vâizin, medreselerde müderrisin oturduğu yer. 2- Taht, serir. Erike. Koltuk. 3- Kaide. 4- Merkez.
Temerküz: Merkez tutma, merkezleşme. Bir merkezde toplanma. Yığılma. Birikme.

Böyle bir sürü tatlı su solcusu var her tarafta!

En renklisi, her ortama uyan, renk değiştirme uzmanı bizim Sakallı Parule oğlan idi. Lâkin pek erken terk etti gemiyi. Şimdi uzaktan bakıp, yahu  hâlâ batmadı gemi deyu hayıflanıyordur. Eee, o kadar erken kaçmayaydın Dikiş Tutmaz! Şimdi otur odanda, yap fotosentezini!


Bak bu lafımı da beğendim. Karabaar beg ile bizim Mahdum-u Satırcı İbo'ya sorayım, KLOROFİL SOLCUSU lafı mı daha iyi, FOTOSENTEZ SOLCUSU mu?
Gerçi farketmez, her ikisinin de rengi yeşil değil mi?

Bu arada neler oldu senin haberin yok! Bizim Mahdum-u Astar'ı zor bela kurtardık mahbusiyetten. Yani en azından birini, hiç değilse şimdilik. Bu da mühim elbette amma, ne zorluklara göğüs geldim bir bilsen. Kolluk kuvvetleri İbo'mu alıp götürünce Vekilharç Hekimbaşlar panik çünde beni aradılar. Ben de mecbur kaldım Başbaşımı aramaya. Bir sinirlendi, bir öfkelendi sorma. Bilirsin tersi pek zordur. Bağırmaya başlayınca telli iletişim olsa da kâr etmez. Dinlerken bir kulağım duymaz oldu. Neyse ki, Guş-Şâmme-Ahiyane müderrisi bir kesici tabib arkadaşımızın zevcesini de Yap Kap işlerinin başına getirmiş idik. Arkadaşımız da parçalı-zamanlı çalışıyor. Neyse ki mekanı yakın. Haber ettiler geldi. Kulak sağır olmadan kurtardık. Yaa, bir de liyakata bakmadan tayinler yapıyorlar deyu ardımızdan laf ediyorlardı. Koskoca baş-muallimin kulağı bu tayin sayesinde kurtuldu! Ne ileri görüşlüymüşüm, taaccüb ettim!
Mahbusiyet: Hapislik, mahbusluk. Hapis kalınan müddet
Guş: Kulak
Şâmme:Burun
Ahiyane: (Tıb)Boğaz

Kulağımın acısına daldım. Konuşmayı aktarmadım:
Ben : Sayın başbaşım. Bir yanlışlık olmuş galiba. Benim zat-ı Alinize, takdim etmiş olduğum, dosyada, Quarantina Island olarak yazılmış, olan, ifade, Klazomenai isimli, şirin ilçemiz, de, bulunan Quarantina adasına ilişkin talebimizi ihtiva etmektedir.
Lakin , bu gün, Kolluk kuvvetleri, Darüş-Şifayı tek tek basaraktan, bade süzerekten, inci dizerekten ziyarete gelmişler, üstelik de Gel canım, gel amman diyerekden Mahdum-u Astar'ı kapıp götürmüşler. Operasyonun adı Quarantina-2 imiş.

Başbaşım: NE DİYORSUN MAMET ABİ. ZATEN İŞİM BAŞIMDAN AŞKIN!

Ben: Diyorum ki, bir de Quarantina -1 var idi. Hani binbir zorluk ile, iade-i itibarla görevine iade etmiş olduğumuz sevgili dostumuz, Alaaddin'in sihirli lambasındaki cin gibi olan bir çalışanımızı alıp götürdüler. Cin gibi adam, buhar oldu gitti. Aylardır ortada yok! Hadi onu anladık, Mahdum-u Satırcı'da aylarca yok olursa, buharlaşırsa ne yaparız. Bi el atsanız?



Başbaşım: YAHU BİZ SİZİ BUNUN İÇİN Mİ DEVŞİRDİK BU GÖREVE. NEŞELİ BİR GURUP OLUŞTURACAĞIZ, MAHALLİ İDARELER İNTİHABATINDA DA ON PUAN FARK ATACAĞIZ DEDİNİZ. SONUÇLARI GÖRDÜK!
O KADAR ADAMSINIZ, BİR İH-HA-LE İŞLERİNİ HALLEDEMİYORSUNUZ! BIKTIM YAHU SİZİN BECERİKSİZLİKLERİNİZDEN.
TAMAM BU DA HALOLUR. AMMA, BİR DAHA BÖYLE BİR HABER ALIRSAM. İŞTE O ZAMAN KÜLAHLARI DEĞİŞİRİZ.

NEŞELİ BİR GURUP, ORMAN ÇETESİ GİBİ DEDİK, ORGAN ÇETESİ ÇIKTINIZ!




Neyse, kızdı mızdı amma çıkarttı bizim İboyu. İki gün kaldı amma, dediğim gibi vekilharçlar fena halde paniklemiş. Bizim Baskıcı Hüso ardına kocca bir resim asmış: O ŞİMDİ POSTER!..



Makas-el Baytar'da çocuk filmlerinden birini tekrar tekrar seyredip duruyor.


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

18 Kasım 2009 Çarşamba

Mamedin dünyası


Yahuhani beni kadıya şikayet etti deyu ismini anmak istemiyorum Hakketten Çeşm-i İstikbal-bini hatun'un müracaatını  Kadı geri çevirmiş deyorlar.

Duydum, duydum, duydum amma inanamadım. Eee, şimdi ben de-dektör olarak kalacak mıyım?

Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Mission olmazsa, Pigeon impossible...




youtube bağlantısı için link:

http://www.youtube.com/watch?v=jEjUAnPc2VA


Günlükte adı geçen kişi ve olaylar tamamen hayal ürünü olup, gerçek kişi ve kurumlarla benzerliği sadece tesadüften ibarettir.